TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

1934 Avusturyası'na bakarken, 2017 Türkiyesi'ni görmek!

Bu yazıyı kaleme almamın nedeni, Avusturya’da 12-14 Şubat 1934’te meydana gelen toplumsal, siyasal olayların yıldönümü olması ve 12 Şubat günü bir dizi anmanın gerçekleşmiş olması. Türkiye’nin ismine, sadece başlıkta ve giriş paragrafında rastlamakla yetinecektir okur. Çünkü, ben bir karşılaştırma yapmayacağım. Avusturya’da, “iç savaş” diye tarihine geçen “beş gün”ün öncesi ve sonrasını anımsatacağım. Karşılaştırma, okuyanlar tarafından ve kendiliğinden yapılmış olacak.

HÜSEYİN ŞİMŞEK

Viyana
– Viyana’nın Brigittenau Belediyesi’nin Höchstädt Meydanı’nda (Höchstädtplatz) saat 14:00’te bir anma olacak. “Şubat 34’ün İzinde: Dün ve Bugün Faşizme Karşı Durmak” adlı bir anma. Anma başladı, 20-25 kişi kadarlık bir katılımla. Organize eden kurum sayısı ise beş: Emek Partisi (Partei der Arbeit), KPÖ Brigittenau Seksiyonu, İşçi Odası fraksiyonu KOMintern, komünist gençlerin örgütü KJÖ Wien ve KSV Wien. Aynı bileşenler, benzer bir anmayı Döbling Belediyesi’ndeki Karl Marks Hof’ta da yapacak. Biz, iki www.hallac.org çalışanından başka, Türkiye kökenli bir Avusturyalıya rastlayamadık. Avusturya’da 83 yıl önce yaşananlarla, bugün Türkiye’de yaşananlar arasında birçok benzerlik göreceksiniz. Ama biz Türkiye kökenliler, 53 yıllık bir tarihini paylaştığımız Avusturya’yla ne ilgiliyiz, ne de kelimenin gerçek anlamında “özne”yiz.

Avusturya’da bir cumhuriyet sisteminin kurulması gündeme geldiğinde, iki farklı cumhuriyet öngörüsü vardı: Burjuva demokratik bir cumhuriyet ve sosyalist bir cumhuriyet. Bu iki seçenek etrafında yaşanan siyasal saflaşma ise şöyleydi: Alman-Avusturya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (Sozialdemokratische Arbeiterpartei Deutschösterreichs-SDAPDÖ), Hıristiyan Sosyaller (Christlich Sozialen–CS) ve Büyük Alman Halk Partisi (Großdeutschen Volks Partei–GDVP) “demokratik bir cumhuriyet”ten; Avusturya Komünist Partisi (Kommunistische Partei Österreich-KPÖ) ise sosyalist bir cumhuriyetten yanaydı. Öte yandan bu partilerin, silahlı milis güçleri de bulunuyordu. SDAPDÖ’nün Halk Savunması (Volkswehr), CS ve GDVP’ın Vatan Savunması (Heimwehr), KPÖ’nün Kızıl Muhafızlar’ı olmak üzere. SDAPDÖ’nün milis güçleri, 1923-24 yılları arasındaki yapılanmayla “Cumhuriyet Savunma Birlikleri” (Republikanische Schutzbund) adını alacaktı.

Yıkılan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Almanca konuşulan bölümünde nasıl bir cumhuriyet kurulacağı konusunda başat konumda olan güçler; SDAPDÖ, CS ve GDVP idi. Yani bir sosyaldemokrat, iki sağcı parti. Bu üç parti bir konsensus sağlayarak, 21 Ekim 1918’de “Geçici Ulusal Meclis” kararı aldılar. İlk geçici cumhuriyet hükümetini ise, 30 Ekim 1918’de kurdular ve  başbakan olarak da SDAPDÖ’den Karl Renner görevlendirildi. Cumhuriyetin sınırları, “Habsburg hanedanı topraklarının Almanca konuşulan kesimleri” şeklinde belirlenip, adı 12 Kasım 1918 günü “Alman-Avusturya Cumhuriyeti” olarak ilan edildi. Aynı gün, “sosyalist bir cumhuriyet” kurulmasından yana olan KPÖ, kitlesel bir gösteri düzenledi. Gösterilerde, “Yaşasın sosyalist cumhuriyet” pankartları taşınıp, aynı içerikli sloganlar atıldı. Fakat bu eylemler, aynı gün içinde bastırıldı.

Kurulmakta olan cumhuriyetin esaslarına yönelik alternatif konumda olan KPÖ idi, ama bu parti en güçlü döneminde bile yekpare bir yapıya sahip değildi. Farklı fraksiyon ve grupların bir toplamına denk geliyordu. Savaştan sonra SPÖ‘den atılan gençlik derneği üyeleri, SB’den geri dönen eski savaş tutukluları, Elfriede Friedländer‘nın başını çektiği fraksiyon, Franz Koritschoner etrafında toplananlar... Ki bu fraksiyon ve gruplar, kısmen birbiriyle çatışma halindeydi. Bir parti çatısı altına girmiş olmaları birlikte güçlenmeye yol açacakken, içerden birbirlerine karşı ayakbağı olma işlevi üstlendiler. Böyle bir KPÖ’nün, Almanya ve Macaristan’a göre çok sınırlı sayıda kurulan Avusturya’daki “sovyetik yapılar”da hakim olmaları ve tutunmalarını zorlaştırdı. CS ile koalisyon kabinesi kuran SDAPDÖ, KPÖ’nün “sovyetler”deki konumunu kısa zamanda bertaraf etti ve 1919 ortalarında KPÖ, yeni devlet için tehlike olmaktan çıkarıldı.
 
Sosyalist cumhuriyet isteyen KPÖ, tehlikesiz bir konuma itildikten sonra, Kurucu Meclis ülkeyi Şubat 1919’da seçime götürdü. Oluşan ilk seçimli meclisten de SDAPDÖ-CS koalisyonu çıktı. Sonraki önemli gelişme, savaşı bitiren ve yeni dönemin devletlerine şeklini veren asıl anlaşma olan St. Germain Antlaşması’nın 10 Eylül 1919’da imzalanması oldu. Avusturya’da kurulmuş olan cumhuriyet de yeni bir yönelime girdi. Cumhuriyetin adı, “Avusturya Cumhuriyeti” (Republik Österreich) olarak değişti. Bugünkü devlet sınırları, kesin halini aldı. 1 Ekim 1920’de, Birinci Cumhuriyet Anayasası açıklandı. Kuruluş aşamasının Devlet Konseyi kaldırıldı, iki kanatlı Federal Meclis (Bundesversammlung) oluşturuldu: Millet Meclisi (Nationalrat) ve Eyaletler Meclisi” (Bundesrat) olmak üzere.

“İstikrar” için açık diktatörlüğe sarılmak

Avusturya Cumhuriyeti, üç partinin konsensusu sonucu kurulmuş, bunlardan ikisinin koalisyon hükümetleriyle ayakta kalmaya çalışıyordu. Fakat, sosyaldemokratlar ile hıristiyan sosyallerin bu koalisyon hükümetleri “istikrar” sağlayamıyordu. 1918-20 arasındaki iki yılda, iki koalisyon hükümeti kurulmuş ve yıkılmıştı bu yüzden. 1920’de üçüncü kez seçimlere gidildi ve CS (hıristiyan sosyaller) birinci parti oldu. SDAPDÖ, Birinci Cumhuriyet boyunca bir daha iktidara gelmemek üzere muhalefete düştü. Sosyaldemokratlar, sadece (ülke nüfusunun üçte birini barındıran) Viyana eyaletinde çoğunluğa sahip olmayı sürdürdü.

Birinci parti konumuna yerleştiği 1920’den itibaren CS, otoriter bir devlet yapısına yöneldi. Bunun, açık faşizm halini alması sonraki yıllarda gerçekleşti. Bu partinin, burjuva anlamda bir demokratik işleyişi bile yavaş yavaş rafa kaldırmasının en etkili araçlarından biri, yürütmeyi belli bir süreklilik içinde güçlendirmek idi. 1929’da, Anayasa’da yapılan değişiklikler buna yönelikti. En önemli maddeler, devlet başkanına bakanları atama ve olağanüstü hal ilan etme yetkilerinin tanınası oldu.

1920-30 arasındaki on yıl, CS’nin devleti kendine göre yapılandırdığı yıllardı. Kasım 1930 seçimleri, bu açıdan da oldukça önemsenecekti. Sosyaldemokrat SDAPDÖ, uzun bir aradan sonra tekrar birinci parti konumuna geldi. Fakat birinci parti olmak, tek başına hükümet kuracak bir başarıya tekabül etmemişti. Bu arada, aradan geçen on yıllık zaman, SDAP ile CS arasındaki birçok “köprü”yü uçurmuştu. “Cumhuriyetin kurucu koalisyon partileri” havalarından oldukça uzaklaşmışlardı. Hal böyleyken, SDAPDÖ yeni koalisyonda CS ile birlikte hükümet etmeyi tercih etmedi. Ki 1930 seçimlerinin önemli bir özelliği de şuydu: İtalyan modeli faşist partiye dönüşmüş olan “Vatan Savunması” (Heimwehr) ilk kez meclise girmiş ve 8 milletvekili kazanmıştı. Hükümeti yine CS, ama bu kez sadece Alman milliyetçi GDVP’a değil, açık faşist bir parti olan Heimwehr’e güvenerek kurdu.

Aynı dönem için, kısaca komünistlerin durumuna da değinmekte fayda var. 1921’de, sosyal-demokrat SDAPDÖ’den önemli bir sol grup koptu. Josef Frey’in liderliğinde örgütlenen bu grup, “Yeni Sol Grup” adıyla anılıyordu. İşte bu “Yeni Sol Grup”, 1930 seçimleri öncesinde KPÖ’ye katıldı. Ne  var ki bu genişlemeye rağmen, komünistler parlamentoya girmeyi başaramayacaktı. Zira, partiye yeni grupların katılması, topyekün bir güçlenmeye değil, içerdeki fraksiyon kavgalarının çeşitlenip çoğalmasına hizmet etmeye devam ediyordu.

Bu koşullarda, 1932’de eyaletlerde yerel seçimlere gidildi. Almanya’da Adolf Hitler’in önderliğindeki NSDAP tarafından büyük maddi yardımlarla desteklenen Avusturya Nazileri, siyaset sahnesinin yeni etkili aktörleri arasına katıldı. Muhafazakar oyların bir bölümünü alınca, hemen genel seçime gidilmesini talep eder oldular Avusturya Nazileri. Birinci parti olmalarına rağmen muhalefette kalan sosyal demokratlar da bu talebi dillendirmeye başladılar. Bu kez, sadece birinci parti olmakla kalmayıp, parlamentoda çoğunluğu elde edebilecekleri umudunu taşıyorlardı. Fakat seçimler ne Avusturya Nazileri’ne ne de sosyal demokrat SDAPDÖ’ye yaradı. CS’nin bayrağı altında Austrofaşist devlete zemin hazırlayacaktı.

Açık diktatörlüğe hazırlık iç savaşa götürdü

1933’te yapılan erken genel seçimlerden sonra, yeni hükümeti yine CS kurdu. Engelbert Dollfuß başkanlığındaki hükümet, sadece “tek oy”luk bir çoğunluğa sahipti. “Güvence”den yoksun bir hükümetti yani. “Güvence”den yoksun böyle bir hükümetin başında ise, burjuva demokrasisini önemsemeyen bir lider, yani Dollfuß vardı. Dollfuß, “Batı tipi parlamenter rejimler, Orta Avrupa hükümetlerine zorla kabul ettirildi” diyor ve devam ediyordu: “Bu rejimler, askeri yenilgilere açık ve sosyalist devrimler karşısında korunaksızdır.” Bunları söyleyen Dollfuß, ülkedeki sağcı, milliyetçi paramiliter grupları etrafında toplamayı da ihmal etmedi. Toplumsal düzenin, “otoriter bir rejim”le mümkün olabileceğine karar verilmişti artık.

Dollfuß, aradığı fırsatlardan birini, “4 Mart darbesi” olarak tarihe geçen kriz üzerinden yakalayacaktı. Mart 1933’deki bir meclis tartışması, Ulusal Meclis başkanı ve iki başkan yardımcısının istifa etmesine neden olmuştu. Dollfuß bu gelişmeleri öne sürererek, “parlamento çalışamaz hale gelmiştir” dedi ve Ulusal Meclis’i devre dışı bırakıp, ülkeyi “olağanüstü hal kararnameleri”yle yönetmeye başladı. Kendisine yakın olmayan demokratik kitle örgütlenmelerini, sendikalarını yasaklamaya koyuldu. KPÖ, bu dönemde tamamen yerlatına çekilmek zorunda kaldı. Dollfuß, kendinden olmayan bütün kurumları yasaklar, kapatırken aynı süreçte, “Anavatan Cephesi”ni inşa etmişti. Bu cephenin dışındaki hiçbir kuruma hayat hakkı tanınmayacaktı.

Hayat hakkı tanınmayacak kurumlara, muhalif siyasal partilerin katılması da yakındı. Dollfuß açısından tek sorun, uygun bir zamanı beklemekti. 1933 1 Mayıs’ı geldiğinde, geleneksel olarak sosyaldemokrat SDAPDÖ’nün organize ettiği Ring Bulvarı’ndaki (Ringstraße) yürüyüş ve miting yasaklandı. Bu anti-demokratik gidişata nasıl “dur” denileceği konusunda kesin ve net bir strateji belirleme sorunu yaşar oldu muhalefet kesimi. Bu arada, Ekim 1933’teki son genel kurulunda, SDAPDÖ isminde bir değişikliğe gitti. “Alman-Avusturya” aidiyet tanımı, yerini “Avusturya”ya bıraktı. Avusturya Sosyaldemokrat İşçi Partisi (Sozialdemokratische Arbeiterpartei Österreichs-SDAPÖ) şeklini aldı parti adı.

Girişte, partilerin silahlı milis gücüne de sahip olduklarını yazmıştık. Dollfuß, 1934 yılına bu milis güçlerinini muhalif olanlarına karşı yasaklama kararları getirerek girdi. Milisler, silahsızlandırılıp lağvedilecekti. Bunun ilk adımı, 12 Şubat 1934 Pazartesi günü, Oberösterreich (Yukarı Avusturya) eyaletinin başkenti Linz’de atıldı ve Avusturya’nın tarihine “içsavaş” olarak geçen o “beş gün”e girildi. Polis, SDAPÖ’nün milis gücü “Savunma Birliği”nin (Schutzbund) toplandığı Linz parti lokalini işgal etti. Viyana’nın Simmering Belediyesi’nde bir polis komiseri, gözaltına almak istediği bir işçiyi vurarak öldürdü. 12 Şubat’ın ilk kurbanı, Franz Havlicek adlı bir işçi oldu. Bunun üzerine, SDAPÖ’nün Viyana’daki merkezi harekete geçti ve bir oy farkla genel grev kararı aldı. Viyana Belediye Başkanlığını elinde tutan SDAPÖ’nün genel grev kararıyla, bütün Viyana elektriksiz bırakıldı. Bu, genel grev için verilmiş bir sinyaldi aynı zamanda. Komünistlerin de desteklediği genel bir direniş örgütlenecek gibi görünüyordu.

Dollfuß, emrindeki bütün polis, ordu ve “Vatan Savunması” milislerini seferber etti. Polis gücünü Viyana Belediye Sarayı’na saldırtarak SDAPÖ’lü Belediye Başkanı Karl Seitz’ı görevinden uzaklaştırdı ve partiyi, bağlı dernekleri, sendikayı, işçi bankasını yasakladı. Hükümet, radyodan sıkıyönetim ilan ettiğini açıkladı. Viyana, St. Pölten, Steyr, Wörgl, Weiz, Eggenberg bei Graz, Kapfenberg ve Buruk an der Mur gibi kentlerde etkili oldu genel grev çağrısı ve silahlı direniş. Viyana’daki ilk silahlı çatışma Ottakring Belediyesi’nde bulunan Sandleiten Toplu Konutları’nda meydana geldi. Döbling’deki Karl Marks Hof’a, Favoriten’deki Reumannhof’a, Meidling, Matzleinsdorfer, Hietzing, Simmering’e sıçradı.

Ama kısa sürede görüldü ki SDAPÖ, böyle bir genel direnişe hazır değildi hiç de. Hatta bu çatışmalar, genel merkez için beklenmedik, sürpriz gelişmeler olmuştu. Kendini, devletin polis ve ordu güçleriyle çatışan konumda buluveren bir şaşkınlık yaşadı. Devlet güçleri ile Cumhuriyetçi Savunma Birlikleri arasındaki silahlı karşılaşmalar, belli noktalarla sınırlı kaldı. Ne ülkenin, ne de her bir eyaletin veya kentin geneline yayılamadı. Böyle bir durumda, Dollfuß için “Şubat ayaklanması”nı bastırmak çok da büyük bir sorun olmadı. Beş gün içinde, bütün muhalif güçler dağıtıldı ya da yeraltına itildi. Ayaklanmanın sonucunda 300 kişi öldü ve binlerce kişi yaralandı. Başta Karl Renner ve Karl Seitz olmak üzere çok sayıda sosyaldemokrat yönetici tutuklandı. Otto Bauer ve Julius Deutsch, Çekoslovakya’ya sığındı. 1.200’den fazla üyesi ve taraftarı tutuklanan Cumhuriyetçi Savunma Birlikleri’nin lider kadrolarından 9'u idam edildi.

Öte yandan KPÖ, 1920’den beri bir şekilde yeraltı örgütlenmesi ve mücadelesine belli ölçülerde hazırlıklı olduğu için, direniş hattı oluşturmada sosyaldemokratlardan daha etkili bir konum kazanacaktı. Bu yasak döneminde, KPÖ’nün üye sayısı 4 binden 16 bine yükselmişti.

İç savaştan, “ruhani-otoriter-faşist devlet” çıktı

14 Şubat günü, silahlı işçi ayaklanmasını bastıran Dollfuß, 1 Mayıs 1934’de anayasayi temelinden değiştirdi. Yeni anayasaya göre, adından “cumhuriyet” tanımı kaldırılan devlet, artık “Avusturya Federal Devleti” idi. Böylece, Birinci Cumhuriyet dönemi sona ermişti. Yürütme organına, yasama organının üstünde yetkiler tanınmıştı. “Demokratik seçimler”, “insan haklarına anayasal güvence” gibi birçok madde askıya alınmıştı. Avusturya artık hem “yasal” hem “anayasal” düzlemde ‘‘ruhani-otoriter-faşist bir devlet’’ idi. (12 Şubat 2017)

info@hallac.org


<-geriye: