TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

17 Şubat 2013 günü, ‘Mülteciler İnsandır’ adlı oluşum tarafından, Viyana-Westbahnhof’da organize edIlen yürüyüş ve miting. (Foto: HASAN ASLAN)

Avusturya’da mülteci olmak hiç kolay değil!

Avusturya, dünya kamuoyunu, “ilticacıları eylemde ülke” olarak meşgul eder oldu. Davasının sonuçlanmasını bekleyen binlerce ilticacı var. Bunlardan bir grup; şehirler arası bir “uzun yürüyüş” yaptı, Viyana’da çadır açıp kamp kurup, açlık grevine başladı. Şubat 2013’te, binlerce insan hakları savunucusu, Viyana sokaklarına döküldü. İlticacılar ve onlara destek verenler ne istiyordu?

HÜSEYİN ŞİMŞEK

Viyana – Ayda bir (üç tekrarla) Yol Tv ekranlarına gelen “Tanıklar Arasında” programının, Mayıs 2013 dosyası, “Avusturya’da ilticacı olmak”. Program, Mayıs ayı sonuna kadar belirli aralıklarla ekranda olacak. Hem Avusturya’daki ilticacıların hak arama eylemleri, hem de bu ülkedeki iltica yasa ve uygulamaları, mercek altına alınıyor. Elbette, her zaman olduğu gibi, mikrofon, konuyla ilgili çok sayıda tanığa tutularak yapılıyor bu!

Avusturya, dünya kamuoyunu, Kasım 2012 tarihinden beri, “ilticacıları eylemde olan ülke” olarak, meşgul eder oldu. Bu ülkede de davasının sonuçlanmasını bekleyen binlerce ilticacı vardı. İşte bunlardan bir grup; şehirler arası bir “uzun yürüyüş” eylemi yaptı. Başkent Viyana’nın en merkezi parklarından birinde çadır açıp kamp kurdu. Ardından açlık grevine başladı, polis müdahale edince ise, yakındaki ünlü bir kiliseye sığınıp işgal etti ve eylemini burada sürdürdü.

2012’nin sonlarında bunlar olurken, Şubat 2013’te, ilticacıları desteklemek için, bu kez binlerce insan hakları savunucusu, Viyana meydanlarına çıktı, sokaklarına döküldü. Bütün bu güncel gelişmeler, konuya el atmamızı zorunlu kılıyordu. Avusturya’da mülteci, ilticacı olmak nasıl bir şeydi? İlticacılar, neden eylemlere başlamıştı? Talepleri nelerdi? Onlara destek verenler ne istiyordu? En azından son on yılda, ilticacılarla ilgili yasal süreçlerdeki gelişmeler, değişimler nelerdi, nasıl olmuştu? Bu ülkede iltica hakkını kullanma prosedürü neydi?

İlticacıların eylem takvimi, “uzun yürüyüş”le başladı; çadır kamp ve açlık eylemiyle devam etti!

Avusturya’nın en bütük ilticacı kampı (barınma evi), Aşağı Avusturya (Niederösterreich) eyaletinin Traiskirchen belediyesinde bulunuyor. Eyleme geçen ilticacılar da, bu Traiskirchen İltica Kampı’nda kalanlardandı. Pakistan ağırlıklı olmak üzere, değişik ülkelerden 100 dolayında siyasi sığınmacı, 16  Kasım 2012 günü, Traiskirchen’den Viyana’ya doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşçü ilticacılar, 16-18 Kasım 2012 tarihleri arasında, 40 kilometrelik bir yolu katedeceklerdi. İlticacılar, 18 Kasım 2012 günü Viyana’ya ulaştılar ve 8. Viyana belediyesindeki Sigmund Freud Parkı’nda kamp çadırlarını kurdular. Sigmund Freud Parkı’nda kamp kuran ilticacılar, 23 Aralık 2012 günü, açlık grevine başladılar. Viyana Polisi, ‘illegaldir’ diyerek müdahale etti ve ilticacıların çadırlarını kaldırttı. Bunun üzerine eylemciler, 28 Aralık 2012 günü, parkın hemen yanındaki Votiv Kilisesi’ne sığınıp açlık grevini burada sürdürdüler. Eylemleri, Avusturya ve dünya medyasında belli oranda yankı uyandırmıştı. Yani, seslerini bir yere kadar duyurabilmişlerdi gerçekten de. Ama öte yandan, insan hakları savunucusu ve demokratik sivil toplum örgütlerinin tüm çabalarına rağmen, açlık grevini sürdüren 60 mülteci, mevzuat değişikliği yaratacak bir sonuç yaratamadı. Eylemlerinin yankısı ise sürdü, sürüyor.

Örneğin, Asyl in Not Başkanı Michael Genner, bu eylemleri değerlendirirken, bunların yeni bir başlangıç olduğunun altını şöyle çiziyordu: “Bu yılın sonunda, bir de güzel bir olay oldu. Bu da mültecilerin, kendi haklarını ve taleplerini kendilerinin koruyacaklarını göstermeleriydi. Traiskirchen’den kalkıp Viyana’ya kadar yürüdüler, şehrin ortasında bir kamp kurdular. Alsy in Not bunu destekliyor. Daha başından beri, bu ülkeye getirdiğimiz yankının sonuna kadar sürmesini istiyoruz. Sonunda herkes bunu anlamalı ki, mülteciler de insan, onların da hakları, istekleri var.”

Eylemdeki ilticacılara en önemli destek çalışmalarından biri, 17 Şubat 2013 günü, ‘Mülteciler İnsandır’ adlı oluşum tarafından, Viyana-Westbahnhof’da bir  yürüyüş ve miting organize edilmesi oldu. Eyleme, 2 bini aşkın kişi katıldı. Viyana-Westbahnhof’da toplanan kalabalık, buradaki mitingden sonra yürüyüşe geçti. Önce Parlamento binasına; ardından, mültecilerin eylemlerine sahne olan Sigmund Freud Parkı ve Votiv Kilisesi’ne yüründü. Yürüyüş ve miting, yaklaşık yedi saat sürdü. İlticacılara destek verenlerin dile getirdiği diğer sorunların başında, şunlar yer alıyordu: Kimse illegal değildir, iltica temel bir insan hakkıdır, egemen mülteci politikasıyla mücadele, ilticacılar hareketiyle dayanışma, ilticacılara çalışma hakkı, sınırdışı etmeye hayır...

İlticacıların somut talepleri neler?

Peki, harekete geçen ilticacıların talepleri nelerdi? En başka, iltica kamplarındaki kötü ve sıkı yaşam koşullarının iyileştirilmesi; hayati tehlike altında olmalarına rağmen ülkelerine geri gönderilmelerinin durdurulması; iltica davalarının yılları bulması dolayısıyla, iltica davası sürerken de çalışma hakkı verilmesini istiyorlardı. Bu talepleri, tek tek ele alıp, somut durumu belirlemeye çalışalım. İlk yanıtlanması gereken soru şu: İlticacılar, Avusturya’da kötü ve sıkı koşullar altında mıydı?

İlticacı kişi, eğer bu ülkede barınma ve maddi olanaklar sağlayan bir kefili yoksa, davası sonuçlanana kadar, belli bölgelerde kalmak zorundadır. Bu “belli bölgeler”, iltica kamplarının bulunduğu yerlerdir. İltica kampları, “ilticacı bakım kurumu” olarak tanımlanır. İlticacı, iltica ettiği bölgenin dışına çıktığı anlaşılırsa, önce 1000 ila 3000 Avro arasında para cezasına çarptırılır. Bu fiil tekrarladığı takdirde hapis cezası uygulanır. Her ilticacının, resmi kuruma düzenli haber verme zorunluluğu vardır. Bakım kurumlarında yaşayanlar, sadece iki gün bu kurumlardan uzak kalabilirler. Bakım kurumlarında değil de bir yakını ya da tanıdığında kalanlar da, 48 saat ara ile polis karakollarına haber vermekle yükümlüdür. İltica davası sonuçlanana kadar, bu haber verme durumu sürdürülmek zorundadır. İlticacılar, maruz bırakıldıkları bu koşulları, “açık cezaevi” şeklinde tanımlıyor ve karşı çıkıyorlar.

Hayati tehlike altında olanların geri gönderildiğinden şikayetçiler. Taşıdıkları dövizlerde, attıkları sloganlarda; “Bizi geri gönderemezsiniz, çünkü hayati tehlike altındayız”, “Avusturya’da kalmak istiyoruz” diyorlardı. Var mıydı, böyle bir tehlike? Avusturya’nın, ilticacılarla ilgili en etkili kurumlarından biri olan Asyl in Not’un başkanı Michael Genner’den alalım bu sorunun yanıtını: “Bu yılın sonunda (2012), Çeçenya’dan kaçak olarak buraya gelen insanlar, Rusya’ya geri gönderildi! Bunların ikisi, şimdi Putin ve Khadirow’un işkencehanlerinde yatıyor. Avusturya’nıin bahanesi, Rusya’ya gönderilen o Çeçenlerin hikayesine inanmamaktı. Bir mültecinin Türkiye’ye gönderilmesini son anda engelleyebildik. Tam uçakta otururken, uçaktan çıkarabildik.“

İlticacıların bir diğer talebi, “madem ki artık bu ülkedeyiz, o zaman çalışma hakkı istiyoruz” idi. Mevcut durumda, bir kişinin Avusturya’da ilticaya başvurmasından sonra, davanın sonuçlanması iki ayla dokuz yıl arasında bir zaman alabiliyor. İlticaya başvuranlar, ancak 3 ay sezonluk ve sosyal haklardan yoksun olarak çalışabilir. Bu durum, davası uzun yıllara yayılan ilticacıların kaçak bir şekilde ve ucuz işgücü olarak kullanılmasının yolunu açıyordu. Sendika temsilcisi Hasan Tanyeli, ilticacıların yaygın olarak kaçak çalıştırıldığının bilinmesine rağmen, onlara çalışma hakkı verilmemesini, ucuz işgücü kullanma fırsatçılığı olarak değerlendiriyordu.

Avusturya’da iltica yasa ve uygulamalarının son on yılı

Kimdir ilticacı, sığınmacı ya da mülteci? Dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm gören veya göreceği korkusu ve endişesi taşıyan, bu sebeple ülkesinden ayrılan/ayrılmak zorunda bırakılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen kişidir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 14. Madde, 1. Bendinde şöyle denir: "Herkesin zulüm karşısında başka ülkelere sığınma ve bu ülkelerce sığınmacı işlemi görme hakkı vardır."

Avusturya, “iltica yasa ve uygulamalarını sürekli sertleştiren Avrupa ülkesi” olmakla nam salmış bir ülke. Bu halinden dolayı, onu, sık sık dünya basın ve yayın organlarında görmek mümkün. Önce bu ülkedeki ilticacı sayısına bakalım kısaca ve tamamlanmış yıl olduğu için, 2012 yılına ait kimi istatistikler verelim:

Avusturya’da 2012’de yılında, 17.413 kişi ilticaya başvurdu. Bu sayının 12.846’sı erkek, 4.567’si kadınlardan oluşuyordu. Son birkaç yılda, en çok ilticacının geldiği ülkelerin Afganistan, Rusya Federasyonu, Pakistan, Suriye, İran, Cezayir, Irak, Somali, Hindistan, Nijerya yer alıyordu. Bu ülkeler arasında en çok kabul kararı yüzde 82 ile Suriyelilere, yüzde 74 ile İranlılara, yüzde 63 ile Somali ve yüzde 42 ile Afganistanlılara yönelik verildi. Cezayir, Hindistan ve Nijeryalıların çok büyük bir çoğunluğunun iltica başvurusu ise redle sonuçlandı. 2013 yılının ilk üç ayında Avusturya’da ilticaya başvuranların sayısı 3.594 kişiye ulaştı. Önceki yılla orantılı bir durum söz konusuydu.

Avusturya’da bugünkü iltica yasa ve uygulamasının temelini, 1993’ten sonra yapılan bir dizi düzenleme oluşturuyor. 1993’e kadar, iltica davaları, 1954 yılından kalma “Yabancılar Polisi Yasası”na (yani Fremdenpolizeigesetz’e) göre yürütülürdü. Bu ülkeye kaçak gelip çalışmak isteyenler, aile birleşiminden yararlananlar, evlilik yapanlar, iltica edenler... Bütün bunlar, 1993’e kadar “Yabancılar Polisi Yasası”na göre düzenlendi. 1993’te, ilticacılar artık “kendilerine ait özel bir yasa”ya kavuşmuştu ama, pek de onların yararına olmayacaktı. “İlticacılar açısından esasen işi zora sokan bir düzenleme”ydi bu.

1993 tarihli bu “Yeni İltica Yasası”nın, işleyişi şöyleydi: İlk başvuru, o yıl içinde yeni oluşturulan “Die Asylkoordination”a (İlticacılar Koordinasyonu’na) yapılıyordu. Bu makamda davası olumsuz sonuçlanan başvuru sahibi, hakkını “Bağımsız Birleşik İltica Senatosu”nda (Unabhängiger Bundesasylsenat-UBAS) arayabilirdi. UBAS’tan da olumsuz karar çıkarsa, önce Yüksek İdari Mahkeme, ardından da Anayasa Mahkemesi nezdinde itirazda bulunma hakkı saklıydı.

2008’den itibaren, uygulamalar, bir kere daha ilticacının aleyhine değişti. UBAS kaldırıldı ve yerine, genellikle iki hakimden oluşan İltica Mahkemesi (Asylgerichtshof) göreve başladı. Yine bu dönemde, ilticacıların Yüksek İdari Mahkeme’ye itiraz hakkı ortadan kalktı; geriye sadece Anayasa Mahkemesi’ne itiraz hakkı kaldı. Yeşiller ülke milletvekili Alev Korun, Anayasa Mahkemesi’nin UBAS ile onun yerine geçen İltica Mahkemesi’nin itirazlarına, ilticacıların aleyhine farklı bir ölçü uyguladığına dikkat çekiyordu. Anayasa Mahkemesi’nin, ilticacının itirazını haklı bulma oranı çok düşmüştü. Anayasa Mahkemesi, 2008’e kadarki dönemde, ilticacılatın itirazların yüzde 30-33‘ünü pozitif cevaplandırırken; bağımsız senatonun yerini alan İltica Mahkemeleri’nin kararlarına yapılan itirazların, sadece yüzde 1’ini pozitif karara bağlamıştı.

İltica başvuru prosedürü nasıl işliyor?

Avusturya'ya ayak basan sığınmacı, o andan itibaren 7 gün gözetim altına alınır ve “açık hava hapishanesi” olarak da tanımlanan iltica kampına yerleştirilir. İltica başvurularını ilk kabul merkezi olarak üç istasyon bulunuyor: Viyana Havaalanı, Traiskirechen ve Thalham. İlk iki merkez, Viyana’ı çepeçevre saran Aşağı Avusturya, üçüncüsü ise ülkenin kuzeyinde kalan, Almanya ve Çeka’ya sınır Yukarı Avusturya eyaletinde. Bu arada, birer tane ilk kabul merkezi ve gözaltı merkezi planlanıyor. 230 kapasiteli gözaltı merkezi Steiermark eyaletinin Vordernberg belediyesinde, yeni ilk kabul merkezi ise Burgenland eyaletinin Eberau belediyesinde ve 300 kişi kapasiteli olarak planlanıyor.

Bir kişi, eğer şu koşullara sahip değilse, bu ülkede iltica etme hakkına da sahip olamaz: Din, ırk, milliyet, belli bir sosyal gruba üyelik ya da politik düşüncesinden dolayı, kendi ülkesinde bulunma şartları kalmamış ya da kendi ülkesinin korumasına sığınamayacak olması; vatandaşı olduğu devlet tarafından takip altına alınmış olması; can güvenliği korkusu ve tehlikesini kanıtlayacak inandırıcı verilere, belgelere sahip olması; ilticaya son verme sebeplerin bulunmaması...
Bir kişinin Avusturya’ya iltica edebilmesi için, bu şart ya da koşulların tamamının olması gerekiyor. Sadece birkaç tanesinin bulunması, ilticanın kabulü için yeterli sayılmıyor. Öte yandan önemli bir uygulama da şudur: Başka bir AB ülkesinde iltica talebi reddedilen mülteci, Avusturya sınırları içerisinde yakalanırsa, Avusturya’ya yapacağı başvuru kesinlikle dikkate alınmayarak sınırdışı edilir.

Her ne kadar 2005 yılından bu yana, Avrupa Birliği ülkelerinde, mülteci statüsünün verilmesini belirli ilkelere bağlayan ortak bir yasası mevcut ise de bazı üyeler bu yasayı iç hukuklarında geçerli kılmak için halen gereken adımları atmış değil. Almanya'nın da aralarında bulunduğu beş ülke, yasayı onaylayarak ulusal yasalarına dâhil etmiş durumda. Avusturya’daki düzenlemelerin ise, ardı arkası gelmiyor ve ne yazık ki düzenlemelerin esası, ilticacılar açısından durumu zorlaştırmaya yönelik. Mevcut yasaları ve uygulamaları göz önüne alındığında, Avusturya Cumhuriyeti’nin söylemek istediği gayet açık: “İlticacı istemiyorum, bir şekilde ülkeye giriş yapanların da mümkünse hepsini göndereceğim.”

(info@hallac.org )


<-geriye: