TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Soldan: Özden Öksüz, Metin Yılmaz ve Hüseyin Şimşek. Mekan: Cafe-Bar Blue Box.

Özden Öksüz-Metin Yılmaz'ın 20 yılı aşkın müzikal yolculuğu!

Birlikte çıktıkları ortak müzikal yolculuklarında 20 yılı geride bırakmış bu yolculuklarını hâlâ da sürdüren iki sanatçıyla şöyleştim bu kez: Özden Öksüz ve Metin Yılmaz! Biri Malatya-Adana’dan, diğeri Erzincan-İstanbul’dan yola çıkmış, Avusturya’nın başkenti Viyana’da buluşmuş, tanış olmuş ve sonra da birlikte bir müzikal yolculuğa çıkmışlar. Önce başkalarına eşlik etmişler, sonra üç ayrı albümün çekirdek ikilisi olmuşlar. Şimdi, kendi solo albümlerini yapmayı planlıyorlar; ama ayrılmadan, birbirlerine eşlik ederek.

HÜSEYİN ŞİMŞEK

Viyana
– Biri Malatya-Adana’dan, diğeri Erzincan-İstanbul’dan yola çıkmış, Avusturya’nın başkenti Viyana’da buluşmuş, tanış olmuş ve sonra da birlikte bir müzikal yolculuğa çıkmış, bu yolculuklarını hâlâ da sürdüren iki sanatçıyla şöyleştim: Özden Öksüz ve Metin Yılmaz! 1999’da “Eden”, 2006’da “Coup de Bam” ve 2016’da “Barnar” adlı üç albüm yaptılar. Son albümleri “Barnar” için 10 Şubat 2017 günü, Viyana’nın önemli bir müzik mekânı olan Porgy & Bess’de bir tanıtım konseri gerçekleştirdiler. Albümün “Diyar” parçasına klip çekme hazırlıkları sürüyor. Öncelikle, belli bir yaşa kadar ayrı ayrı sürmüş hayat yolculuklarını vereceğim. Viyana’da buluşup tanıştıktan sonraki yol alışlarını ise Öksüz ve Yılmaz’ın kendisinden dileyeceğiz.

Malatyalı bir çiftin Adana’da dünyaya gelmiş ilk çocuğu, ilk “göz ağrısı” Özden Öksüz. Baba, henüz bekârken Malatya’dan ayrılıp, Adana’da “gurbet hayatı” südürür olmuştu. Birçok hemşehrisinin yaptığı gibi, o, İstanbul ya da Ankara gibi göç almaktan yana çok daha revaçta olan kentlerin yolunu tutmamıştı nedense. Yaşamının büyük bir kesimini Adana’da çalışarak geçirse de Malatya’yla ilişkisini hiç kesmeyen baba, hayat arkadaşını da doğduğu ve büyüdüğü bu kentten seçti. Evlenir evlenmez, eşini de birlikte götürdü Adana’ya. Artık, “gurbet” sayılmazdı Adana; “ikinci memleket/kent” olmaya doğru evrilecekti. Öksüz çifti, Adana’da üç çocuk sahibi oldu: Özden, Sultan ve Hasan! Burada söyleşeceğimiz müzisyen ve sosyal danışman Özden Öksüz, ilkokul dördüncü sınıfa devam ederken, baba “ikinci gurbet hayatı”na adım attı ve 1985 yılında Avustruya’ya “misafir işçi” olarak geldi. Baba, Avustruya’da ikinci bir gurbet hayatına başlayınca, anne ve çocuklar Malatya’ya geri döndü Adana’dan. Bu, onlar için geçici bir “ricat” oldu, çünkü baba 1987 yılında eşini ve bütün çocuklarını yanına, Avusturya’ya getirecekti. Burada müzisyenliği üzerinden söyleşeceğimiz Özden Öksüz, Avusturya’nın başkenti Viyana’ya anne ve diğer iki kardeşiyle birlikte getirildiğinde, ilkokulu yeni bitirmişti. Viyana’nın Wien Mitte (Landstrasse) adlı semtinde yer alan bir eve yerleşmişlerdi. Özden Öksüz, bu semtteki ortaokullardan birine devam etti. İdeali konservatuar okumaktı, ama dilde yaşadığı sıkıntılar buna engel oldu. Ortaokuldan sonra meslek okullarına (Lehre) yöneldi ve tesisatçılık alanında hem eğitim gördü, hem çalıştı. Diplomasını aldıktan sonra, bu iş alanında sadece bir yıl daha çalıştı, en kısa zamanda rotayı müzikal ve sosyal alana kırdı.

Metin Yılmaz, Erzincan’ın Tercan ilçesinde dünyaya geldi. O da bir “misafir işçi”nin çocuğuydu. Baba 1970’lerin başında önce Almanya, ardından Fransa, son olarak da Avusturya’da sürdürmüştü bu “ulusaşırı gurbet” hayatını. Anne ve çocuklar Tercan’daydı. Yılmaz, ilkokulu köyde bitirdikten sonra, İstanbul’da yaşayan ablasının yanına yerleşti. O, doğduğu topraklardan tek başına ayrılmıştı. Ablasının oturduğu semt olan Okmeydanı’nda ortaokulu bitirdi. Bu arada baba da Avusturya’nın en batıdaki eyaleti Vorarlberg’e yerleşmişti. Çok geçmeden, eşini ve çocuklarını da yanına aldırdı. Metin Yılmaz Vorarlberg eyaletine ayak bastığında, ortaokul üçüncü sınıf öğrencisiydi. Fakat baba, eşi ve çocuklarını yanına aldırdıktan altı ay kadar sonra, başkent Viyana’ya taşınacaktı. İş imkânları ve yasal prosedürde yaşanan sıkıntılar buna neden olmuştu. Viyana’da ilk durak, Favoriten semti oldu. Metin Yılmaz, ortaokulu burada bitirdi. O yaşına kadar bağlama çalmayı öğrenmişti, ama o gitar eğtimi almak istiyordu. Viyana Üniversitesi Konservatuar Bölümü’nün ön sınavlarına da bağlamayla katıldı ve bu biraz “alışılmışın dışında” bir gayretle, konservatuarda okuma hakkını elde etti de! Üç yılı aşkın bir süre gitar eğitimi aldı, ama bu enstrümanla devam etmek istemediğine karar verdi ve tekrar saza döndü. Konservatuarı ve gitar eğitimini bıraktı. Ki bu arada, üflemeli enstrümanlara da el atmıştı. Düğünlerde zurna, mey, bağlama çalmaya başlamıştı. Hareketli, hemgameli, bolca müzikli ve iyi de kazandıran bir dönemdi bu. Yanı sıra, ATİGF’e bağlı Viyana derneği VTİD’de, 1980-88 yılları arasında, koro ve folklor ağırlıklı kültür faaliyetleri organize edip yönetti. 1994’te, müzik üzerinden elinde iş olarak ne varsa hepsini bıraktı ve İstanbul’a döndü. Yakın akrabası Ali Yılmaz, İTÜ Konservatuarı’nda öğretim üyesi olarak görevdeydi. Dışarıdan bir katılımcı olarak, onun derslerine devam etti. Altı ay kadar sonra, 1995 yılına girilmişken tekrar Viyana’ya döndü.

İki arkadaşın, müzikal yolculuklarının başladığı dönem de bu dönem oldu. Elbette tanışıklıkları daha eskilere dayanıyordu. Fakat ortak müzikal tasarıların, projelerin mayalanacağı süreç; Metin Yılmaz’ın İstanbul’dan döndüğü, iki yıl kadar Mansur Bildik’ten bağlama kursu alan Özden Öksüz’ün Kardelen Grubu'yla sahne almaya başladığı zaman aralığı olacaktı. Sürecin bundan sonrasını, her iki müzisyene yönelteceğim sorular üzerinden aktaracağım.

Müzikle ilgili ilk yönelimleriniz ne zaman, nerede ve nasıl başladı?

Özden Öksüz:
Babam saz çalar, türkü söylerdi. Türkü tarzında şiirler yazar, onları da seslendirirdi. Yani geleneksel tarzda da olsa, profesyonel bir uğraşa dönüşmese de müzisyen bir babanın çoçuğu olarak gözlerimi açtım dünyaya. Evdeki enstrümandan ne bihaber, ne de ilgisiz kalmak mümkündü. Bağlama çalıp türkü söylemeye, çocukluk dönemimde heves ettim böylece. Babam bana da bir saz almıştı. Adana’dayken, yedi yaşımdan itibaren bir yılı aşkın sürecek kadar saz kursuna gittim. Viyana’ya geldiğimde, saz kursuna gitmeye burada da devam ettim. O zamanlar, Mansur Bildik hocamız Franz Schubert Konservatuarı’nda veriyordu bağlama kursunu. İki yıl, Mansur Hocanın kurslarına devam ettim. İlk yönelimler, ilk adımlar olarak bunları söyleyebilirim.

Metin Yılmaz: Bizim köyün ilkokul öğretmeni, başka bir yere tayin edilince, sazını abime bırakmıştı. Ben henüz 7-8 yaşlarındaydım. Abim, birkaç basit parçayı bana da göstermeye başlamıştı. “Koyun gelir yata yata” gibi. Fakat çok geçmeden, abim de ayrılmak zorunda kaldı evden, askere alındı. Abimin ardından, saz duvarda asılı kaldı. Yengem, sazın kocasının yadigârı olduğunu söylüyor, bırakmıyordu alıp çalayım. Kıracağımdan korkuyordu. Ama ben de çok istiyordum saz çalmayı, dolayısıyla ısrar ettim ve sonun da annemin de araya girmesiyle sazı elime aldım tekrar. Abim askerlik hizmetinden döndüğünde, ben birçok türküyü çalıyordum artık. Daha sonra İstanbul’a ablamın yanına yerleştiğimde de ara ara saz kursu almaya gayret ettim. Yanı sıra, konservatuarda görevli yakın akrabam Ali Yılmaz’dan mey dersleri aldım. Yıllar sonra, Viyana’dan altı aylığına İstanbul’a döndüğümde de konservatuardaki derslere katıldım. Yoğun bir şekilde, notalı bir saz, mey eğitimi gördüm. Birlikte ev kiraladığım arkadaşlar da saz çalıyordu. Günlerimizin önemli bir bölümü müzik yapmakla geçmişti.

Viyana’da bulunan Türkiye kökenli ailelerin gençleri olarak, bir şekilde tanışmıştınız. Düğünlerde, derneklerde, etkinliklerde, parklarda karşılaşıyordunuz. Müzik üzerinden yakınlaşmanız nasıl ve ne zaman başladı?

Özden Öksüz:
Evet doğru, tanışıklığımız oldukça eski. 1992’de, benim de içinde yer aldığım Kardelen adlı bir müzik grubu kuruldu. Bu grup çalışmasından önce, Metin’le herhangi bir ortak çalışmamız yoktu. Metin, grubun içinde değildi, ama arada bir konuk müzisyen olarak yer alır oldu grubumuzda. Birlikte katettiğimiz müzik yolculuğunun başlangıcı, o günlere dayanır. Metin’in, Kardelen adlı müzik grubumuza ara ara konuk müzisyen olması, bu temelde iki yıl kadar sürdü sanırım. Sonra bir gün geldi, İsviçre kökenli Mario Kamien adlı bir müzisyen, çokkültürlü (multikulturel) bir müzik grubu kurmaya karar verdi ve bu fikrini de o dönemde gençlik derneği ECHO’da çalışan tiyatrocu Aslı Kışlal’a açtı. Kışlal, beni ve Umut Akar’ı önermişti. Mario Kamien, işe başlarken yanında Bosna kökenli Vlado dZihan da yer almıştı. Sonunda MC Sultan (Master of Ceremoni Sultan) adıyla bir grup kuruldu. Böylece, ben ve Umut Akar, o grupta çalmaya başladık. Fikir, tamamen Mario Kamien’indi ve bu grupla o zaman çok tutulan MC, Rapp, Hip-Hop furyasına katılmak istiyordu. İki-üç konserden sonra, albüm çalışmasına başlandı. Maddi olarak, ECHO tarafından desteklenen bir projeydi bu ilk albüm çalışması ve “GrooveORIENTiert” adıyla 1996’da çıktı. Bütün parçalar kendimize, grupta yer alanlara aitti. Türkçe, Almanca, İngilizce, İtalyanca, Fransızca... İki yıl içinde, ikinci bir CD çalışması da yaptık. 1997’de çıkan bu CD’nin adı ise, “Super Ethno Astronaut” idi.

Metin Yılmaz: Özden, MC Sultan grubuyla ikinci albümleri olan “Super Ethno Astronaut”un çalışmalarına başlarken de beni çağırdı. Üflemeli çalgılar dolayısıyla. Kaval, mey ve zurnayla gruba eşlik etmem isteniyordu. Bu şekilde, ikinci CD çalışmasında ben de MC Sultan grubunda yer alır oldum. Albüm çıktıktan sonra, Avusturya turnesi organize edildi. Çok sayıda konser verdik. İşte bu süreçte, Özden’le nasıl bir müzik yapmak istediğimiz üzerine sık sık konuşmaya, sohbet etmeye başladık. İkimiz de sadece icra etmekle yetinmek istemediğimiz, söz yazıp beste de yapmaya başladığımız için, kendi ürünlerimiz üzerinden yol almaya yöneldik yavaş yavaş. MC Sultan grubunun yanı sıra, ikimiz ayrıca birlikte bir şeyler yapar olduk. Bu dönemde çok net olarak, “kendi müziğimizi yapalım”, dedik. Zaten grubun diğer elemanları da kendi projelerine yönelmişti. Özden’le ilk albüm çalışmasına “Eden(Cennet)” adıyla başladık. Bu ilk albüm bizim için çok önemliydi, bir kilometre taşıydı. Kendimize güvenmemiz açısından çok önemli bir proje oldu. Yaptığımızı, “Dünya Müziği” olarak tanımlıyorduk. “Eden” adlı bu albümümüz 1999’da piyasaya çıktı. Pop, elektro, jazz tarzı bir çalıymaydı bu. Anadolu ezgilerinden parçalar vardı albümde. Biri hariç, seslendirilen bütün parçalar Türkçe’ydi. Sadece bir parça, Afrika dillerinden birindendi.

İlk albümünüzü hangi firma yaptı, dağıtımını kim üstlendi, nerelerde dağıtılabildi?

Özden Öksüz:
İlk albümümüzü, merkezi İstanbul-Levent’te bulunan BMG Müzik A.Ş. çıkardı ve dağıtımını da o yaptı. Bu albüm, ağırlıkla Türkiye’de dağıtıldı diyebilirim. Türkiye’de oldukça da ilgi gördü. Birçok yerel radyoda çalındı parçalarımız. Konya, Samsun, Eskişehir yerel radyoları gibi. Türkiye’deki medya organları tarafından da ilgiyle karşılandı. Çok sayıda tanıtım yazısı yer aldı gazete ve dergilerde. Toplam 10 bin civarında satış yapan bu ilk albümümüzü, maalesef Avusturya’da ya da Avrupa’da istediğimiz oranda dağıttıramadık, dinleyiciye ulaştıramadık.

Peki ilk albümden sonra nasıl devam etti ortak çalışmalarınız?

Özden Öksüz:
Albümden sonra çalışmalarımız devam etti. Fakat bu çalışmalar, ikinci bir  albüm çıkarmaya yönelik değildi. Çünkü hiç kolay değildi. İlk albüm “Eden”den sonra, bir süre albüm yapmaya ara vermek zorunda kaldık. Ben bu arada, 2000’de gençlik kurumu ECHO’da çalışmaya başladım sosyal danışman olarak. Aynı zamanda, bu işle ilgili yeni bir eğitim sürecine de girmiştim. Bu dönemde Metin, bir Jugendzentrum (Gençlik Merkezi) şubesinde çalışıyordu.

Ortak müzikal çalışmalarınıza ne zamana kadar ara verdiniz ve sonraki proje ne oldu?

Özden Öksüz:
Müzikal alanda yeniden yoğunlaşmamız, 2003’te yeniden mümkün oldu. MC Sultan’da birlikte çalıştığımız Vlado dZihan, ilk albümümüz olan “Eden”de de bize destek sunmuştu. Benzer bir desteği yeni projede sunamayacaktı, ama yerine başka birini önerdi.

Metin Yılmaz: Vlado dZihan’ın önerisiyle Wilko Goriany katıldı çalışmalarımıza. Onun ağırlıklı katkısı altyapıda, programlama ve elektroda olacaktı. İkinci albüm projesine, “Coup de Bam” adıyla başladık böylece. Bir açıdan, ilk albümümüz “Eden”in devamı sayılırdı. Ama bu albümde Avrupai müzikler öne çıkacaktı. Zira çalışma, Avrupalı dinleyiciye yönelikti. Türkçe parçalara da yer verilecekti ama ağırlıklı dil İngilizce olmalıydı. Sözleri Türkçe yazıyor, İngilizce’ye çevirttiriyorduk. Bu İngilizce parçaları, Barbara Bandi seslendirdi.

Avrupai müzikler öne çıktığın ifade ettiğiniz ikinci albümün başlıca müzikal özelliklerini nasıl sıralarsınız?

Özden Öksüz:
“Coup”, İngilizce’de “vuruş”, “darbe” anlamına geliyor. Fransızca’da “vuruş” ve “darbe”nin yanı sıra “üflemek” anlamı da verir. Biz burada müzikal vuruşlar anlamında kullandık. “Bam” sözcüğünü ise, bizdeki “bamteli”nden alarak ekledik. “Müzikal derin vuruş” anlamında. “Coup de Bam” albümü, daha enternasyonal bir pop olma amaçlıydı. Avrupa’da yaşıyoruz, üretimlerimizin Türkiye ağırlıklı olması birçok sorun ve sıkıntı yaratıyordu. Bu albümün tamamlanması üç yılımızı aldı ve 2006’da bitti. Avrupa çapında dağıtıldı. 78 bin kadar satıldı. İlk yıl içinde, en 15 konser yaptık. Avusturya dışına da çıktık. Örneğin, iki kez Portekiz’de bir festivalde çaldık. Avusturya’daki basının ilgisi de yoğun oldu. Grupta 7-8 kişi vardı. Çekirdek üç kişiden oluşuyordu, ama ekip kalabalıktı.

Yeni çıkan “Barnar” albümüyle ortak çalışmalarınızın ürünlerini üçlediniz? Son albümün hikâyesini de alabilir miyim?

Özden Öksüz:Barnar” adlı son albümümüzü hazırlamaya, 2010’da başladık. Bir önceki albümden dört yıl sonra! Her zamanki gibi, ilk ikili ben ve Metin’dik. İlk albüm çalışmamızda yer alan ama ikincisinde bulunamayan Vlado dZihan geri geldi. Böylece, üçüncü albümün üçlüsü ben, Metin ve Vlado olduk. Biri hariç, bütün parçalar bize ait. Antonio Gilberto Jobim’in kızı Bebel Gilberto’nun parçasıydı dışarıdan aldığımız: “Every Day You've Been Away.” Ki bunu da farklı çalıp söyledik.

Metin Yılmaz: Her albümde yeni bir şey denedik. “Coup de Bam”, daha pop bir tarza sahipti. “Eden"i özledik, öyle bir proje daha yapalım”, der olmuştuk. Anadolu biraz daha yeniden öne geçsin istedik üçüncü albümde. Ama bence, “Barnar” albümü, önceki iki albümün arasında bir şey oldu. Yani, Anadolu motifleri çok da öne geçmedi. Müzik marketlerde World, ethno raflarında yer veriliyor. Aslında, film müziği tarzı bir şey çıkardık ortaya. Enstrümental ağırlıklı olmasa da bunu sağlıyor. Vokaller de enstrümental gibi kullanılmış. “Sinematik” diyoruz.

“Barnar” albümü çıktıktan sonra neler yapabildiniz sunum, tanıtım olarak?

Özden Öksüz:
Bir tanıtım konseri yaptık Viyana’da 10 Şubat 2017 günü. Viyana’nın önemli bir müzik mekânı olan Porgy & Bess’de gerçekleşti. Albümün “Diyar” parçasına klip çekmeyi planlıyoruz, yavaş yavaş başlayacağız.

Her biriniz bu ortak çalışmalarda çok şey üstleniyorsunuz, toplu olarak bir kere daha sıralamak mümkün mü?

Metin Yılmaz:
Söz yazıyor, beste yapıyorum. Üflemelilerden mey, kaval, zurna, ney; bağlama, gitar, balaban çalıyorum.

Özden Öksüz: Söz yazıyorum, beste yapıyorum; bağlama, cümbüş ve Amerikan cümbüşü (banjo), perküsyon çalıyorum.

“Barnar”, henüz taze bir ürün. Ama yine de sırada vardır illaki yeni bir şey. En azından fikir, tasarı olarak...

Metin Yılmaz:
Benim için müzik bir yaşam felsefesi. Özden için de öyle. Birlikte geçirdiğimiz zaman, mutlaka müzikle ilgilidir. Hep müzik üzerinedir sohbetimiz. Ben çok hayal kuruyorum, çok plan yapıyorum. Düşünce bazında, fikir açısından çokça öneri getiriyorum. Özden, daha gerçekçi bir pencereden bakıyor; hayallerin, planların gerçek hayattaki olabilirliğine dikkat çekiyor. Yoğun bir fikir alışverişi sayesinde hayalleri, planları, idealleri eleme şansı buluyor ve uygulanabilir olanlarda yoğunlaşıyoruz. Bir solo projem var sırada. Sadece bana ait parçalar yer alacak. Özden, bana eşlik edecek.

Özden Öksüz: Ben de kendi parçalarımı bir albümde toplamak istiyorum. Babamın yazdığı şiirleri de kullanacağım. Müziklerde Anadolu’dan gelen tınılar olacak, ama sadece geleneksel ezgi tarzında olmayacak bu. Modern tarzda denemeler ağırlıklı! Örneğin, bağlamayı da klasik tarzda kullanmayacağım. Anadolu kökenli halk müziğiyle, ezgisel bir ilişkisi ve bağı olacak.

........................................................
10 Mayıs 2017, info@hallac.org 



<-geriye: