TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Rıza Algül: Hiçbir halk, Aleviler kadar kendini şiirle ve müzikle ifade etmemiştir

Araştırmacı-yazar, müzisyen Rıza Algül, 14 Nisan günü Viyana’da, “Alevi Şiiri ve Müziği” adlı bir dinleti yapacak. Dinletide Algül’e Edith Lettner, Ercan Asmen ve Erdal Abacı da eşlik edecek. Bu yeni etkinlik vesilesiyle, Rıza Algül’le Alevi şiiri ve müziği hakkında bir görüşme gerçekleştirdik.

Hallac – Rıza Algül, 1996-2000 yılları arasında Alevilikle ilgili üç Türkçe kitaba imza atan bir araştırmacı-yazar. Viyana’da yaşayan Algül, ilk Almanca kitabını da 2015 içinde, “Tanrıyı Sorgulayan Bir Öğreti: Alevilik” adıyla yayınladı. Merkezi Almanya’da bulunan Iatos Verlag tarafından basılan bu kitapla ilgili, bugüne kadar çok sayıda tanıtım etkinliği yapıldı Avusturya’da. Bu tanıtım etkinliklerin önemli bir özelliği de Algül’ün kitabının tanıtımını ve kitaptan Alevilikle ilgili okumalarını Alevi deyişleri eşliğinde gerçekleştirmesi oldu. Rıza Algül, 14 Nisan günü Viyana’da, “Alevi Şiiri ve Müziği” adlı bir dinleti yapacak. Dinletide Algül’e Edith Lettner (saksafon), Ercan Asmen (gitar) ve Erdal Abacı (vurmalılar) da eşlik edecek. Bu yeni etkinlik vesilesiyle, Rıza Algül’le Alevi şiiri ve müziği hakkında bir görüşme gerçekleştirdik.

Alevi müziğiyle ilgili nasıl bir genel tanımlama yapmak mümkün?

Rıza Algül:
Alevi müziği, saz ve söz (şiir) olmak üzere iki unsurun bileşimidir. Biri olmadan diğeri de olmaz. Bu iki unsur bir bütünlük içinde birbirini tamamlar ve Alevilerin yaşamının vazgeçilmez birer parçasıdır. Bir gerçek daha var: Aleviler kadar hiç bir halk, kendini şiirle ve müzikle bu kadar derin ve geniş anlamda ifade etmemiştir. Bu böyle olunca, “Alevi deyişleri”nin bir ayağını oluşturan şiir, diğer ayağı olan Saz'a (Bağlama'ya) dayanmadan yaşayamazdı. Muhabbet ve görgü cemlerini, semahını ve diğer tüm toplantı ve sohbetlerini saz ve söz ile yapmayı yaşam biçimi edinmiş Alevi-Bektaşi halk arasında müziğin yerinin ne kadar büyük olduğu kendiliğinden anlaşılır. Cemleri yönetenler “Dedeler” olduğu için, genellikle “Zakirlik”i de (saz çalıp deyiş okumayı da) onlar yapardı. Bundan dolayı hemen her ‘Dede’nin mutlaka bir sazı vardır. Fakat yalnızca Dedelerde değil, Alevilerin büyük çoğunluğunda saz vardır. Çalsın veya çalmasın, bakıp zevk almak için dahi evde bir Bağlama veya Cura (Bağlama'nın küçüğü) asılıdır. Alevilik ve Aleviler, müzikle ve bir biçimde sanatla özdeşleşmiştir. Bağlama ya da saz, tarih boyunca Alevi müziğinde büyük bir taşıyıcı rol oynamıştır. Bağlama olmadan Cem ve erkân muhabbeti olmaz; bağlama olmadan söz (şiir) ağızdan dışarı çıkmaz, semah dönülmez. Aleviler’deki kültür-sanat hayatı durur. Bu bakımdan, bağlama ile bağlamayı çalan Dede veya Zakir arasında inanılmaz derecede büyük bir sevgi ve dostluk bağı oluşur. Dede’nin veya Zakir’in bağlamayı çalıp görevini bitirdikten sonra, çaldığı bağlamayı öperek (“niyaz ederek”) yerine indirmesinin gerçeği budur.

Saz ile söz arasındaki dengeden yola çıkarak, konuyla ilgili ne tür ayrıntılandırmalar yapabilirsiniz?

Rıza Algül:
Alevi müziği, söz-ağırlıklı bir müziktir. Bağlama ile sözün bütünlüğü içinde, söz (şiir) “özü”, bağlama “biçimi” oluşturur. Alevilerin bir özelliği şiir ise, diğeri sazdır. Bunlara bağlı olarak söylersek, Aleviliği  kültürel ve sanatsal olarak besleyen, diri tutan ve 21. Yüzyıl’a taşıyan üç temel araç vardır: Şiir, Saz ve Semah. (Söz-saz-semah.) Bu üçünün birleşimindeki güzelliği, derin anlamı, sevgiyi ve çoşkuyu yazı ile tam olarak ifade etmek mümkün değil. Bu üçünün sadece düşünceyi değil, insanın ruhunu da saran çok güçlü bir sürükleyiciliği vardır. Bu sürükleyiciliğin Alevilikteki tanımı "ummana dalmak"tır; yani derine varmak ve derin düşünmektir. Aynı şekilde, söz-saz-semah birleşiminin içeriğinde sömürü, baskı, zulüm ve haksızlığın her türü kınanırken, halk arasında sevgiyi, saygıyı, dostluğu ve dayanışmayı güçlendiren eğitim de vardır.

Söz oraya da gelmişken, “Alevi semahı”yla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Rıza Algül:
Semah konusunda Mevlevilik ile Aleviliği aynılaştıran yanlış bir anlayış var. Oysa Mevleviler ile Alevilerin semahları arasında biçimsel olduğu gibi, ama en önemlisi de öze ilişkin farklılıklar vardır. Birinci fark müziktedir: Mevlevi semah müziği, hem melodik yapı, hem de enstrüman olarak Arap kökenli klasik Osmanlı müzik türüdür. Alevi semahında ise –Orta-Asya'dan mı geldi, İran’dan mı geldi, yoksa Anadolu'da var mıydı, ayrı bir konu– enstrüman olarak Bağlama vardır ve melodik yapı halk müziği tarzındadır. İkinci fark: Semah dönenler (“semazenler” veya “semaganlar”), Mevlevi semahında yalnızca erkeklerdir. Alevi semahında ise, erkek ile kadın birlikte vardır. Üçüncü fark: Mevlevi müziğinin ritimleri dinlendirici, Alevi müziğinin ritimleri çoşturucudur.

Alevilerin kendileri uzak ve yakın tarihte sürekli baskılara, yasaklara maruz kalmış bir toplum. Müzikleri de bu baskı ve yasaklardan nasibini aldı mı?

Rıza Algül:
Osmanlı din devletinde resim, oyun, dans veya raks yapmak yasaklanmıştı. Bu yüzden birçok kültür emekçisi öldürülmüş, birçoğu hapsedilmiş veya çok çeşitli baskılar görmüştür. Bektaşi tekkelerinde ya da cemlerde müzikli törenler yapılmışsa, bu Osmanlı’nın hoşgörüsünden değil, Osmanlı'ya rağmen, tüm baskılar göğüslenerek yapılmıştır. Osmanlı din adamlarının ve medreselerin, Alevilerin vazgeçilmez töre olarak sürdürdükleri sözlü-sazlı-semahlı kültüre akla gelmedik çirkin iftiralar atmaları, bu kültürün halkın doğal yaşamında kabul görmesine, toplumu aydınlatmasına ve örgütlemesine duyulan düşmanlıktan kaynaklanıyordu. Sanata olan bu düşmanlık bugün de sürüyor. Halka ve halkın devrimci kültürüne düşmanca bakan Osmanlı’nın ve medrese çevreleri, halkın mücadelesinin, sevdasının ve duygularının temel aracı olan Saz'ın (Bağlama’nın) "şeytan aleti", "şeytan işi" olduğunu söylemiştir hep. 17. Yüzyıl’da yaşamış Erzurumlu Emrah’ın, bu ithamlara verdiği şiirli yanıtta, şu dizeler yer alır: Müftü gibi yalan demez / Söyler dili, dolan bilmez / Kadı gibi haram yemez / Şeytan bunun neresinde?

Peki, Alevi şiiri ve müziği, kendi içinde çeşitli aşamalara ayrıştırılarak ele alınmayı gerektiren değişimler, farklılaşmalar yaşadı mı?

Rıza Algül:
Yukarıda söylediğim gibi, Alevi müziği kolay koşullarda değil, yüzyıllar boyunca devlet baskısının zor koşullarında üretilmiş ve devam ettirilmiştir. Müzikleri de, tıpkı Aleviler gibi gizlilik içinde yaşamıştır. Gizlenme koşulları, 16. Yüzyıl’dan sonra Alevi müziğindeki özü oluşturan sözün (şiirin) erozyona ve asimilasyona uğramasında büyük rol oynamıştır. Alevi şiirinin Anadolu’daki kurucuları Hace Bektaş Veli, Yunus Emre, Said Emre, Kaygusuz Abdal döneminde şiirin temeli, felsefe üzerine kurulmuştu. Bu nedenledir ki, bu şiirde Tanrı’ya, Allah’a, dine ve din kitaplarına karşı, bazen gizli bazen açıktan çok radikal eleştiri vardır. Bu dönem, 13. Yüzyıl ile 16. Yüzyıl arası, yani yaklaşık üç yüzyıldır. Bu dönemde Alevi şiirinin temel kavramları şunlardır: Maddi doğa (evren) her şeyin anasıdır, maddi doğanın dışında başka bir şey yoktur; Tanrı-Allah insandır, kâbe insandır, kitap insanın sözüdür, din sevgidir, yol aklın ve bilimin yoludur...

16. Yüzyıl’dan itibaren ise, İran Safavileri, İslam’a Şii (Şia) bir biçim vererek, 1501’de Şiilik’i devlet dini olarak ilan etti. Osmanlı baskısı altında acı çeken Anadolu Alevileri, bu koşullarda kendilerine “destek eli” uzatan Safavilerin ellerini tuttular. Bu tarih Alevi şiirinde, Sünnilikten sonra Şiilikten gelen ikinci bir erozyonun ve asimilasyonun kasırgasıdır. Bu tarihten sonra yazılan Alevi şiirinin dörte üçü Şiilik ve din üzerine kurulu olduğu için, Şii-İslamî din kavramları Alevi şiirindeki felsefeyi geriye iterek egemen olmuşlardır. Bu durumda sahneyi dolduran yeni kavramlar ve resimlerdir: Allah, Muhammed, Ali, Kuran, 12 İmam, İmam Hüseyin-Kerbela, Muharrem, miraç, keramet, apokaliptik fanteziler… Bugün felsefe-dışı ve revaçta olan kavramlar bunlardır. (info@hallac.org)

.................................................
Kitap tanıtımı: Alevilerin Tarihi
12 Nisan 2017, Saat 19:00’da
Cafe & Kulturzentrum Siebenstern
Siebensterng. 31, 1070 Wien

 
Alevi Şiiri ve Müziği
14 Nisan 2017, Saat: 20:00
Restaurant Apadana
Hamburger Str. 1, 1050 Wien


<-geriye: