TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Av. Yelda Koçak (solda), hallac.org'tan Elbeyi Akpolat'ın (sağda) sorularını yanıtladı.

Av. Yelda Koçak: Kadın düşmanı politikalara meydan okunmalı!

Özgecan Aslan’ın vekilliğini de üstlenen Av. Yelda Koçak, Mart ayı içinde Avusturya’nın Aşağı Avusturya (Niederösterreich) eyaletindeydi. Av. Koçak, St. Pölten Alevi Derneği tarafından düzenlenen "8 Mart” etkinliğine konuk oldu. Kendisiyle bir görüşme gerçekleştirdik. Kadınlara yönelik şiddet ve Özgecan Aslan’ın katledişinin bu şiddet atmosferindeki yeriyle ilgili sorularımızı yanıtladı.

ELBEYİ AKPOLAT

St. PÖLTEN - St. Pölten Alevi Derneği, 5 Mart günü gerçekleştirdiği “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” etkinliğine bu yıl Türkiye’den Özgecan Aslan’ın vekilliğini de üstlenen Av. Yelda Koçak’ı konuk etmişti.  Av. Koçak’la, kadınlara yönelik şiddet ve Özgecan Aslan’ın katledişinin bu şiddet sarmalındaki yerini konuştuk.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Av. Yelda Koçak: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Yaklaşık on yıldır İstanbul’da serbest avukatlık yapıyorum.  Türkiye’de uzun yıllardan beridir kadınların, işçilerin, gençlerin, ezilen halkların, kısacası tüm yurttaşların hayatın her alanındaki hak arama mücadelesinde onların yanında yer alan “Adalet İçin Hukukçular” örgütlenmesi içerisinde yer alıyorum. AKP’nin piyasacı ve gerici politikalarının ivme kazanması üzerine, 14 Şubat 2015 tarihinde “İlerici Kadınlar Konferansı” gerçekleştirilmişti. Bu konferanstan sonra oluşturulan “İlerici Kadınlar Meclisi”nin Türkiye Koordinasyon üyesiyim aynı zamanda.

Günümüzde, kadınların en belirgin talebi nedir sizce?

Av. Yelda Koçak: Yaşamak,  yaşamak, yaşamak. AKP iktidarının kadın düşmanı politikaları, kadınların yaşam haklarını tehdit eder boyutta. Bir ayda, 28 kadın öldürülüyor ülkemizde. Dolayısıyla yaşam hakkımıza sahip çıkma talebimiz, çok belirgin olarak en öne çıkmakta. Ancak yaşam hakkımızı tehdit eden şeyin dinci gericilik olduğu da su götürmez bir gerçekliktir. Bu nedenle, bu yıl ki 8 Mart’ın ana sloganlarından biri şu oldu: “Gericiliğe, şiddete, savaşa, kadın düşmanı politikalara ve diktatöre meydan okuyoruz!”

Türkiye’de kadına yönelik şiddetin her geçen gün artıyor olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Av. Yelda Koçak: Kadına yönelik şiddet, yoplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir sonucudur. Toplumda kadın-erkek eşitsizliğinin derinleştiği, kadının toplumsal olarak zayıf düşürüldüğü dönemlerde ve yerlerde artış gösterir. Ülkemizde yaşanan artış da bu genel kuralın yeniden üretilmesinin bir sonucudur. Neoliberal ekonomi politikalarından en çok etkilenen kadınların hem ekonomik hem de sosyal açıdan gittikçe zayıflamaları, şiddet mağduru olmalarının başlıca nedenidir. Türkiye’de kadına yönelik şiddet her geçen gün artmakta, çünkü ülkemizde “kadın ve erkek eşit olamaz, bu fıtrata ters” diyen bir cumhurbaşkanı ve partisi iktidarda. İktidardaki AKP, kadın düşmanı bir partidir. Kadınların her geçen gün sosyal ve ekonomik açıdan zayıf düşürülmesi için çalışmaktadır. Kadınların eşit yurttaş değil, erkeğin bir tamamlayıcısı olduğunu düşünen iktidar, bu bağlamda kadınları aşağılayıcı açıklamalar yapmakta kadınları, dışlamaktadır.

“Türkiye’de kadın olma”ya dair biraz daha ayrıntı vermek mümkün mü?

Av. Yelda Koçak: “Türkiye’de kadın olmak” denilince, maalesef ilk akla gelen kadın cinayetleridir. Çünkü bu cinayetler her geçen gün artıyor. Türkiye’de kadın aynı zamanda, tecavüze uğradıktan, şiddet gördükten sonra, o şiddetti veya tecavüzü hak etmediğini ispatlamak zorundadır. Yargı, tamamen cinsiyetçi bir bakış açısıyla uyguluyor yasaları ve failde değil mağdurda kusur arıyor. Medyanın hali de farklı değil. İstanbul’un en işlek caddelerinden biri olan Bağdat Caddesi’nde gece saat 03:00’te evine giderken tecavüze uğrayan bir kadın için birçok gerici yazar, “o saatte orda işi neydi” diyebildiler. Bu söylemler, münferit söylemler değil. İktidarın bakış açısına uygun yaklaşımlardır. Bu bakış açısı sayesinde birçok katil, tecavüzcü, şiddet uygulayan kişi yargılanırken “ödül” denebilecek nitelikte cezaî indirimlerden faydalanıyor.

Yine AKP tarafından eğitim sisteminde yapılan değişiklikten sonra, birçok kız çocuğu 4. sınıftan sonra eğitim ve öğretim hayatına devam edemiyor. Bu tablo, gerici bir iktidarın politikalarının kadınlar üzerindeki etkisini açık bir şekilde gösterir. Laik ve bilimsel eğitimden uzaklaşıldı. Hem kız hem de erkek çocuklarımızın geleceği, güvenliği tehlike altında. AKP’nin doğrudan desteklediği Ensar Vakfı’na ait yurtlarda meydana gelen çocuklar tecavüzleri, bunun son kanıtlarından sayılır. Başta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olmak üzere, birçok AKP’li, vakfı savunmuştur. “Meydana gelen bir tek olay ile vakfın adının kirletilmesine izin vermeyiz” diyerek açıkça “bir kereden bir şey olmaz” demişlerdir. Bunlar, insanlık adına utanç verici açıklamalardır. Biz biliyoruz ki Karaman’da gerçekleşen o olay, münferit değil. Her gün yaklaşık 2-3 çocuk istismarı haberini okumak zorunda kalıyoruz. Ki birçoğu da dinî eğitim veren okul, yurt ve cami gibi yerlerde gerçekleşiyor.

Neoliberal ekonomik politikaların en büyük mağduru da kadınlardır. Güvencesiz, sigortasız, düşük maaşla çalışmak zorundalar. Kadın-erkek eşitsizliği, kendini iş hayatından da göstermeyi sürdürüyor. Kadınlar aynı nitelikte olsalar dahi daha geç terfi ettirilir. İşçi çıkarmalarda ilk çıkarılanların başında kadınlar gelir. Üç çocuk doğurmaları vaaz edilen kadınlara, “müjde” denilerek “ücretsiz izin” verilebileceği söylenir. Kadınlar çalışma hayatının dışına itiliyor açıkça.

Gerek ülkemizde gerekse de bölgemizde yaşanan savaşların da en büyük mağduru kadınlardır. Kadın bedeni, iktidar savaşlarına alet edilir. Dinci, gerici bir çete olan IŞİD’in “köle pazarları”, maalesef ülkemizde kuruluyor. Suriye’den kaçırılan kadınlar ülkemizde satılmakta. AKP iktidarı buna göz yumuyor. Doğu ve Güneydoğu bölgesindeki Kürt illerinde, AKP ve Saray tarafından yürütülen savaşta da kadınlar ayrı bir eziyete uğratılıyor. Öldürülen kadınların cesetleri soyularak teşhir ediliyor, duvarlara cinsiyetçi küfürler yazılıyor örneğin.

Özgecan Aslan Davası’nı da kısaca değerlendirir misiniz?

Av. Yelda Koçak: Özgecan Aslan Davası, Gezi ve Haziran günlerini yaşamış ülkemizde yeniden bir isyan oldu. “Özgecan Aslan İsyanımızdır” sloganı, gerçek anlamda karşılığı olan bir slogandır. Çünkü hem cinayetin korkunçluğu, hem de bugüne kadar kadınları öldürmek, dövmek,  tecavüz etmek için bulunan sözde bahanelerin hiçbirinin olmadığı bir olaydı. Olayın dehşeti, birçok insanda “ben de olabilirdim” duygusu uyandırdı. Bu açıdan da önemli. Aslında bu olay kadınlara, bireysel özgürlüklerinin sınırının bir minibüse bindikleri yere kadar olduğu gösterdi. Özgecan Aslan cinayetinin son derece politik bir şekilde ele alınmasının bir nedeni de bu cinayetin aslında AKP’nin gerici ve kadın düşmanı politikalarının bir sonucu olduğunun dile getirilmesidir. Birçok eylemde haykırılan “o minibüste hepiniz vardınız” sloganı, böyle bir anlam taşıyordu.

Özgecan Aslan cinayetinin faillerinin yargılanması sürecinde, Türkiye’nin dört bir yanından avukatlar görev aldı. Mersin’de görülen davaya ben de İstanbul’dan katılan bir avukattım. Tüm ülkenin gözlerinin üzerinde olduğu bir dava olduğu için, diğer birçok kadın cinayeti davasının aksine, katillere hiçbir şekilde “iyi hal” ve “haksız tahrik” indirimi yapılmadı. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Bu açıdan önemli bir karardır. Birçok kadın cinayeti davasında, katiller yasada karşılığı olmayan gerekçelerle cezadan indirim aldı ya da beraat ettirildi. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildiği için, dosya otomatik olarak bir üst mahkemenin denetiminden geçecek. Yani şu anda Yargıtay aşamasında. Ama bir değişiklik olacağını düşünmüyorum. Çünkü iktidar da bu katillerin en ağır cezayı almasını istedi, ki halkın öfkesi gerçek faillere yani bu işin siyasi sorumlularına dönmesin diye.

Sizce kadına yönelik şiddet nasıl çözülür?

Av. Yelda Koçak: Bunun için bütünlüklü bir politika yürütülmelidir. Sadece ilgili yasalara ağır cezalar konulması yetmez. Ya da idamın getirilmesi de çözüm olmaz. “Hadım etme” gibi talepler ise apolitik taleplerdir. Bütün bunlar, bu işin asıl sorulularının kusurlarını örtmeye yarıyor. Çünkü çok iyi biliyoruz ki suç tek başına bireyin tasarrufu ile gerçekleşmez, suçlar toplumsaldır, içinde yaşanılan toplumun işlenen suçlar üzerinde etkisi tartışma götürmez. Kadın ve erkeğin eşit yurttaş olduğunun kabulü ve bunun toplumsal anlamda karşılığını bulması şart. Bunun için önlemler alınmalı, çalışmalar yapılmalıdır. Kadınların sosyo-ekonomik anlamda daha zayıf görünmelerinin önüne geçilmeli ve bununla mücadele edilmelidir.  


...........................................................................
info@hallac.org, 17 Mart 2016



<-geriye: