TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

20 yıl önce mikrofon tuttuğum RADİKAL yok artık!

Doğan Grubu'nun sahiplik ettiği Radikal, 15 Ekim 1996’da yayına başladı. 20 yıl içinde birçok aşamadan geçti. Son iki yıla yakındır sadece digital olarak yayındaydı. Bu aşamanın da sonuna gelinmiş bulunuyor. Radikal, artık tamamen kapanıyor. Gazetenin 20 yıl önceki çıkışından üç gün önce, ilk genel yayın yönetmeni Mehmet Yılmaz'la bir görüşme gerçekleştirmiştim. O zamanlar çalıştığım günlük Demokrasi gazetesinde, 11 Ekim 1996 günü yayımlandı. Radikal İki adlı ekte birkaç yazım da yayımlandı sonra. Türkçe basın tarihinde ilginç, özgün ve önemli bir deneyimdir Radikal'in macerası. O görüşmeyi şimdi bir kere daha paylaşarak, ilk günlere bir kere daha gidelim istedim.

HÜSEYİN ŞİMŞEK

İstanbul -
Uzun bir süreden sonra, l990’larda Türkiye’deki büyük sermayeye bağlı gazetelerin sayısını spor gazeteleri çoğalttı. Onları, “ana gazeteler”de yer bulamamış haberlerin değerlendirildiği, yani “havuz boşaltıcı” gazeteler izledi. Posta, Gözcü, Takvim, İyi Gazete, Dost gibi. Yeni Yüzyıl, en azından kendisini ayakta tutacak sayıdaki bir potansiyel açısından, bir “fark” yarattı. Şimdi öyle görünüyor ki, bu “fark” kıymete bindi. Haftalardır konuşuluyor: “Milliyet’in Yeni Yüzyıl’ı geliyor” ya da “Hürriyet’in de Yeni Yüzyıl’ı yoldaymış”. İlki, söylenti olmaktan çıkktı, altyapı hazırlandı, kadro toplandı ve prova baskılarına geçildi. Adı da, çıkış tarihi de belli. “Radikal”, 13 Ekim’de bayilerde olacak.

Radikal'in çıkış ilan ve reklamlarında “radikal” sözcüğünün ikinci ve yumuşak anlamı kullanılıyor. İlan ve reklamlarda atıfta bulunan radikallerin çerçevesi ilginç. Vehbi Koç’tan Karl Marks’a, Saidi Nursi’den Nazım Hikmet’e, Mustafa Kemal’den Fatih Sultan Mehmet’e, Orhan Gencebay’dan Bertold Brecht’e uzanan bir zincir. Radikal’in meramında “Köklü değişim” ya da “köklü yenilik” değil, “belirgin biçimde ayrılmak” var. Ancak, bu da az şey sayılmaz. Asıl sorun bu söyleneni yapabilmek. Radikal’in yazarları arasında ise Türker Alkan, Ümit Kıvanç, Etyen Mahçupyan, Nazlı Eray, Murat Belge, Mine G. Saulnier, Gündüz Vasaf, Füsun Özbilgen, Haluk Şahin, Artun Ünsal var.

Radikal’i çıkaran ekibin başında daha önce Spor, Posta, Fanatik ve İyi Gazete’yi çıkaran Mehmet Yılmaz bulunuyor. Yaptığımız görüşmede, “Ben doğrusunu isterseniz, profesyonelce bakmaya çalışıyorum” diyen Yılmaz, bugüne kadar 30-40 kadar dergi çıkardı. Kendi deyimiyle, meslekî bir tatmin aramak maksadı yok. Biraz maymun iştahlı. Bu işin başlangıç kısmı cazip geliyor. Yılmaz, konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı.

Radikal’in ebadı, sayfa sayısı, ekleri ve rengi ne olacak?

Mehmet Yılmaz:
24 sayfa olacak. Sekizi renkli, geri kalanı siyah-beyaz. Rengi, fotograflarda kullanacağız. Renkli başlıklar, renkli zeminler olmayacak. Radikal, esas itibariyle yazıya dayanan, okuyucusunun daha derin haber almak istediğini varsayan bir gazete. İki tane ilavesi olacak. Ama şimdi bunlardan bir tanesini, ‘İki’ adlı pazar dergisini verecegiz. Derginin kendi yayın politikası olacak. Olaylara kendisi bakacak. Zaten ayrı bir ekip tarafından hazırlanıyor. Tugrul Eryılmaz var başında.

İçerik bakımından ağırlıklı sayfalarınız olacak mı?

Mehmet Yılmaz:
Bütün gazetelere baktığımızda, haber sayfaları çok az. Yeteri kadar haber okuyucuya ulaşmıyor. Provalarda saydık, 40 ila 50 arasında fazla haberimiz var. Onun için haber sayfalarımız fazla, orda bir ağırlık var. Prova yaptığımız günlerde, çeşitli olaylar oldu. Diyarbakır Cezaevi’nde, Varto’da olaylar oldu. Rehin alıp fidye isteme hikayesi oldu... Biz bunları diğer gazetelere göre bir gün önce verdik provalarımızda. Bir gün önce vermenin ötesinde, onların bir gün sonra verdiklerinden daha derinlemesine bir habere ulaşabildik. Radikal şu anda Hürriyet, Milliyet ve Sabah’tan sonra, kendine ait bir haber ağı olan, büroları olan dördüncü gazete. Tabii gazete çıkmadığı ve kapalı devre yayımlandığı için, o haberlere karşı ne tepki alırdık, aldığımız tepki bizi nereye sevk ederdi, ikinci adımda aynı cesareti gösterebilir miydik bilemiyorum.

En belirgin rakibiniz kim?

Mehmet Yılmaz:
Radikal, büyük bir ihtimalle Yeni Yüzyıl’la kıyaslayacak. Piyasadaki rakibi de Yeni Yüzyıl olacak. Ama sonuçta, bu haber veren bir gazete. Hürriyet, Milliyet, Sabah gibi gazetelerle de rekabet etmek durumunda.

Radikal, gerçekten varolan bir boşluğa mı doğuyor? Koptuğunuz ve koştuğunuz yer neresi?

Mehmet Yılmaz:
Bir boşluk var. Şehirli ve 20-45 yaş arası eğitimli insanların okuyabilecekleri bir gazeteyle ilgili piyasanın doldurulmamış olduunu düşünüyorum. Koptuğumuz gelenek şu: Gazeteler, çok fazla kişisel çevrenin haberlerini içine katıyor. Subjektif bir habercilik yapılıyor. Radikal’de yer alan haberler objektif olacak, insanların kişilik haklarına dokunmayacak. Bilgi ve haber, aracıdan aracıya geçerken değişime uğramayacak. Kaynağında bulduğumuz haberi, hiçbir yerini bozmadan, deforme etmeden, dezenformasyon yüklemeden tüketiciye, halka ulaştırabilirsek görevimizi bu aşamada yapmış oluruz. Genç bir kadro ve kafalar daha az sınırlarla dolu. Her şeyi duyacağız, her şeyi yazacağız ve her şeyi tartışacağız.

Çıkış reklamlarında, risk yaratmayacak “radikaller” seçilmiş. Örneğin Deniz Gezmiş ya da İsmail Beşikçi gibi insanlar neden yok?

Mehmet Yılmaz: Doğrudan bir siyasal mesaj çıkartılabilecek insanlardan kaçınmaya çalıştık. İsmail Beşikçi de geleneksel olandan belirgin bir şekilde kopuşu gerçekleştiren bir insan. Radikal gazetesini İsmail Beşikçi’yle de tarif edebiliriz. Orda bir problemimiz yok. Deniz Gezmiş de o açıdan bakıldığında bir radikal. Ama birincisi, bu ticarî bir organ ve ticarî bir mecrada reklamı yapılmak zorunda. Şu veya bu şekilde bir engele takılmaması lazım. İkincisi, seçtiğimiz insanlar bizim siyasî çerçevemizi değil, kendine göre bir kopuşu temsil ediyor.

Para, birkaç kişide ve aynı kişiler ayrı görüşlerin talebini karşılıyor artık. Bu sıkıntı yaratmıyor mu?

Mehmet Yılmaz:
Sıkıntıları elbette var. Sonuçta ne kadar görüşs varsa, o kadar sayıda gazete olabilmeli bir memlekette. Ama bu bizim Türklerin gazeteyi tarif edişinden kaynaklanan bir sorun. Orijinine baktığımızda, Türkiye ile dünya arasında belingin bir farklılık var. Türkiye’de gazetecilik geleneği hep bir takım siyasi görüşlerin, siyasi örgütlenmelerin savunuculuğunu yapmak üzere çıkmış.

Dünyada böyle değil. Gazete esas olarak, insanları olaylardan haberdar etmek üzere kurulmuştur. Dolayısıyla orda gelişen gazetecilik geleneği ile Türkiye’de gelişen gazetecilik geleneği farklı. Bence gazeteler, siyasî hareket ve partilerden bağımsızlaşıp, bağımsız sermaye grubu ya da kişilerin ticarî işi haline dönmeye başladıkça, Batılı anlamdaki gazeteciliüe daha çok yaklaşacağız.

Gazete sahibi sermayedarların devletle ilişkileri, partilerle bağlantıları yok mu?

Mehmet Yılmaz:
Şöyle düşünmek lazım: Dünyanın her yerinde gazete çıkarmak pahalı bir iş. Öte yandan, gazete sahibi sermaye gruplarının tek faaliyeti de gazete de-il. Süt konusunda yatırımları var. Devletle ilişkileri var. Hatta kimi, birer çokuluslu şirket. Birçok hükümetle ilişkileri var. Dolayısıyla onlann sahip olduğu avantajlarla, dezavantajları bir araya getirdiğimizde Türkiye’deki gazete sahipleri için de aynı tablo sözkonusu. Gazete sahibi şirketlerin, bizde de başka işleri var. Ahlakla ilgili bir sorun biraz. Siz gazete sahipliğinizi, diğer işlerinizde anahtar olarak kullanıyorsaniz ahlak dışı bir iş yapıyorsunuz. Bu, modelin yanlışlığını değil, şirketin ahlak anlayışını belirleyen bir şey.

................................................................
11 Ekim 1996 – Demokrasi gazetesi



<-geriye: