TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Misafir işçilikten çok sınıflı topluma giden yol

Yarım asrı geride bırakan Avusturya’daki Türkiye kökenli kitle, kapitalist üretim-bölüşüm sisteminin her alanına, her sosyal sınıfına dağılmış durumda artık. İşçi, memur, esnaf, büyük sermaye sahibi... Bu durum, “Türkiye kökenli olmak”lığa, hem biraradalık hem de ayrışma düzlemlerinde yeni sınırlar çiziyor. Hem birey, hem topluluk bazında, her şeye damgasını vuran bir “yeni hal”.

HÜSEYİN ŞİMŞEK

Viyana
- Bu köşede, Avusturya’da bulunan Türkiye kökenli nüfusun, esasen 1964’te başlayan işçi göçünün ürünü olduğunu sık sık belirtegeldim. Bugün artık, ilk kuşağı 53 yılını geride bırakmış bir kitleden söz ediyoruz. Türkiye kökenli bu kitle, artık “kalıcılaşmış bir kitle”dir aynı zamanda. Yarım yüzyıllık bir tarihi geride bırakmış bir topluluğun, demografik yapısının aynı kalması mümkün değildi elbette.

Yaşanan aşamalara bağlı olarak kimi tanımlamalar yapıp, konuyu mercek altına almakta fayda var. “Tekil işçi” dönemi, “tek tabanca geliş” yapılabilecek o tanımlamalardan ikisi. Bu hal, 1964’te gelen ilk kafilelerle açılmış, 1973-74’te resmî temelde esasen kapanmış bir “ilk 10 yıl parantezi”ni karakterize eder.

Demografik yapıda köklü bir dönüşümün yolunu açan, esasen 1975’ten sonra ve önceki dönemle kıyaslanmayacak yoğunlukta yaşanan “aile birleşimi” sirkülasyonu oldu. Tek başına, tek tabanca bu ülkede bulunan misafir işçiler, kalıcı hesaplar içine girerek eşlerini, çocuklarını, (başta anne ve babalar olmak üzere) yakın akrabalarını getirmeye başladı. Daha önce gelen eşler ve çocuklara rastlamak da münkündü elbette, ama yığınsal ve belli bir süreklilik içindeki “birleşim”, 1975’ten sonradır. Her yaştan insanın yer aldığı bu kitle, artık yeni bir kitleydi.

Böylece demografik yapı, “tekil işçi” ya da “tek tabanca” olma halini aşarak, “aile” şeklini aldı. Burada bulunma halindeki bir niceliksel ve yapısal değişimin, çok daha önemli başka demografik sonuçları da olacaktı kaçınılmaz olarak. Çocukların çok ezici bir kesimi, çalışma değil de henüz eğitim çağındaydı. “Hayata atılma”, onlar için bu ülkede gerçekleşecekti.

Aile birleşimi üzerinden gelen yeni kitle, “misafir işçi” akrabaları dolayısıyla bu ülkeye gelmiş, yerleşmişti; ama gençler ve çocuklar başta olmak üzere, bu yeni kitlenin ille de “işçi olma zorunluluğu” yoktu. Çocukların önemli bir kısmı, Türkiye’de başladığı eğitimini (farklı ve yetersiz düzeylerde de olsa) burada sürdürebildi. Başladığı okulu yarıda bırakmış olanlar da dahil, göçmen nüfusun içinde artık yeni bir çehreydiler.

İlticacıların kazandırdığı ivme

Avusturya’daki Türkiye kökenli nüfus için, 1980’lerin özellikle ilk yarısı, demografik yapıdaki dönüşümün sürdürülmesi bahsinde, yeni ve önemli bir kavşak oldu. İlk kez, direk ya da indirek “işçi göçüyle bağlantılı olmayan” bir değişim faktörü çıktı ortaya: İlticacı dalgası! Bu faktör, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin sonucu olarak devreye girmişti.

İlticacılar; siyasal, inançsal ve etnik sebeplere dayalı yeni ve farklı bir kitle kazandırdı buradaki Türkiye kökenli nüfusa. Türkiye’den Avusturya’ya gelenler bazında vurgulamak gerekirse, daha önce hiç görülmemiş bir büyüklüğe ulaştı bu kesim. İltica dalgaları, nüfusun oranını yükseltmekle sınırlı kalmayacak, Türkiye kökenli nüfusa neredeyse her meslek, her eğitim düzeyinden bireyler kazandıracaktı. Temelini “misafir işçiler”in oluşturduğu nüfus, o güne kadarkine oranla çok ileri düzeyde “sosyal aktif” bir nüve kazandı.

İlticacılar, aile birleşimiyle gelen “işçi çocukları”yla buluşarak, önemli bir demografik çakışmaya da sebep oldu. Avukat, mimar, öğretmen, doktor, mühendis, yazar, şair, gazeteci, sosyal danışman, öğretim üyes, sosyolog, psikolog, eyalet milletvekili, eyalet daire başkanı, esnaf ve sermayedar... Türkiye kökenli nüfusun bileşimi ve dokusu, çok temel parametreler üzerinden yeniden karıldı.

1980’lerin ikinci yarısından 1990’lara doğru yoğunlaşarak, bu ilticacı ve “işçi çocuğu” kitlenin evlenme, burada bir aile kurma dönemi geldi. Onların çocuklarıyla birlikte, Türkiye kökenli nüfus ilk kez “Avusturya’da doğmuş” bireylere kavuştu. Söz konusu nüfusun demografik yapısı, “göçmen kökenli olmak”lık gibi yeni bir özellik kazandı. “Göçmen” değil de “göçmen kökenli olmak”lık, önemli bir “hal”e daha tekabül ediyordu: Avusturya’daki Türkiye kökenli nüfus, artık esas olarak “bu ülkede çoğalma” dönemine girmişti!

Nüfus, artık bu ülkede çoğalıyor

Günümüzde de “aile birleşimi” var hâlâ. Dönem dönem çoğalıp azalsa da iltica hâlâ  bir geliş kanalı. Evlenilecek kişiyi, “Türkiye’den seçme” de öyle. Fakat bunların, buradaki Türkiye kökenli nüfusun artışındaki oranı, burada doğanlarla yarışacak düzeyde değil kesinlikle. Ki Türkiye kökenli nüfus, doğum oranı en yüksek olan göçmen ve göçmen kökenli bir kitle konumunda.

Öte yandan, diğer Avrupa ülkelerine nazaran Avusturya, hem iltica hem de “ithal damat-gelin” kanalını, elinden geldiğince kapatmaya çalışan ülke olmakla ünlü. Bu her iki kanaldan nüfus akışını sıfırlaması imkansız, ama söz konusu sıkı uygulamaların etkili olduğu da verilerle ortada.

Demografik yapıdaki değişim devam ediyor doğal olarak. 2000’lerden sonra, Avusturya’da doğanlar da evlenme, çocuk sahibi olma çağına geldi. Bu son kitle, yani günümüz bebeleri, anne ve babaları “göçmen” olmayan ilk “kuşak”. Henüz zorunlu eğitim çağındalar, çocuk yaşlardalar. Yarım asırlık bir nüfusun, şu anki son halkası konumundalar ve onlara gelene kadarki demografik dönüşüm zinciri şöyle ifade edilebilir aslında: Misafir ve sezonluk işçiler, yabancı ve göçmen işçiler, göçmen aileler ve topluluklar, göçmen kökenli yeni Avusturyalı azınlıklar.

İş ve meslek alanlarında çeşitlenme

Türkiye kökenli nüfusun çalışma, iş veya ekonomik durumunu da bu çerçevede irdelemek yerinde olacaktır. İşçilerden doğan bu kitle, artık sınıflı bir toplumsal yapıya sahip. Çok farklı şekillerde ama sonuç itibariyle kapitalizm koşulları altında bir sosyal, siyasal, dinî, kültürel, ekonomik yaşam sürdürüyor. Sermayedar, işçi, esnaf, memur, işsiz...

Resmî olarak 1964’ten itibaren Avusturya’ya gönderildiklerinde, sadece kol gücüne dayalı işlere taliptiler. İnşaat, fabrika, alt yapı ve temizlik işçiliği ilk dört sıradaki alanlardı. 1980’li yıllara kadar, bu dört temel sektöre dağılmış olmada, büyük bir değişim yaşanmadı. Bu dört sektörün dışındakiler, istisna sayılacak kadar azdı. Örneğin, o ilk gelenler arasında terzilik mesleğinden olanlar da vardı elbette.

Özellikle de 1980’lerden sonra, Türkiye kökenlilerin çalışma yaşamında, sektörel ve meslekî bir çeşitlenme oldu. Söz konusu çeşitlenme, diğer eyaletlere nazaran Viyana’da daha yoğun yaşandı. Diğer eyaletlerde, Türkiye kökenliler arasında bugün de işsizlik oranı daha düşük, geldiği ilk yıllardaki gibi işçilik yapanların oranı daha yüksek. Çeşitlenme, ilk gelenlerin iş değiştirmeleriyle başladı. Esnaflığa doğru bir rağbet yaşandı. İlk kahveler, lokantalar, bakkal dükkanları, manavlar açıldı.

Burada eğitim ve “çıraklık eğitimi” alan “işçi çocukları” ise, farklı bir çeşitlenmeye imza atacaktı. Yeniye, gelişime daha açıktı bunlar; başta dil olmak üzere anne, baba, amca, hala, teyze ve dayılarına göre, çok sayıda avantaja sahiptiler. Geldikleri ülkenin toplumuyla farklı bir tanışma süreci yaşama, farklı bir ilişki kurma şansları vardı. İlk gelenlerin, esnaflık üzerinden açtıkları çeşitlenme girizgahını, bu “işçi çocukları” çok çok daha genişlettiler. Çok sayıda farklı iş ve meslek alanında bulunmayı, göçmenler açısından istisnai durum olmaktan çıkarmaya başladılar. Kahvehane, terzi ve bakkal dükkanıyla yetinmediler; döner büfesi, restoran, berber dükkanı, market, fırın, pastane, marangoz atölyesi, benzin istasyonu, manifatura dükkanı, ucuz telefonlaşma istasyonu, araba tamirhanesi, züccaciye, kalorifer ve su tesisatçılığı, taksicilik ve taksi firması, seyahat acentesi, temizlik ve inşaat firması...

Sadece “serbest” ya da ticari alanlarda değil elbette, eğitimli meslek alanlarında da çok etkin oldular: Danışman, tercüman, bilirkişi, elektrikçi, tesisatçı, muhasebeci, gazeteci, teknisyen, mühendis, hemşire, doktor, öğretim üyesi... Özellikle de burada doğanlarla birlikte, Türkiye kökenli nüfus artık neredeyse hayatın her alanındaydı. Girmedikleri bir iş alanı ve meslek neredeyse yok.

1980’lerde başlayan esnaflık kulvarı, 2000’lerle birlikte “sermayedarlık” şeklinde tanımlanacak bir ivme kazandı. Esnaflığın temel özelliği, kendi işini veya tezgâhını kurmak, bir maaştan daha fazlasını kazanmaya çalışmaktır. Yanında 1 ila 5 arasında eleman çalıştırması, onun bu statüsünü değiştirmez. Kendisi de çalışanlar arasındadır çoğunlukla. Yaygın yöntem, aile fertlerinin her birinin kendine göre işin bir ucundan tutmasıdır.

2000’lere girilmesiyle birlikte, geleneksel esnaflık sınırları aşılır oldu. Bir döner büfesi olanların skimi, “büfeler zinciri” oluşturup şirketleşti. Bakkal ve manavlar yerini, azımsanmayacak sayıda “marketler zinciri”ne bıraktı. Temel gıda maddeleri alanında toptancılık yapan firmalar kuruldu. Taksi şoförlüğü yapanların yanı sıra, “taksi firması” açanlar vardı artık. “Mahallenin fırını”; önce kente, ardından eyalete, nihayet birkaç eyalete ekmek satan bir konuma geldi. Tekil seyahat acentaları, tek dükkan olma devresini kapatıp, kentin farklı bölgelerinde ve başka eyaletlerde şubeler açtı. Özellikle Viyana’da, Doğu Avrupa kökenli ve “daha kalifiye ve alanının eğitimini almış” sayılan yeni göçmen işçiler tarafından alanları hayli daraltılan Türkiye kökenli inşaat amele ve ustalarının kimi, inşaat firması kurarak onlarca işçi çalıştırmaya başladı.  

Yanisi şu: 53 yılı geride bırakan Türkiye kökenli kitle, bu ülkede de geçerli olan kapitalist üretim-bölüşüm sisteminin her alanında, her sosyal sınıfında artık. İşçi, memur, esnaf, büyük sermaye sahibi... Bu durum, “Türkiye kökenli olmak”lığa, hem biraradalık hem de ayrışma düzlemlerinde yeni sınırlar çiziyor. Hem birey, hem topluluk bazında, her şeye damgasını vuran bir “yeni hal”. Türkiye kökenli kitlenin, çok sayıda parametre kullanılarak parsellenmesi üzerinden varılmak istenen amaçlar ve elde edilen sonuçlar, bu “yeni hal” yok sayılarak doğru analiz edilemez, kavranamaz.*


.......................................................
* Yazıda yer alan yorum, analiz, değerlendirme ve tespitlerle ilgili somut tanıklar, veriler ve istatistikler için bkz. Hüseyin Şimşek, Türkiye’den Avusturya’ya Göçün 50 Yılı, Belge Yayınları, 2014-İstanbul. Kitabın Almancası da mevcut.


huseyin.simsek@gmx.at 


<-geriye: