TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Avusturyalıların misafirperverliğine sığındık

Üç kız kardeş aynı arazide ayrı evlerde oturuyorlardı. Bize evini açan, en büyükleriydi. “Aç mısınız?” diye sordu, “açsanız yumurta yapayım” dedi. Aynı biz! Hoş bir geziden hoş duygular kaldı bize, bir de yeni arkadaşlıklar... Demek ki insanlık olunca, hayat o kadar da zor değilmiş ve insan olan her yerde aynıymış.

SONGÜL YARAR

Viyana - Yaz sezonunu bir doğa gezisiyle bitirelim dedik ve Ağustos ayında arkadaşımla iki günlük bir doğa gezisi planladık. Planladık derken, pek de planlamadığımızı yolda anladık. Bence çok da iyi etmişiz! Ayrıca genel geçer iyimserlik yönümüz ağır bastığından, aklımıza aksilik çıkabileceği hiç gelmemişti. İyi ki gelmemiş! Aklımıza gelmedi ama başımıza geldi:))

Güzergahımızı Hohenwanderweg olarak seçmiştik. Toplam 27 kilometre, iki günde rahatlıkla kat edeceğimiz bir mesafeydi bizim için. Hava, yürüyüş için bir harikaydı. Amatör olduğumuz için her şey amatörce. Başta yön bulmak zor oldu, haritayı iyi okumak gerekiyormuş, bunu yaşarken öğrendik. Nihayet güzergahımıza girdikten sonra keyifli yürüyüşümüze başladık.

Dağ tepe demedik yürüdük. Yorulduğumuzda doğayı dinledik, dinlendik. Gözümüz yeşilin her tonunu gördü, ormanın kokusuyla huzur bulduk. 7-8 saatlik bir yürüyüşten sonra artık kalacak bir yer bulmanın zamanı gelmişti. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Konaklamak için düşündüğümüz yerde kimseyi bulamadık, son ihtimal olarak bölgenin bilinen bir otelinin yolunu tuttuk, o da kapalı çıkmasın mı? Evlere şenlik bir durum! Kalacak yer yok, ulaşım yok, hava kararmaya da başlamıştı. Artık dışarda nasıl kalırızın hesabını yapmaya başladık. Ama ben onu hiç düşünmek istemiyordum. Arkadaşıma, “Avusturyalıların misafirperverliğine sığınacağız”, dedim gülerek. O da “çok bekleriz”, dedi gülümseyerek. 

Bir sonraki yerleşim yeri, Eichgraben'dı, yani 6-7 km daha yürümek demekti bu. Bende yürüyecek hal kalmamıştı doğrusu, ama elden ne gelir. Mecburen, yol kenarından yürümeye başladık. Arada otostop çekiyorum ki en azından Eichgraben‘a bizi atsınlar, ama çok da umutlu değiliz. Gelen vın diye geçiyor. 

Ve çok geçmeden bir araba hızla yanımızdan geçtikten sonra durdu, biz hiç üstümüze alınmadık, evlerine geldiler zannettik. Hayır yaşasın, bizi almak için durmuşlar! “Nereye gidiyorsunuz“, diye sordu arabadan inen bir kadın ve köpeğini bagaja koydu hemen. Araba tıklım tıklım doluydu, ama bize yer açmaktan sakınmadılar. Böylece atladık arabaya. Üç kız kardeş, gözüme kanatlı üç melek gibi göründüler. Derdimizi anlattık, “Eichgraben‘da kalacak yer buluruz“, dedik. “Biraz zor“, dediler. Yanımızda oturan “bende kalabilirsiniz, evim büyük, yeterince oda var“ dedi.

Arkadaşımla kısa bir fikir teatisinde bulunduk ve “olur” dedik. Üç kız kardeş aynı arazide ayrı evlerde oturuyorlardı. Bize evini açan, en büyükleriydi. “Aç mısınız?” diye sordu, “açsanız yumurta yapayım” dedi. Aynı biz! Aç değildik, teşekkür ettik. Sonra ortanca kardeş de geldi, hep beraber sohbet edip çay içtik. Daha sonra odalarımızı ve banyoyu gösterip “iyi geceler” dilediler. Sabah erkenden çıkalım, fazla rahatsızlık vermeyelim diye anlaştık arkadaşımla. 

Ev sahibemiz ve arkadaşım benden önce kalkmışlardı. Çıkmak için hazırlandık. Onları kahvaltıya davet etmek istediğimizi söyledik. “Gideceğimiz yer buradan güzel değildir, burda kahvaltı yapalım, sonra biz sizi yürüyüş güzergahına bırakırız”, dediler. (Tanrım ne şekilde öldük de cennete düştük!) 

Geniş terasta şahane manzaraya karşı kahvaltımızı yaptık. İnsanlıklarında insanlığımızı gördük. Mutlu olduk. Ayrılık vakti telefon numaralarımızı aldık. “Eğer yolunuzu bulamazsanız ya da treni kaçırırsanız ararsınız”, diye inceden takılmayı da ihmal etmediler. Akşam trene bindiğimizi haber ettik:)) 

Hoş bir geziden hoş duygular kaldı bize, bir de yeni arkadaşlıklar... Demek ki insanlık olunca, hayat o kadar da zor değilmiş ve insan olan her yerde aynıymış.

................................................
info@hallac.org


<-geriye: