TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Metin Kurt Futbol Tunuvası'nda Beleştepe'nin açtığı pankart. (Foto: Beleştepe resmi Facebook hesabı.)

Toplum, futbol ve taraftarlık

Kadınların sistematik bir şekilde baskı gördüğü ve cinayetlerle yaşamını yitirdiği bir ülkenin statlarında küfrü ortadan kaldırmak kolay değildir. Şiddet gündelik hayatın bir parçası hâline gelmişken koltukları kırıp çatışanları engellemek zor iştir. Her alanda mücadele etmek zorundayız. Medya sermayenin egemenliğinde olduğu hâlde devrimci bir yayın organını destekliyor, okumaktan ve yazmaktan vazgeçmiyorsak aynı kavgayı spor söz konusuyken de verebilmeliyiz. Futbolu, basketbolu veya bir başka spor dalını ve seyirciyi dışlayarak, küçümseyerek bir yere varamayız.

MURAT NAROĞLU

Viyana
- İki yıldır Beşiktaş'ın şampiyonluk maçının olduğu günü dağda geçiriyorum. Takımın zaferini ancak telefondan öğrenme imkânım oluyor. Şehre inince bedenimi saran yorgunluğu unutup sıra dışı taraftarımızın kutlamalarını takip ediyorum. Çocukluk aşkımla, Kara Kartallar ile aynı tarihte zirveyi paylaşmak bana büyük keyif veriyor.

Beşiktaş'ın benim için ne anlama geldiğini daha önce aktarmaya çalışmıştım.* Yazının yayımlanmasından kısa süre sonra arkadaşım Erhan Altan'ın satırlarını okudum.** Erhan spor ve futbol dünyasından hareketle "[y]itip giden dayanışmanın izlerini" aradığını belirtmişti. Yazıma atıfta bulunan Erhan'ın takım tutmak, serbest piyasa ekonomisi ve futbol gibi başlıklara değindiğini görünce konuyu derinleştirmek istedim. Özetle topu aldım, şimdi hareketlenme zamanı.

Çocuksu saflık

Babam sıkı bir Beşiktaşlıydı. Kendimi bildim bileli ben de öyleyim. Çocuktum ve futbola, siyah-beyaz renklere tutkuyla bağlandım. Sokakta top peşinde koştum, kâh radyo kâh ekran başında hüznü ve sevinci tattım. Heyecandan titreyip derin bir suskunluğa gömüldüğüm de oldu, mutluluktan haykırıp neşeyle zıpladığım da.

Lisede takım kaptanlığı, üniversitedeki ilk yılımda amigoluk yaptım. Funny diye çağırırdı arkadaşlar. "Funny ortaya, üçlü çektir Kartal'a!" tezahüratları eşliğinde bizimkileri coştururdum. İzmir ve İstanbul'daki maçlara gider, pankart ve slogan hazırlıklarına destek olurdum.

Kapitalizmi tanıdıkça sporun ve tabii ki futbolun endüstriyel yapısını kavramam kolaylaştı. Çocuksu bir saflıkla kurduğumuz ilişki uzun süredir sermayenin tehdidi altındaydı ancak Çarşı susmuyordu. Meşhur dörtlüklerden birini değiştiriyor ve şöyle bağırıyorduk tribünlerde: Ölümle yaşamı ayıran çizgi / Siyahla beyazı ayıramaz ki / Stadın her yanı loca olsa da / Sevenleri hiç kimse ayıramaz ki!***

Gezi ve Çarşı    

Futbolu sosyal, kültürel ve ekonomik açılardan incelemeye başlamıştım. Yalnızca Beşiktaş'ın başarısıyla ilgilenmeyi o süreçte bıraktım. Rakiplere saygı duymak, yeri geldiğinde onları takdir etmek yetmiyordu. Sermayenin tahakkümüne karşı duran farklı takım taraftarlarıyla yan yana yürümek, futbolu güzelleştirmek adına birlikte çaba harcamak gerekliydi.

İrili ufaklı taraftar gruplarının Gezi'de bir araya gelerek toplumsal muhalefetin bir parçasını oluşturduğu günleri hatırlayalım. Devrimci-demokrat hareketin kıpırdanması futbol seyircisini doğrudan etkilemişti. Yayıncı kuruluş, tribünlerden yükselen "Her yer Taksim, her yer direniş!" sloganını engellemek için çırpınıyordu. Meydanlarda öncülük yapan Çarşı, hükümeti devirme girişiminden yargılanacaktı. Demem o ki, futbol değil kapitalizm uyutuyordu.

Toplumdaki siyasal kültür seviyesiyle seyircinin bilinç düzeyi arasındaki ilişki Gezi'de net bir biçimde görüldü. Sokakla bağını koparmayan Çarşı'nın yarattığı umut dalgasının politik örgütlenmeleri bile aştığı anlara tanıklık ettik. Tribünleri küçümseyenler ters köşe olmuştu. İşçi sınıfıyla organik bağ kuramayanların 15-16 Haziran 1970'i şaşkınlıkla karşılamasına benziyordu bu.  

Beleştepe

Beşiktaş'ın ana taraftar grubu Çarşı dışında, diğer takımların destekçileri arasında da nitelikli topluluklar olduğunu biliyoruz. Kuşkusuz hepsinin eksikleri bulunuyor ancak onları toplumdan bağımsız ele alıp yargılamak faydasız. Kadınların sistematik bir şekilde baskı gördüğü ve cinayetlerle yaşamını yitirdiği bir ülkenin statlarında küfrü ortadan kaldırmak kolay değildir. Şiddet gündelik hayatın bir parçası hâline gelmişken koltukları kırıp çatışanları engellemek zor iştir. Her alanda mücadele etmek zorundayız. Medya sermayenin egemenliğinde olduğu hâlde devrimci bir yayın organını destekliyor, okumaktan ve yazmaktan vazgeçmiyorsak aynı kavgayı spor söz konusuyken de verebilmeliyiz. Futbolu, basketbolu veya bir başka spor dalını ve seyirciyi dışlayarak, küçümseyerek bir yere varamayız.

Çarşı'yı bir üst yapı olarak gören Beleştepe ekibini bilenler vardır. Bir süredir sosyal medya üzerinden grubun paylaşımlarını inceliyorum. Beleştepe'nin endüstriyel futbola karşı sergilediği duruş, çıkardığı derginin içeriği, hazırladığı pankartlardaki mesajlar umut veriyor. "Sermayenin karşısında spor emekçilerinin yanındayız" diyen ekibin şampiyonluk kutlamasında, Konur Sokak'ta tanıdık bir slogan duyuluyor örneğin: "Nuriye, Semih yalnız değildir!" Bir sembol hâline gelmiş Veli Saçılık, üzerinde Beşiktaş formasıyla Yüksel Direnişi'nden, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'dan bahsediyor; Çarşı'nın, Beleştepe'nin adını anıyor. Tüm bunları görmezden gelmek büyük bir hata olur.  

"Birkaç gün önce ameliyat masrafı (55.000 TL) için yardım istediğimiz Yasin Yaman'ın ameliyat masrafı başta vefakar taraftarlarımız ve diğer güzel insanlar sayesinde toplanmıştır." Beleştepe'nin Facebook sayfasındaki 24 Mayıs tarihli bu ileti, grubun bir başka yönünü, dayanışmacı karakterini gözler önüne seriyor.

Güzel hareketler

Futbolun siyasal, toplumsal ve sosyal boyutları haricinde insani tarafı da büyük bir zenginlik barındırıyor. İki efsane oyuncusunun isminden yola çıkıp "Şeref'inle oyna, Hakkı'nla kazan!" ilkesini benimsemiş Beşiktaş'la devam edelim.

Takımın "Büyük Kaptan" lakaplı oyuncusu Vedat Okyar'ın "Üzerimde Beşiktaş forması varken yalan mı söyleyecektim…" cümlesi hâlâ dillerdedir. Gurur kaynağımız, malzemeci Süreyya Soner abimizin en az başkan kadar saygı gördüğü bir kulüptür Beşiktaş.

Şubat 2015'te, penaltılarla Liverpool'u elediğimiz maçın sonunda, Süreyya abi Liverpool kaptanı Steven Gerard'a elini uzatıp onu teselli etmişti. Yaklaşık 2,5 yıl sonra, U10 turnuvası finalinde Beşiktaş Altınordu'yu yendi ve minik oyuncularımızdan biri sevinmek yerine Altınordulu kardeşine sarıldı. 28 Mayıs'ta Beşiktaş, küme düşmesi kesinleşmiş Gaziantepspor'u deplasmanda 4-0 mağlup ederken "Güzel Adam Süreyya" yine rakip oyunculardan birinin üzüntüsünü paylaşıyordu.

Umut ayakta

Kapitalizmin hemen her şeyi metalaştırdığı bir zaman diliminde futbolun endüstriyelleşmiş olmasına şaşırmamak gerekir. Dünyayı değiştirme iddiasındaki örgütler ve bireyler bile birbirine düşman kesilmişken futbol seyircisinden sürekli olgunluk beklenmesi gülünçtür. Ayrıca tribün kültürünü bilmeden, saha içini ve dışını anlamadan yapılan analizlerle mevcut durumun iyileştirilemeyeceği gün gibi açıktır.

Yaşamı güzelleştirmek istediği hâlde tek bir spor dalıyla dahi ilgilenmeyen fakat teorik tespitlerden de geri kalmayan muhaliflerimizi gördükçe gülümsüyorum. Çarşı'nın, Beleştepe'nin ve diğer dost taraftar topluluklarının varlığı ve mücadelesi bizler için bir umuttur. Yedek kulübesinde Şenol Güneş ile Süreyya Soner'in yan yana durduğu bir Beşiktaş da öyle.


* Beşiktaş, Murat Naroğlu, 25.04.2017: https://goo.gl/zqLulv
** Yiten dayanışma, Erhan Altan, 02.05.2017: https://goo.gl/C3jjIY
*** Dörtlüğün orijinalindeki üçüncü dize: Her yolun sonunda ölüm olsa da


-----------------------------------------------
murat.naroglu@gmail.com
09.06.2017


<-geriye: