TÜRKÇE DEUTSCH
KÜNYEİLETİŞİM

21. yüzyılda Alman futbolu


MURAT NAROĞLU

Türkiye'den ayrılmayı düşündüğüm süreçte bir konuda çok kararlıydım. Yurt dışındaki adresim Almanca konuşulan bir ülke olmalıydı. Ortaokul yıllarımda, Formula 1 pilotu Michael Schumacher ile başlayan bir yolculuktu bu. Üniversite ve iş hayatı Almancaya olan ilgimi bir hayli kuvvetlendirmişti. Fizik, matematik, edebiyat, müzik ve felsefe başta olmak üzere pek çok farklı alanda yaptığım okumaların kaçınılmaz durağıydı Almanca. Benim için bir taraftan netlik ve duruluk, bir taraftan planlama ve disiplindi.
    
Hayat tarzımın bu dille bir bütünlük oluşturduğunun farkındaydım. Radikal değişikliklerin zamanı gelmişti. İsteyerek, tutkuyla bindiğim uçak beni Viyana havalimanına ulaştırdığında, tarih 30 Ocak 2013'tü. Yeni bir ülkede, yeni bir kentteydim artık.

Seviye

Büyük bir iştahla dil öğrenirken sık sık Almanca anlatım eşliğinde futbol maçları izliyordum. Sporun, özellikle de futbolun varlığı tüm parçaları birbirine bağlıyordu. Bundesliga'yı ve Almanya Millî Takımı'nı daha yakından incelemeye başlamıştım. 2014 Dünya Kupası yarı finalinde, Almanya ev sahibi Brezilya'yı sahadan silip (7-1) finalde de Arjantin'i yenerek şampiyon olurken büyük bir mutluluk içindeydim. Almancanın beni etkileyen yönleri, hayat görüşümdeki temel ilkelerden bazıları o takımda ve o futbol anlayışındaydı.

Almanya'nın şampiyonluğu elbette şaşırtıcı değildi ancak zirveye kolay ulaşılmadığını unutmamak gerekiyor. Ali Ece'nin* ifadesiyle, "Jancker vasatlığından Thomas Müller-Manuel Neuer mükemmelliği seviyesine" (s. 11) çıkan bir takımdan bahsediyoruz. Bu süreç yakından incelendiği takdirde günümüzdeki başarıların daha iyi anlaşılacağı kanaatindeyim.

Reformdan devrime

Yirminci yüzyılın son Dünya Kupası Almanya için bir felaketti. 1998'deki çeyrek finalde, Hırvatistan karşısında alınan 3-0'lık yenilgiyi hatırlayanlar olacaktır. İki yıl sonraki Avrupa Şampiyonası'nda bu hüsran devam etmiş, Panzerler grup aşamasını bile geçememişti. 2002 Dünya Kupası'nda elde edilen ikinciliğe rağmen Almanlar en iyi ikinci takım olmadıklarının farkındaydı (s. 27). "2002'de Bundesliga yayıncı kuruluşunun partneri Kirch Medya'nın batması"yla (s. 34) birlikte, işin bir de ekonomik boyutu ortaya çıktı. Reformların çözüm olmayacağı belliydi. Çanlar devrim için çalıyordu.
    
Son derece planlı bir şekilde altyapı hocalarının sayısının artırılması ve oyuncu havuzunun genişletilmesi kararlaştırıldı: "2000 yılında Almanya'da federasyon ve tüm kulüplerdekini toplayınca sadece 100 altyapı hocası vardı. 10 yıl sonra ise bu sayı tam 4 katı olacaktı: 400 yetiştirici! Yani ne kadar çok yetiştirici, o kadar çok geliştirilebilecek yetenek." (s. 47)

Hoca sayısı artarken Almanya istediğini almıştı. "2002 sonrası başlatılan muazzam "insana yatırım"ın ilk başarılı mahsulleri Lahm, Podolski ve Schweinsteiger oldular." (s. 31). "Lahm 21 yaşına kadar U17'den itibaren her yaş grubunda Almanya forması giydi, kademeli geçiş planı çerçevesinde A takım için hazırlandı, programlandı." (s. 119) Neuer 20 yaşında, Schalke 04'ün kalesini koruyordu (s. 27); T. Müller ve Neuer'in yedeği Ter Stegen 4 yaşında futbol akademisine başlamış (s. 28 & 30); J. Boateng 19 yaşında Hertha Berlin'de profesyonel olmuş (s. 29); Boateng'in stoperdeki partneri Hummels 18 yaşında Bayern Münih forması giymişti (s. 29).

Khedira, M. Özil, Neuer ve Hummels'in birlikte oynadığı U21 Almanya takımı, Euro 2009 finalinde İngiltere'ye fark atıp Avrupa şampiyonu oldu. Bu isimler, 2014 Dünya Kupası şampiyonu Almanya A Takımı'nda da beraberdi.

Almanya'nın ne kadar zengin bir oyuncu havuzuna sahip olduğu 2017 yazında bir kez daha görüldü. Turnuvada A Takım'ın as oyuncuları yerine genç oyuncular oynatıldı, Almanya Konfederasyon Kupası'nı kazandı. U21'de de as oyuncular yoktu ancak onlar da Euro 2017 şampiyonu oldu.

Anlayış

Hoca ve oyuncu sayısındaki nicel artış, elbette tek başına yeterli değildi. Oyuncuların okul, eğitim, aile hayatlarının planlanmasıyla nitel gelişim de sağlandı. Bunun dışında, oyun ve yönetim anlayışında da pek çok yenilik göze çarpıyordu.

Almanların "Otoban Futbolu" olarak adlandırdığı ve 2006'dan beri geliştirdiği stratejinin temelinde hız vardı. İki temel prensip belirlenmişti: "[t]op rakipteyken takım savunmasının alan baskısından topa baskıya geçişi" (s. 48) ve savunmadan hücuma, hücumdan savunmaya hızlı geçiş. Millî takımdaki oyuncuların topu kontrol edip pas vermesi arasında geçen süre 2005'te 2,8 saniye iken Euro 2008'de finale çıkan takımda 1,8 saniyeye; 2010 Dünya Kupası'nda 1,1 saniyeye düşmüştü (s. 49).

Savunmadan hücuma hızlı geçişi sağlayan oyuncuların başında, bir oyun kurucu gibi iyi pas yapabilen Hummels geliyordu. Kısa ve doğru pasları tercih eden Alman savunmacılardan Khedira'nın dikine oynama özelliği de önemli bir değişiklikti.

Saha içindeki yeniliklere paralel olarak saha dışında da yeni bir sistem oluşturulmuş ve kolektiflik esas alınmıştı. "[E]skisi gibi egolar devreye girip ülke futbolunda çatışmalara yol açmadı. Liyakate göre görev atamaları esas alındı, böylece kimse kimsenin kuyusunu kazamadı! Futbolcularla taraftarların ilişkileri de artık farklı olacaktı." (s. 37) Mütevazı, olgun, örnek karakterlerin yetiştirilmesi için özel çaba harcandı. Dikkat edin, yenilgi sonrası pek çok Bundesliga takımı oyuncusu, taraftarından özür diliyor; galibiyet coşkusunu yaşarken bile rakip takımı destekleyenleri incitmemeye özen gösteriyor. Borussia Dortmund ve St. Pauli'ye maddi yardımda bulunan Bayern Münih, oyuncuların taraftarlara konuk olmasını sağlayarak kulüp-oyuncu-taraftar bağını kuvvetlendiriyor. "İnanması güç ama Alman devi sadece kulübün kazandığı parayı futbol takımına harcıyor." (s. 146)

Tercihler

Bir zamanlar Panzerlere neredeyse düşmanlık besleyen Ali Ece, artık onları en sevdiği futbol ülkesi olarak nitelendiriyor (s. 15).    

Oyuncuların kökenine değil niteliğine önem veren, düzenlediği organizasyonlarda hemen her kesimi memnun etmeyi başaran, Bundesliga'daki herhangi bir takımın altyapısını Ajax ve Barcelona gibi kulüplerin altyapılarıyla kıyaslanabilir düzeye getiren (s. 123) Almanya, bugün FIFA dünya sıralamasında açık ara farkla ilk sırada yer alıyor.
    
Viyana'daki beşinci yılımı tamamlamak üzereyken sürekli devrimin doğru yolda ilerlediğini görmekten mutluyum. Hayat görüşü, dil ve futbol bağlamında, tercihlerim değişmedi: 2018 Dünya Kupası'nda, başarılar Almanya!
 

* Yazıdaki alıntıların ve notların kaynağı, Ali Ece'ye ait şu kitaptır: Ayak Oyunlarından Akıl Oyunlarına Futbol, Profil Yayıncılık, 2. Baskı, Mayıs 2016, İstanbul


....................................................................
murat.naroglu@gmail.com
29.12.2017



<-geriye: