TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Misafir işçiler, dönmeyi neden unuttular?


HÜSEYiN ŞIMŞEK

Avusturya’da yaşayan Türkiye kökenlilerin önemli bir kesimi için, ilk gurbet, doğup yaşadıkları kentten çok daha büyük bir kente, önce çalışmaya gitmek, daha sonra da temelli olarak evce taşınmak şeklinde 1950’li yılların ikinci yarısında gündeme geldi. 1960’lı yılların ikinci yarısından sonra ise adeta bendinden boşanmış gibi sürdü. Büyük kentler, “köy kökenli gurbetçi işçiler”lerle dolup taşar oldu. Bir kısmı, yaz-bahar aylarında o yılın tarım ve hayvancılık işlerini toparlayıp, sonbaharda harmanı da kaldırıp öyle çıkıyordu gurbete. Bunlar, üç-dört aylığına giderdi çalışmaya. Sonra içlerinden bazıları; ailesinin geri kalanı hâlâ köyde yaşasa da düzenli bir gurbet hayatı sürdürmeye başladı. Onlar yıl içinde sadece bir-iki aylığına dönüyordu köye. Hatta, yıllarca dönmeyenlere de rastlanırdı. Köyden kente göçün ilk dönemlerinde, birinci tarz ağırlıktayken; 1970’lere doğru ikinci tarz ağırlık kazanmaya başladı ve ardından, ailece kente taşınma, yerleşme aşamasına geçildi.

Görüldüğü üzere, gurbet hayatı, Türkiye’nin sınırları içinde de mevsimlik başlamış, sonra yıla yayılmış ve en sonunda evce taşınma gündeme gelmiştir. 1962’de Almanya, 1964’te Avusturya, “uluslararası gurbet” olarak göz kamaştırmaya başladığında, yukarıda özetlenen nüfus sirkülasyonu seyri, daha geniş bir çember içinde yaşandı. Avusturya’ya ilk ayak basan işçiler, “sezon” ve “iş bitimi”ne ayarlı bir düzenlemeyle gelmişlerdi. Fakat, daha ilk birkaç yılda anlaşıldı ki Avusturya’nın düzenli bir işgücüne ihtiyacı vardı. Çalışma süresindeki belirsizlik ve düzensizlikler, içine girilen ekonomik inşaya zarar veriyordu. “Sezonluk misafir işçiler”in, düzenli “uluslararası gurbetçi işçi ordusu”na dönüşmesi kaçınılmazdı. Yani Viyana, Graz, Innsbruck, Linz, Bregenz; İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa’nın yerini alacaktı çaresiz. Düzenli bir çalışma ve oturum hakkını elde eden “uluslararası gurbetçi işçiler”, ilk on yıldan itibaren “ailece taşınma” sürecini de başlattılar. Artık dünün “uluslararası gurbetçi işçiler” kitlesi, yerini “yeni göçmen” bir nüfusa bırakmıştı.

Türkiye kökenli “misafir işçiler”, bugün “Yeni Avusturyalı” şeklinde tanımlanan bir nüfusun, en kalabalık kurucu ögesi konumundadır. Bugün artık içinde dört kuşağı barındıran bu nüfus, aynı zamanda birden fazla yeni dinî ve ulusal azınlık kazandırdı Avusturya’ya; Sünnîler, Aleviler, Ortodoks-Nasturiler, Katolik-Keldaniler; Türkler, Kürtler, Zazalar, Araplar, Ermeniler, Asurlar...

Dört kuşağın son ikisi “göçmen” değil artık

Misafir işçiydi, düzenli yabancı işçi oldu, ailece yerleşti göçmen oldu, dört kuşağı bulduğu evreden sonra “Yeni Avusturya”lı sayılacaktı! Nüfusun içindeki ilk iki kuşak Türkiye doğumluydu ve göçle gelmişti. Son iki kuşak ise, Avusturya doğumlu ve tamamen bu ülkede yetişti. Bu son iki kuşak, artık “göçmen olmak”lığı da eskitmiş bulunuyor; onlara en fazla, “göçmen kökenli” denilebilir. Avusturya’daki bu yeni genç ve çocuk nüfus için, Türkiye sadece izin sezonu gidilecek “ilk vatan”dı.

1964’ten itibaren Avusturya’ya gelen Birinci Kuşak, 1990’lardan sonra emekli olmaya başladı. Bu kitlesel durum için verilen bir tarihtir elbette. Emeklilerin, çoğunluğu yaşamını Avusturya’da sürdürmeye devam etti, ediyor. Ağırlıklı bir kesimi Avusturya vatandaşı. Çocukları ve torunları bu ülke doğumlu, bu ülkede yerleşik, bu ülkedeki toplumun içinde etnik ve inanç bazında birer fiilî azınlık konumunda. Yani, 50 küsür yıl öncesinin “misafir işçiler”i, bugün artık dört kuşaklık ailelerin kurucusu, “çınar”ı olarak “ikinci bahar”ını yaşıyor.

“Mevsimlik işçi”nin dönüşü, “mevsimlik turist” olarak

Öte yandan, emekli olmuş ilk kuşak bireyleri arasında, yılın üç ila altı ayını Türkiye’de geçirenler az değil. Londra, Berlin, Viyana, Paris, Basel, Bükreş, Amsterdam’a yerleşmiş, çalışmış ve emekli olmuşlar, yaz-bahar aylarını doğdukları köy ve kentlerde geçirmeyi yeni bir yaşam tarzı temelinde benimsemiş durumda. Türkiye’nin dört bir yanında, Avrupa’nın çok farklı ülkelerinden “mevsimlik dönüş” yapmış insanlara rastlayabilirsiniz. Çok önemlice bir kesimi, bir Avrupa ülkesi vatandaşıdır. “Mevsimlik işçi” olarak geldikleri Avrupa ülkelerinden, 50 küsür yıl sonra, şimdi de “ilk vatan”larına “mevsimlik turist” olarak gidiyorlar. Bu mevsimlik dönüş süreci; elden ayaktan düşene, düzenli ve sık aralıklarla yapılan bir sağlık kontolü veya tedavisine mecbur olana kadar devam eder.

Elbette bu arada, “kesin dönüş” yapanlar da var. Ama Avrupa’nın diğer ülkelerinde olduğu gibi, Avusturya’dan da “kesin dönüş” yapanlar oldukça az bir kesim. Sıra “dünyadan göç etme”ye geldiğinde, iki ucunda “dönmek mi kalmak mı” sorusunun yer aldığı tahterevallinin inip kalkışı nihayete erer; ya son bir kez daha “memleket”e dönülür ya da ebedi olarak “yeni vatan”da kalınır!

Dönmeyi unutmanın başlıca nedenleri

İlk vatana dönmemenin, dönememenin birçok nedeni sıralanır. Bunlar arasında, kişisel olanları ayıklayıp şimdilik bir kenarda tutalım. Başlıca, en önemli sayılıp çok kişi tarafından dile gerilenleri aktaralım.

  • Emeklilik yıllarında çocuklarının mürüvetini görmek, dedelik-nenelik yapma muradına ermek! Bu, çok ağır sorunlar yaşamış aile bireylerinin bile, yıllar sonra biraraya gelmesine neden olabiliyor. Büyüklerin “rıza” göstermediği evlilikler yüzünden ortaya çıkan büyük kırgınlıkların, küskünlüklerin önemli bir kesiminin günü gelip torunlar söz konusu olduğunda aşılabildiğine çokça örnek sırlamak mümkün. Hal böyle olunca, çocukları ve torunları burada yaşarken, emekli olur olmaz Türkiye’ye dönmek çok da mümkün değil.
  • Avusturya’da ölenlerin önemli bir kısmının cenazesi Türkiye’ye gider hâlâ. Ama, Türkiye’nin göç ettiği ilgili yerleşim biriminde, neredeyse “birinci derece akrabası” kalmamış insanlar arasında, Avusturya’da defnedilmeyi isteyenler sürekli çoğalıyor.
  • Emeklilik dönemine gelen Birinci Kuşak; inşaat, fabrika, hizmet sektörünün temizlik ve gastronomi alanında, sürekli kolgücü gerektiren ağır işlerde çalıştı. Kronik sağlık sorunları, daha erken kapıya dayandı. Düzenli doktor, hastane ziyaretleri, çok sayıda ilaç kullanımı, terapiler ve kur tedavileri gerekli. İki ülkedeki sağlık hizmetleri kıyaslanıp Avusturya’nın tercih edilmesi anlaşılır bir durum. Özel plastik cerrahi, diş taktırma, kimi göz ameliyatlarını dışarda tutmak koşuluyla!
  • Avusturya’da emekliler lehine (tüm olumsuz gelişmelere ramen hâlâ) önemli farklar söz konusu. Türkiye’nin tercih edilmesi, sadece önemli düzeyde bir mal-mülk ve parasal varlık dolayısıyla olabilir. Bu daha çok, “gurbetçi holdingleri” üzerinden zenginleşmiş küçük bir kesim için geçerli.
  • Türkiye’de yapılan “küçük yatırımlar”, sanıldığı kadar ne yaygın, ne de işlevsel olabildi. Önemli bir kesiminin “yatırım” adına yaptığı, birer apartman dikmekti. Çoluk çocuk Avusturya’ya alınınca, bu apartmanlar sadece kiralık mekânlar olarak işe yaramaya başladı. “Her çocuğa bir daire” hesabı yapılarak dikilen “gurbetçi apartmanları”, yıllar içinde onlarca kiracı tanıyarak eskidi, yıprandı, kelepir konumuna düştü
  • İkinci Kuşak’ın hayata atılmasıyla başlayan ama özellikle de 2000’li yıllarla birlikte artan “Avusturya’da mülklenme” söz konusu. Bu davranış tarzı, Üçüncü Kuşak’la daha da yaygınlaşmış durumda. Sadece ev sahibi olmak değil, genel bir mülklenme süreci yaşanıyor. Avusturya’da, “mevsimlik ev alma dönemi”nden bile söz etmek mümkün.
  • Avrupa ülkelerindeki Türkiye kökenli insanların önemlice bir kesimi, Türkiye hükümetlerinin uzun yıllar boyunca Avrupa’daki vatandaşlarına “döviz makinesi” muamelesi yaptığını düşünür ve sık sık dile getirir. Bunun yarattığı kırgınlıklar, kızgınlıklar, hayalkırıklıkları sanıldığından da büyük ve “dönmeme” konusunda etkili.
  • Özellikle de Türkiye’deki konumları, bütün gelişmelere ve iyileşmelere rağmen hâlâ birer ezilen veya tehlike altında olan kimliklere sahip Kürtler, Aleviler, sol-sosyalist-komünist, Asuri, Ermeni vb kesimler açısından, doğdukları topraklardaki manzara hiç de içaçıcı değildi. Bu, çok farklı kesimlerden gelip iltica etmiş kitle için de geçerliydi elbette.
  • Öğrenci olarak gelip, üniversiteyi bitirdikten sonra Avusturya’da yerleşip kalmayı tercih edenler de az sayılmaz. Burada aldıkları eğitime uygun Türkiye’de iş bulup bulamayacakları, yeterli düzeyde bir kazanca, sosyal güvenceye sahip olup olamayacaklarıyla ilgili bir tercihti söz konusu olan.

Bazen unutulur dönmek, bazen de unutturulur. Gurbet, gurbeti yaratır; kalıcılaşan gurbet hayatı ise yeni ya da ikinci vatanları dayatır insanlara. Avusturya’da yaşayan Türkiye kökenli yüz binlerin hikâyesi de bu genel gidişata uyuyor. Ama kendine özgü bir çok önemli ve ayrıntı tarafları da var elbette. Benzerlikleri keşfederken farklılıkları silip süpürmek, gerçeğe yakınlaşmayı sabote etmenin en işlek yollarından biridir. Bu yola sapmamak için, “gurbet” diye tanımlayarak gittikleri yeni kentlerde, yeni ülkelerde kalıp dönmeyenlerin, dönemeyenlerin “macera”larını Avusturya özgülünde somut bilgi, bulgu ve tanıklar üzerinden irdelemek zorundayız.

............................................................
huseyin.simsek@gmx.at  
www.huseyin-simsek.com


<-geriye: