TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Milletvekili Korun: Avrupa'da ortak bir iltica sistemi kurulmalı!

Yeşiller Partisi milletvekili Alev Korun’la hem ülkedeki hem de kendi partisindeki son gelişmeleri konuştuk: Partinin gençlik kurumunun yönetim kuruluyla yaşadığı sorun, ülke sözcüsü (genel başkan) değişimi, 1 Temmuz’da yürürlüğe giren “burka/nikab” yasağı, çifte vatandaşlık, yeni göç hareketleri ve mülteciler konusu, sonbaharda yapılacak olan genel seçim...

HÜSEYİN ŞİMŞEK

Viyana
– Avusturya Yeşiller Partisi Merkez Yürütme Kurulu üyesi ve ülke milletvekili Mag. Alev Korun’la oldukça ayrıntılı bir görüşme gerçekleştirdik. Bilindiği gibi, Avusturya’da sonbaharda genel seçimler yapılacak. Dolayısıyla, seçim çalışmaları fiili olarak başlamış durumda. Partilerin özellikle de yönetim kademelerinin ve milletvekillerinin çalışma trafiği bir hayli yoğun. Mag. Korun’la görüşmemizin gündemini, hem ülkedeki hem de Yeşiller Partisi’ndeki son gelişmeler oluşturdu: Partinin kendi gençlik kurumuyla yaşadığı sorun, ülke sözcüsü (genel başkan) değişimi, 1 Temmuz’da yürürlüğe giren “burka/nikab” yasağı, çifte vatandaşlık, yeni göç dalgaları ve mülteciler sorunu, sonbaharda yapılacak olan genel seçim...

Son birkaç yıl içinde, ülke milletvekilliliğinizin yanı sıra, parti ve bağlaşık kurumları içindeki konumunuzda ne tür değişiklikler oldu?

Korun:
Yaklaşık iki buçuk yıldır, Merkez Yönetim Kurulu (MYK) içindeyim aynı zamanda. Partimizin MYK’sı, seçilmiş 5 kişiden oluşuyor. Ülke kongresinde, delegeler tarafından seçiliyor bu kişiler. Dolayısıyla, partinin sonbahardaki seçimlere hazırlanmasını en yakından takip eden kişilerden biriyim. Avusturya’da 9 tane eyalet var, ama bizim örgütlenmemiz 10 eyalet içeriyor. 10. Eyaletimiz, “Azınlıklar Eyaleti”dir. Bundan 20 yıl kadar önce Yeşiller, dil ve etnik kökenli azınlıkların siyasette yeterince göz önünde bulundurulmadığından yola çıkarak kurdular bu eyaleti. Hem tanınmış azınlıkları (Çekler, Slovaklar, Slovenler, Macarlar, Hırvatlar, Romanlar) hem de “yeni azınlıklar” dediğimiz işçi göçü sonucu oluşmuş toplulukları kapsıyor. Bu eyaletin sözcüsü de benim. Bir de partinin doğrudan bir parçası olmayan organizasyonlar var. Ülke parlamentosunda grubu olan her parti, vatandaşlık çalışması yapmak için devlet bütçesinden bir miktar para alır. Bu parayla, her parti “politik eğitim akademileri” kurmuştur. Örneğin, Yeşiller’de bu kurumun adı Grüne Bildungswerkstatt (Yeşiller Eğitim Atölyesi), SPÖ’de ise Karl Renner Institut’tur. Grüne Bildungswerkstatt içinde bir de Grüne Bildungswerkstatt Minderheiten (Yeşiller Azınlıklar Eğitim Atölyesi) adıyla bir organizasyon daha var. Bu organizasyonun da yönetim kurulu üyesiyim.

Yeşiller Partisi’nin kendi gençlik organizasyonuyla yaşadığı bir sorunu vardı. Medyada süpekülatif bir mecrada da kendine yer buldu. Sorun neydi, ne oldu?

Korun:
Gençlik organizasyonunun Avusturya genelinde 7 kişilik bir yönetim kadrosu (yani gençlik örgütünün MYK’sı) var. Yaşanan, parti ile o 7 kişilik yönetim arasında bir sorundu. Bu ekip, Üniversite Öğrencileri Derneği’nin (Österreichische Hochschüler_innenschaft-ÖH’nın) son seçimlerinde, Yeşiller Partisi’nin yıllardır üniversite içinde aktif olan grubunu değil de, başka bir grubu desteklemek istedi. Bu ikinci grup, daha önce kısmen Yeşiller’in içinde olup, sonra “biz ayrı bir grup kuracağız” diye karar veren kişilerden oluşuyor. Yeşiller’in gençlik adını da kullanarak bunu yapmak istediler. Yeşillerin üniversite ögrenci dernegi, “Grüne & Alternative Student_innen“ (GRAS) biliyorsunuz. Yeni kurulan grup kendine, “Grüne Studierende” adını verdi. Aslında yasal olarak da Yeşiller Partisi izin vermediği sürece, herhangi bir kişi ortaya çıkıp “ben Yeşiller’in bilmem ne koluyum” diyemez.

Aylarca, parti MYK ile gençlik MYK’sı arasında çok sayıda görüşmeler yapıldı. Kendilerine, bunun politik çalışmaya uygun bir davranış olmadığı, parti içinde olup başka bir siyasi hareketi desteklemenin “Yeşiller’e destek vermeme” anlamına geldiği anlatılmaya çalışıldı. Fakat maalesef, aylarca süren görüşmelerin sonunda, Yeşillerin öğrenci grubunu destekleme kararı almayacaklarını bildirdiler. Bunun üzerine Yeşiller Partisi’nin Genişletilmiş Merkez Yürütme Kurulu, uzun tartışmalar, görüşmeler sonucunda, sorun yaşanan mevcut gençlik MYK’sının tanınmaması kararı aldı. Oylamada, karşı çıkan hiç olmadı, sadece iki kişi çekimser kaldı. Karar, gençlik MYK’sına bildirildi. Süreç bu temelde işlemeye devam ediyor. Eyaletlerde, Yeşiller’de aktif olan çok sayıda genç insan var, biz bu gençlerin angajmanlarını sürdürmelerini diliyoruz. Çoğu da bu yönde görüş bildirdi zaten. Şu anda yapılmaya çalışılan, aktif olan Yeşil gençleri bir araya getirip, gençlik örgütünü aşağıdan yeniden inşa etmek. Eyaletlerde bulunan Yeşil gençlik grupları zaten olduğu gibi duruyor ve onlar aktivitelerine devam ediyorlar.

Yani proplem büyük ölçüde, 7 kişilik MYK’yla olan bir problemdi. Bu problem, maalesef Yeşiller’e zarar verdi. Ama bu sorunlu süreç artık kapandı ve yeni organizasyonun aşağıdan kuruluşu devam ediyor. Gençlerin MYK’sı da bu çerçevede yeniden oluşacak. Yeşiller’de diyalog, en önemli noktalardan bir tanesidir. Bu konuda görüşmeler var ve herkesle görüşülüyor. Eski gençlik MYK’yla da hâlâ konuşuluyor. MYK olarak devam etmeyeceklerini, istifa edeceklerini bildirdiler. Dolayısıyla bir sonraki genel kurulda yeni bir MYK’nın seçilmesi bekleniyor.

Eva Glawischnig’den sonra, onun yerine iki kişi görev aldı. Buna neden gerek duyuldu, beklenen nedir?

Korun:
Glawischnig’in, seçim kampanyasına katılmayacağını açıklaması, birçok kişi için şaşırtıcı oldu tabii. Ama bir kişi “ben artık aday olmak istemiyorum” dediğinde, bir partinin olabildiğince çabuk ve profesyonel bir şekilde bir çözüm bulması gerekiyor. Bunu da iki gün içinde başardık. Söz konusu başarının, özellikle de Yeşiller için büyük bir profeyonelleşme adımının sonucu olduğunu düşünüyoruz. Birçok kişinin Ulrike Lunacek’in aday olmasını istemesi; yıllardır hem Avusturya’da milletvekili ve dış ilişkiler sözcüsü olarak görev yapması, hem de Avrupa Parlamentosu’nda yer almasından kaynaklanıyor. Ki şu anda Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı görevinde bulunuyor. Bütün Avrupa Birligi’nde çok önemli bir rolü var yani. Bütün bu tecrübelerinin de getirdiği bir ağırlık var. Bu görevi üstlenmeyi, sevinerek kabul etti. Çünkü hem Avusturyalı bir demokrat olarak, hem de Avrupalı olarak aşırı sağcıların Avusturya’da tekrar hükümete girme tehlikesini önlemeyi çok önemli bir görev sayıyor kendisi. Lunacek’in aynı zamanda parti yönetimini devralmamasının nedeni, şu anda Avrupa Parlamentosu’ndaki görevlerini ve raportörlüğünü üstlendiği konuları bitirmesi gerekiyor. Orda yüklenmiş olduğu bir sorumluluk var, “ben yokum artık” demek istemiyor. Brüksel’de de bulunmak zorunda olacak. Hal böyle olunca, partiyi de Brüksel’den yönetmek biraz zor olacağından, yine çok tecrübeli bir siyasetçimizi daha aday yaptık. Ingrid Felipe, Tirol eyalet hükümetinde bakanlık yapıyor. Partinin çok önemli görevleri, aslında iki kişi de değil, üç kişiye verildi. Buradan Meclis Grup Başkanımız Albert Steinhauser de görevler aldı çünkü. Üçünü, kişisel olarak da tanıyorum, bencillikten uzak insanlar. Bu ekip çalışmasını iyi kotaracaklarından eminim.

“Burka Yasağı” ile ilgili yasa yürürlüğe girdi. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Korun:
Evet, “Burka Yasası” meclisten geçti ve 1 Temmuz’da yürürlüğe girdi. Bundan 4-5 yıl önce Fransa’da buna benzer bir kanun yapıldı. O kanun çıktıktan sonraki pratiğe baktığımızda, şunu görüyoruz: Burka taşıyan bir avuç kadına para cezaları verilmiş. Bu para cezalarını ise, zengin bir radikal dinci adam üstlenmiş. Para cezası, burkalı kişi sokağa çıktığında veriliyor. Pratik gösteriyor ki bu para cezaları her defasında aynı kişilere verilmiş. O kişiler, bu para cezası nedeniyle burkaya bürünmekten vazgeçmiş değiller. Yani Fransa örneğinde, kanunun pratikte bir değişiklik yarattığı yok. Avusturya’da pratiğin tam olarak nasıl olacağı şu anda bilinemiyor. Polis, kanuna göre burkalı birini gördüğünde 150 Euro para cezası vermek zorunda.

Şöyle bir durum da var. Kärtnerstrasse’de Arap ülkerinden gelmiş kadın turistler de genellikle burka ya da nikabla dolaşıyor. Şimdi bu turistlere de ceza verilecek mi? Polis, burada yaşayan ile turist olan burkalıyı nasıl ayırt edebilecek? Bütün bunlar, çok şaibeli bir durum gösteriyor. Önümüzdeki aylarda, bu yasanın nasıl işletildiğiyle ilgili soru önergeleri vermeyi planlıyorum. Elde edilecek bilgilerle bu konunun mecliste ciddi bir şekilde konuşulması, tartışılması gerekecektir bence.

Biz Yesiller olarak kadınların burka ile gezmesini istemiyoruz. Ama istemediğimiz her fenomeni para cezası keserek değiştirebilir miyiz, bu ayrı bir konu. Bence bu yasa, Sebastian Kurz tarafından sembolik olarak, Avusturya halkına “bakın işte radikal İslama karşı bir şeyler yapıyoruz” mesajı verilmek üzere gündeme getirildi. Benim için önemli olan, genç kızların ve kadınların istedikleri gibi özgür, bağımsız bir hayat sürmelerini desteklemektir. Bu da en fazla eğitimden geçiyor. Çünkü eğitim çok daha uzun vadeli, kalıcı çözümler getirir. Kurz gibi politikacılar, uzun vadeli konularla gazetelere çıkamayacakları, manşetlere taşınmayacakları için daha popülist bir tarzı tercih ediyorlar.

Mecliste, benzer bir yasanın başörtü için de gündeme geldiği, getirildiği oluyor mu?

Korun:
Başörtü konusu belli aralıklarla gündeme geliyor. Özellikle sağcı politikacılar tarafından sorunsallaştırılıyor. Özellikle de yine yasak bağlamında. Yetişkin insanlara kanunla ne giyip ne giymeyeceğini emretmek mümkün değil oysa. Çünkü Avusturya’da, inanç özgürlüğü anayasal bir hak. Bazıları başörtünün siyasal bir sembol olduğunu söylüyor, taşıyan birçok kadın için ise dinî pratiğin bir parçası. Bizim Yeşiller olarak tutumumuz şöyle: Biz feminist bir partiyiz. Kadınların, erkeklerle eşit haklara sahip olmasından yanayız. Başörtüsünü yetişkin bir kadın eğer kendi kararıyla takıyorsa, ona bir yasak getirilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.

Türkiye’deki referandumdan sonra, Avusturya’daki sonuçlar çifte vatandaşlığı gündemin üst sıralarına taşıdı. Çağımız açısından, çifte vatandaşlık bir hak mı sizce?

Korun:
Özellikle 21. Yüzyıl’da, çifte vatandaşlık normal bir şey bence. Arnold Schwarzenegger’in durumuna bakalım örneğin. Avusturya’da doğmuş, büyümüş; yetişkin olarak ABD’ye göç etmiş, orada büyük meslekî ve parasal başarılar kazanmış; sonra da Kaliforniya eyaletinde başbakan olmuş biri. Bütün bunları yapabilen Schwarzenegger, çifte vatandaştır. Kimse çıkıp demedi ki, “bu adam Avusturyalı, acaba Avusturya’nın çıkarlarını ABD’nin çıkarlarından üstün tutar mı?” vs. Ben siyasette de insanlara “birey” olarak bakmak gerektiğini düşünüyorum. Her grubun içinde ırkçısı da, milliyetçisi de, demokratı da var. O nedenle, bir gruba “siz çifte vatandaş olmayın ama diğerleri olabilir”, demek demokrat olarak benim söyleyemeyeceğim bir şey değil. Yeşiller’in yıllardır bu konudaki çizgisi, çifte vatandaşlığın modern hayatta artık giderek normalleşmiş olduğu yönündedir. Çifte vatandaşlık engellenmek yerine, şeffaf bir şekilde tanınmalıdır. İki devletin de öbür vatandaşlığı bilmesi gerekir.

Bu tanınmada ne tür sınırlamalar gerekli sizce?

Korun
: Çifte vatandaşlık konusunda şöyle bir soru var: Devletlerden mi yoksa bireylerden mi yola çıkmalı? Olayın özü, demokrat olup olmamak. Çifte vatandaşlık konusunda değişik modeller var. Mesela, Avusturya’nın en ünlü vatandaşlık uzmanlarından biridir Rainer Bauböck. İnsanlar çifte vatandaş olabilsin tezini savunur. Ama bir ülkede milletvekili olmak için aday olan insanlardan, ikinci vatandaşlıklarını geri vermeleri istensin. Bu, bence gayet mantıklı bir öneri. Belli görevler, devletin yüksek kademeleri için, cumhuriyeti temsil görevleri için böyle bir şey istenebilir. Bu tür modeller, bilim insanları tarafından çok uzun zamandan beridir önerilmekte.

Avusturya’daki Türkiye kökenli çifte vatandaşların durumu ne olacak sizce?

Korun:
Partimiz adına ben ve Berivan Aslan bir öneride bulunduk meclise. Bu konuda mağdur olan çok kişi var. Çocuk yaşta, anne ve babasıyla Türkiye vatandaşlığına geçen, ama bundan haberi bile olmayanlar var. Ya da vatandaşlıktan çıkarıldığını düşünüp çıkarılmayan insanlar var. Yani, mağdur konuma düşen birden fazla grup var. Yeşiller olarak, belli bir süre tanınmasını önerdik. Denilsin ki, “bu süre içinde öbür vatandaşlığını geri ver ve bunu belgelerle Avusturya makamlarına kanıtla”. Bunu yapan kişinin Avusturya vatandaşlığı iptal edilmesin. Konuyu ÖVP ve SPÖ ile görüşmek istedik, ama ÖVP son aylarda yaptığı basın açıklamalarında hep “hayır, kesinlikle öyle bir şey olamaz” diyen bir tavır içinde. Seçime kadar, meseleye olumlu yanaşmayacakları kesin. Vatandaşlığı alanlar, geçtiğimiz yıllarda ağırlıkla SPÖ veya Yeşilleri seçtiği için, anlaşılan o ki ÖVP bu konuda kolaylaştırıcı olmak istemiyor.

Mülteci ya da ilticacılar açısından durum nedir?

Korun:
Mültecilerin durumu ayrı. Onların, çifte vatandaş olmaya hakkı var. Neden? Çünkü, Avusturya vatandaşlığına geçişte, Türkiye vatandaşlığından çıkmaları talep edilmiyor onlardan. Dolayısıyla, mülteciler resmî olarak çifte vatandaş olabiliyor.

Bir milletvekili olarak, şu anda en çok hangi konularla ilgilisiniz mecliste?

Korun:
Şu anda maalesef son bir buçuk yılın üçüncü iltica paketi görüşülüyor mecliste. Ki bunların hepsi de özellikle ÖVP’nin bastırması sonucu oluyor. Kanunlar daha da sertleştirilmek isteniyor. İlticacıların, kolaylıkla hapse atılması, geri gönderilme istasyonunda daha da uzun süre gözaltında tutulması vs öngörülüyor. “Biz mültecileri istemiyoruz, geri gitmeleri için de elimizden geleni yapıyoruz”, denilmiş oluyor yani. Bu nedenle son aylarda, en çok iltica durumlarıyla uğraşmak zorunda kaldım. Öte yandan, İçişleri Bakanlığı’nın yürüyüş ve mitingleri kısıtlamak için yaptığı bir plan var. Birlikte yaşam konusunda geçen yıl çok yoğunduk. Kurz, burka yasağını bir entegrasyon konusu olarak lanse etmeye çalışıyordu. “Entegrasyon Kanunu” adıyla önerdiği düzenlemeyle, göçmenlere tepeden baktığını bir kere daha ortaya koymuş oldu. Sürekli bir gözdağı verme, yaptırım uygulama çabası var. Bütün bu sertleşme politikalarına karşı sürekli olarak, birlikte ve eşit bir konumda yaşamı savunuyorum. Burda doğan çocuklarla ilgili çalışmalarımı bir sonuca vardırmak istiyorum yeni dönemde. Burada doğan çocuklar, - anne veya babası son beş yıldır burada yaşıyorsa - otomatikman Avusturya vatandaşı olmalı.

Sonbaharda seçim var. Yeni çalışma döneminde hangi soruna ağırlık verilmesinden yanasınız?

Korun:
Bence, bütün Avrupa için ortak bir iltica sistemi kurulmasına öncelik verilmesi gerekiyor. Göç öyle bir fenomen ki, buna tek bir ülkenin –özellikle 8 milyonluk Avusturya’nın- tek başına çözümler bulması mümkün değil. AB’nin ortak bir iltica sistemine geçmesi şart. Ortak bir yasa, ortak bir merci, gelen ilticacıların AB adına karşılanması, gelenlerin gerçekçi bir temelde ülkelere dağıtılması... Bu yapılamazsa bile, yapılması gereken masrafların ülkeler arasında paylaşılması sağlanmalı en azından.

.........................................................
info@hallac.org, 4 Temmuz 2017  


<-geriye: