TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Alp Bora‘ya son mektubum!

ALİ GEDİK

ALİ GEDİK

10 Mart Cuma günü saat 15:30’da aldığım haber, içime bir ok, bir hançer gibi saplandı. Beynim ve ruhum altüst oldu. O küçük bedenini, o küçük kanapeye teslim etmeden önce ne düşündün, kimi düşündün bilmiyorum Alp.

Hatırlarsın, Ocak'ın ortalarıydı. Beni aramış, “abi Etap’ta buluşalım” demiştin. O görüşmemizde, sana şunları söylemiştim: “Mart'ın ortalarında, beni Ö1 Radyo kanalında bir saatlik bir programa çağıracaklar. Programda, üç şarkı önerme hakkım olacak. Bu şarkılardan bir tanesi, senin seslendirdiğin şarkılarından biri olacak.”

Masum bir bakış ve tebessümle, “evallah” demiştin. Bu sözcük, senin teşekkür etme tarzındı her zaman. Çok kullanırdın “evallah”ı. Bazen fark ediyordum, uzun uzun dinlediğin bir konuyu, bu memnuniyet ve saygı göstergesi kelimeyle noktalamak isterdin hep. Bazen, benim siyaset hevesimden bıkardın. Ben daha işin başındayken, “abi bi tavla atallım mı” derdin. Biliyordun benim zayıf noktamı. Tavlaya hayır deyemezdim.

Neyse! Yukarıda bahsettiğim radyo programı hangi güne alındı biliyor musun Alp? 10 Mart'a! Saat kaçta bitti biliyor musun Alp? Saat, 15:10'da! Peki, programı neyle kapattığımızı biliyor musun? Senin seslendirdiğin bir şarkıyla!

Ve radyodan çıkıp Karlsplatz’a doğru yürürken, yirmi dakkika sonra, ölüm haberini aldım. Yıkıldım olduğum yerde. Anlayamadım ne olduğunu önce. Yirmi dakkika önce, senin seslendirdiğin bir şarkıyla programı kapatırken, vedalaşmış mı oldum ben acaba seninle!

Sevdiğin Viyana’na bir hüzün çökmüştü. Sana dönem dönem acılar da çektiren bu şehrin sokaklarında, lokallerinde, sahnelerinde, parklarında artık sen olmayacaktın. Konserler vermeyecektin, âsik olduğun kadınlarla gezmeyecektin, içip sarhoş olmayacaktın. Hayranlarının bir yanı yetim kalacaktı.

Sekiz gündür seni konuşuyor seni sevenler. Seninle olan güzel anılarını anlatıyorlar. Seninle yarım kalan hikâyeleri var. Biraz da “keşke”ler var. Kimisi, senden öğrenmeye yeni hazırlanıyormuş. Kimisi, seni davet edip güzel yemekler yapacakmış. Kimisi, seni tanımaya ve sevmeye yeni başlamış. Kimisi, seninle projeler düşünüyormuş. Tıpkı benimkisi gibi.

Hani bir projemiz vardı; hani ikimizi büyüleyen Iranlı kadın müzik grubu Mah Banoo'yu getirecektik! Çok istemene rağmen, pek uğraşmamıştın. Biraz kızmıştım sana. “Tamam abi yaparız” deşiş, cebinden telefonunu çıkarmış, sana has o beden diliyle beni sakinleştirmeye çalışmıştın. Beni avutamasan da fazla kızamazdım işte sana!

Birçok insan, seni sessiz yaşamış Alp. İnsanlar biraz şıkayetçi. Ama, sen öyleydin, yapılacak bir şey de yoktu galiba. Seninle daha fazla şeyler yaşamamış olmanın üzüntüsünü yaşıyor biraz insanlar. Dönüp diyebilecek olsan, öyle inanıyorum ki şu olurdu cevabın: “Ya bırakın be abi, bu keşkeleri meşkeleri. Güzellikleri, güldürenleri konuşun, şarkılarımı dinleyin...” Öyle de yapacağım emin ol. Hele kendimi ve seni biraz toparlayayım da!

Birçok gazetede, radyolarda çıktın; anlatıldın, yazıldın çizildin, dinlendin. En çok da “müzik elçisi” ve kıyıları birleştiren “köprü” oluşun dile geldi. Sevenlerin, -nereden buldularsa- çok güzel ve anlamlı fotograflarını paylaştılar. Çok güzel, renkli insan ilişkilerin çıktı ortaya bizim bilmedigimiz. Sevenlerin çokmuş anlayacağın. Sayende çok sayıda yeni dost edindim bu arada. Bu “kıyak”ını unutmayacağım!

Milli forma giymişsin Alp! Buz hokeyi oyuncusu olarak. Bu yanını bilmiyorduk; defalarca milli forma giydiğini, benimle birlikte birçok sevenin orda ilk kez duydu. O matem atmosferinin ortasında, gülmek zorunda kaldım. O kısa boyunla nasıl bir buz hokeyi oyuncusuydun! Doğrusu bir görmek isterdim. Gözümün önüne, her gelip çarpanın düşürdüğü bir milli oyuncu geliyor nedense! Asıl adının “Alparslan” olduğunu söylemiştin, ama bu buz hokeyi olayından hiç szö etmemiştin.

Ve geldik vedaya! Hani derler ya, “ayrılık ölümden beter”, diye. Veda buluşmasında kimi dostların konuşma yaptı, kimisi şarkı söyledi, kimisi gelemedi ama mesaj gönderdi, kimisi seni düşünerek olup bitenleri izledi. Birçoğu gözyaşı döktü. Ne de olsa söz konusu olan dönüşü yok bir ayrılıktı! Sen de “senden bana yar olmaz” şarkısıyla veda ettin bize. Evinde bulduğumuz CD'leri, dostlarına hediye ettik. Çok sevindiler.

Annen ve ablan da aramızdalardı. Son gelişinde, Viyana’dan çok huzurlu ve mutlu dönmüş annen. Onu sinemalara, müzelere, Yunan restoranlarına götürmüş, gezdirmişsin. Çok sevinmiş bunların hepisine. Annen, veda buluşmasında, “yavrucuğum ne büyük, ne güzel ve ne sevgi dolu bir aile kurmuş Viyana’da”, dedi durdu. Der tabii, bu hem onun hakkıydı, hem de haklıydı. Çünkü durum gerçekten de öyleydi.

Annen ve ablanla, 25 Eylül 2017'de Viyana’da buluşmak dileğiyle, ayrıldık Viyana Havalanı’nda. R.I.P mein Freund!

.....................................................
18 Mart 2017, Viyana




<-geriye: