TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Öfke


ROHAT MİRAN

Yazılarımı takip eden okurlarım, yazılarımda insanın temel duygularını konu olarak ele aldığımı biliyorlar. Birbiri ile uyumlu bir zihin, ruh ve beden işleyişi için, duyguların etkileri hakkında bilgi ve ilgi sahibi olmak, günümüzde atık modern olmanın kriterleri arasında kabul ediliyor. Duygularınızı kontrol edemiyorsanız, notunuz düşük oluyor.

Bu defaki başlığım öfke duygusu.

Duygular, hayatın içinde kendiliğinden uyulan/uyarlanan şeyler, hisler. Ama bilindikleri konusunda emin olmadığım, hatta bilinmediklerini düşündüğüm bir alan.  

Beden Terapisti Sam Jolig, “hepimizin ayrı ayrı yaşam hikayeleri var, bizleri şu an olduğumuz gibi yapan hikayeler bunlar. Eğer biz açık ve net bir zihin yapısına ve bilince (kendiliğinden değil) sahip olabilirsek, böylelikle içimizdeki karmaşıklıkları kolayca çözebilme şansına sahip olur ve özgür ilişkiler kurabiliriz”, diyor.

“Bilinç sadece bilgi ile mi olur”, diye sorup, cevabı sizlere bırakarak, bir örnek ile devam etmek istiyorum.

Fiziksel bir örnek olsun bu: Yürüyorsunuz diyelim, ama nasıl yürüdüğünüz, nasıl adım attığınız, yürümek komutunun vücudun hangi bölgesinden gelmiş olabileceği üzerine düşünmeye başladınız. Düşünmeye başladığınız an´da ayaklarınızın birbirine dolandığını fark ettiniz, hangi adımı atacağınızı şaşırdınız, önce sağ mı, yoksa sol mu, kısa mı attım, uzun mu, derken, yürüyemediniz ve adımların nasıl atıldığı üzerine düşünmeyi bıraktınız. “Amaaan, zaten yürüyorum, bunun üzerine düşünmenin ne önemi var ki”, dediniz.

Öyle de, şöyle de çok ciddi bir farkındaSIZlık bu.

Yürümek ile beyindeki sınır sisteminin dağılımı ve sağlıksız işleyişi arasında doğrudan bir bağ var. Örneğin, depresyona maruz kalan ve ağır travma yaşamış insanların yürümeleri relax değildir. Robotların yürüyüşlerine benzer bir  hareket tarzları vardır. Dizlerini çok bükmeden, kalça kemiğinden itibaren öne doğru mekanik atarlar, kolları da aynı şekilde, omuzdan itibaren sabit ve mekanik oynar veya hiç hareket ettirilmez, kollar ileri-geri hareket ettirilmez. Sabittir. Sinir sistemlerinin bir bölümü bloke olmuştur. Özellikle ergenlik dönemlerinde bu duruma sık rastlanır.

Duygular da böyle, kendiliğinden varolan, ugulanan ve ama bilinçli olarak uygulanmayan, yapılandırılmayan bir alan.

Kızıyor, öfkeleniyor, hiddetleniyorsunuz ama bunların yeri, zamanı veya kontrol edilebilirliği üzerine düşünmediniz veya düşündünüz de ayırt edemediniz. Kızmak mı daha önce gelir, yoksa öfkelenmek mi? Ya da kızmanın, öfkelenmenin, hiddetlenmenin tehlikeli olacağını, kavgaya mahal vereceğini düşünüp, sustunuz. Susmak çok tehlikeli bir kişisel eylemdir, ilişkileri atom gibi parçalayabilecek bir gücü vardır. Bu nedenle duygular susturulmamalıdır. Duygular dile gelmelidir ki insan, rengini bulsun. Duygular, insan ruhunun renkleridir.

Kızmak, öfkelenmek, hiddetlenmek mi?

Açıklamaya çalışayım: Kızmak, dışa yönelik (bir kişiye veya bir nesneye yönelik) söz ve davranış ile tavır göstermektir. Örneğin, öfke dışa doğru reaksiyon olarak gösterildiği an’dan itibaren kızgınlık oluşur. Mesela: “Neden odayı bu renge boyadın, bu rengi sevmediğimi bilmiyor musun?” İşte bu şekilde bağırarak duruma tavır koymak kızgınlıktır. Saldırganlıktan bir önceki aşama olarak da tarif edilebilir. Dışa doğru ve bir kişiye yöneltilen tavırdır.

Öfke ise, her ne kadar sık sık kızgınlığın ve saldırganlığın yerine kulanılsa da daha çok kişinin ruhsal yaralanması, kişisel değer yargılarının zedelenmesi sonucu oluşan iç-tartışma, iç-hesaplaşma olarak netleştirilebilir. Dışarıya yansıması ise, öç-almak, birine zarar vermek için plan yapmak şeklinde olur.

Yukarıdaki örneği devam ettirelim.

“Neden odayı bu renge boyadın, bu rengi sevmediğimi bilmiyor musun?”, diye sormaz. İçinden der ki; “sevmediğim renge boyamış, çünkü  beni dikkate almıyor ve beni aşağılamak istiyor. Pekâlâ, ben sana ne yapacağımı bilirim.”  

Gelişen durum karşısında, üzerine alınmış, kişisellestirmiş, olumsuz etkilenmiş, yaralanmış ve plan yapmıştır.

Öfke için yaşadığımız sosyo-kültürel realiteden şöyle bir örnek vermek istiyorum: Almancayı yeterli derecede bilmiyorsunuz, sizin konuşmanızla dalga geçildi ve küçümsenip hafife alındınız. Ne hissedersiniz? Yutkundunuz ve ciğerinize bir iğne gibi battı bu. İçiniz yaralandı. Öfkelendiniz.

Malesef yaşadığımız bu toplumda böylesi durumlar ile çok sık karşılaşıyoruz ve öfke duygusunun aslında kendi eksikliğinin, yetersizliğinin bir sonucu olduğu fark edilmiyor, çoğunlukla dışarıya yönlendiriliyor. Avusturya toplumunun genellikle, ırkçı ve yabancı düşmanı olduğu yargısı, çok hızlıca yapıştırılıyor. Böylece, içinde yaşanılan toplumun, öfkeli izleyicisi olunuyor ve ”kollektif öfkeliler” diye tanımlamak istediğim, “paralel toplumlar” oluşuyor.

Öfke iki şekilde kullanılabilir:

Bir: Öfkeye maruz bırakan kişiye yönelik uygun zamanı kollanır, onu aynı şekilde yaralayabilecek ortam ve koşullar beklenir veya planlanır.

İki: Bu durum yararlı bir şekilde kullanılır, bu konudaki eksiklik fark edilir, Almanca dili üzerine daha fazla yoğunlaşılır, öfke durumu kendi yararına kullanılır.

Öfke duygusu, hafife alınmayacak kadar davranışları yöneten, performansı artıran veya azaltan bir duygudur. Nedeni bilinçli olarak anlaşılmadığında önyargılara, düşmanlığa, içsel buhranlara sebep olurken; nedeni bilinip, anlaşılıp çözülmek istendiğinde ise huzur, anlayış ve gelişmeye sebep olur.

Öfke durumlarına ilişkin kısa bir çözüm başlığı vererek bu duygu ile ilgili yazımı bitirmek istiyorum.

Almanca, DAVI-Prensibi olarak tanımlanan bu yöntem, aşağıdaki kavramların, Almanca baş harflerinden oluşuyor.

  • Teşekkür ⇒ Hangi durumlarda ve kimlere teşekkür etmiyorum?
  • Kabul ⇒ Neyi kabullenmiyorum ve kabullenmek bana neden zor geliyor?
  • Özür ⇒ Kimlerdenden ve niçin özür dilemiyorum?
  • İçimdeki çocuk ⇒ Ne zaman ve niçin içimdeki çocukluğumla bağımı kopardım?

Bunlar basit sorular ve aslında kişi kendisine karşı samimi olur da bunlara samimi cevaplar verebilirse, öfke duygusunun negatif ve düşmanca yönlendirmeleri ile başa çıkmak mümkün olur. Böylece, ilkel egoizmden de kurtulmuş olunur.

.................................................................
Psikolojik Danışman
rohatmiran@hotmail.com
Şubat 2017




<-geriye: