TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Köyümün kadınlarına DJ iken ben


HÜSEYiN ŞIMŞEK

DJ’lik diye bir iş, bir meslek yoktu daha. Böyle bir tanım ya da kavram da! Ben daha ilkokul çocuğuyken, muhtarlığı bile olmayan küçük bir mezrede yaşıyorken henüz, işlev olarak DJ’lik ile aynı kapıya çıkan bir pratik içinde olmuştum. 70’li yılların ilk yarısı!

Sözünü ettiğim zaman diliminde, mezredeki kimi evlerde hiç at yokken bizim iki atımız vardı. Biri, yaşlı ve aksaktı. Binek hayvanı olarak kullanılmasını engellemeyecek kadar da olsa hafif, belli belirsiz topallıyordu yani. Onun, ne zaman ve kimlerden alındığını o zaman da hatırlamıyordum. İkinci atımız, -benim gibi- o evde doğmuş, büyümüş, alımlı çalımlı bir binek hayvanı olmuştu. Amcamın, köylerarası yola revan olan düğün alaylarının müjdelerini, rakiplerini geride bırakarak köyümüze getirişi aklımdadır hâlâ.

Yaşlı ve aksak atımızın ne zaman ve kimlerden alındığı değil ama, kimlere satıldığı gayet iyi hatırlıyorum. Yılda bir kez yöre köylerinde -daha çok kalay işleri için- göçüp konan bir Çingene kafilesine! Amcam, yaşlı atımızı verip bir pikap almıştı. Az sayıda -sanırım 15 kadar- plakla birlikte! O günden sonra ilçeye inen, şehire giden, mevsimlik gurbete çıkan her aile bireyinden heyecanla getirmesi beklenen şeylerin başında yeni çıkmış bir plak yer alır oldu.

İşte ben o yıllarda, ailenin ilk torunu olarak, sadece eviçinde değil, mezredeki yaşlılara köy odasında ya da bazen damların başında, kadınlara ise geniş damlarda plak çalarak müziğe, ozanlığa, şairliğe meylettim. Hatta bir keresinde, mezremizin bağlı olduğu komşu Kursan köyünde, Şah Hanım Teyzegilde -Kıbrıs Harekatı’nın başladığı günlerde- deplasmanda bile bir dinleti sundum kadınlara. Geniş bir damda halka olmuş, bağdaş kurmuşlardı. Ben de plağı tam halkanın ortasına kurdum. Ali Sultan ile Aşık Arabi’nin Kıbrıs Harekatı’yla ilgili yeni çıkmış plaklarını çaldım. Kadınlar ağlıyor, çığlıklar atıyordu. Savaş yayılacak, önce gençler, sonra bütün erkekler askere alınacak; kimi ölecek, kimi kayıplara karışacak, kimi sakat dönecekti!

Plaklardaki türküleri, deyişleri ezberler, kuzuların ardı sıra yazı yabanda dolaşırken bağıra çağıra söylerdim. En büyük derdim, “iğne”nin kırılması ve pillerin bitmesi olurdu. Bekle ki biri ilçeye insin! Bizim mezrede bakkal dükkanı yoktu çünkü. Komşu köylerin bakkallarında ise “pikap iğnesi” bulmak imkansızdı.

Bizim aile, 1974 sonbaharında İstanbul’a göç ettiğinde, yanılmıyorsam 50’ye yakın plağa sahiptik. İstanbul’da çoğalmadı ama. “Uzunçalar”lar girmedi bizin eve. Zira artık teypler yaygınlaşmış, kasetler kaplamaya başlamıştı piyasayı. Pikap, demodeydi artık.

İstanbul’dayken, köydeki kadar plak dinlemez olduk. Ben de herkes gibi kasetlere sardım. Fakat pikabımızı ve plakları da korudum, sakladım.

Mart 1981’de tutuklandım ben. Kullanılmaz olan pikap da dinlenilmez olan plaklar da kömürlüğün bir kenarına yığılan eşyalar arasına bırakılmış. Ekim 1985’te serbest kaldığımda, kömürlükten çıkardım onları, ama ancak 30 kadar plağı kurtarabildim. Erimişler, yamulmuşlar, kırılmışlar, dinlenilmeyecek kadar çok çatlamışlarla mecburen vedalaştım. Çingenelerden aldığımız plaklardan sadece Celal Güzelses’ten bir tane kaldı elimde. Benden yaşlı bir plak!

O 30 plağı, Mayıs 1998’de Viyana’ya geldiğimde birlikte getirdim. En kadim ve sayılı özel eşyalarım arasındalar hâlâ.


.....................................................................
www.huseyin-simsek.com 
huseyin.simsek@gmx.at 



<-geriye: