TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Yas


ROHAT MİRAN

Yas'ın gerçek anlamda yaşanıp ve sağlıklı bir şekilde atlatılabilmesi için, ”yas'ın görünür olması gerekir“ diyor, Terapist, Yaşam ve Yas Seminerleri eğitimcisi, Jorgos Canacakis.

Ailemizden bir yakınımızı kaybettiğimizde veya ülkemizden ayrıldığımızda ya da sadece evimizden zorunlu olarak ayrıldığımızda bile bizleri hangi duygular etkisi altına alır?

Acı, şaşkınlik, umutsuzluk, öfke, protesto, gazap, korku, terk edilmişlik, yalnızlık, sevgi, hafiflik, suçluluk...

Yas ile ilgili olarak yıllar öncesine ait zihnimde kalan iki resim aktarmak istiyorum.

Annem ile birlike bir yas evindeyim. Kadınların bulunduğu odadayım. Kadınlar, yere serilmiş minderler üzerinde ve odanın her santimini dolduracak şekilde yanyana, sırt sırta oturmuş birbirlerine sarılıp ağlıyorlar. Köşede bir kadın Şîn (yas ağlaması) okuyor. Avazı çıktığı kadar bağırıyor ancak sesi kısılmış ve kısık kısık söylüyor Şîn´i. Nakarat bölümünde bütün kadınlar hep birlikte (oyy, oyy, hu, hu, huuu) çekip ağlıyorlar. Saçlarını yolanlar, elbiselerinin bir parçasını yırtanlar ve ellerini göğe açıp, Tanrı´nın neden kendisinden aldığını soranlar vs.

Boğucu, üzücü ve ağır bir ortam.

Ikinci resim, Erkekler Odası denilen bölümden. Erkekler de yerde minderler üzerinde, bir köşeden diğerine, üç duvar boyunca yan yana oturuyorlar. İçeride sigara dumanından gözgözü görmüyor.  Yüksek sesle konuşuyor ve anlatıyorlar. Anlatılanlar, merhum ile ilgili şeyler değil ama. Kimi koyunlarını, kimi ineklerini, kimi tarlasını, kimi işini anlatıyor. Sonradan içeri gelenler de selam verip, başsağlığı diliyor ve merhumun ailesinin verdiği sigarayı içip sohbete devam ediyorlar.

Erkekler bölümünde, gündelik hayatın ritmini değiştiren ”yeni bir şey” yok gibi.

Onları orada bırakıp, bu iki farklı yas tutma şekli üzerine düşünüyorum. “Din ne diyor, bu farklılık İslam dininin bir uygulaması mı?“ diye soruyorum.

Gördüm ki, İslam dininde yas tutmak yok. Çünkü yas tutmak, Allah’a karşı gelmek olarak kabul ediliyor. Sessiz bir şekilde gözyaşı akıtılması anlaşılır bulunuyor ve ”rahmet”in akması olarak kabul görüyor. Ama yüksek sesle ağlamak, kesinlikle reddediliyor.

Kadınlar ve erkekler arasındaki bu farklı yas tutma veya yas tutmamanın nedenine dair cevap buldum ama bunun, bu yazının konusu olmayacak başka bir başlık olduğuna karar verdim.

Viyana!da bir kilisede yas ve defnetmeye katıldım.

Tarih ve saat belirlenmiş, kilisenin içinde herkes yerini almış, tabut ortada duruyor, çicekler ile donanmış ve merhumun resmi de üzerine yerleştirilmiş. Yanı sıra, yas refakatçisi de ölüm, yaşam, sevgi üzerine dokunaklı konuşmalar yapıyor. Sonra en yakını olan bir-iki kişi konuşmalarını yapıyorlar. Sıra defnetmeye geldiğinde, görevliler son derece yavaş adımlarla tabutu taşıyarak mezarın başına getiriyorlar ve kaldıraç ile tabutu indiriyorlar. Yakınları, tanıdıkarı da sıraya dizilip, tek tek merhumun mezarının başına gelip, tabutun üzerine bir avuç toprak atıyorlar ve çiçeklerini  üzerine bırakıyorlar.

Görülen, duyulan, eşlik edilen bir yas.

Biliyorum ki, başka başka kültürlerde de yas ve defnetme oldukça farklı ritueller ile yapılıyor. Mesela merhumu çok güzel giyindirip, müzik ile uğurlayanlar olduğu gibi, mezarın üzerinde özellikle alkol içilen kültürel uygulamalar da var.

Buraya kadar anlattıklarım, farkedileceği gibi daha çok şekilsel ritueller.

Peki ama kişinin yaşadığı ruhsal duygulanımlar, hisler ne durumda? Sevdiğini kaybeden ve büyük olasılıkla da bunun travmasını yaşayan bireyin ruhsal durumu ne halde? Yaşadığı acı, öfke ve sevgi ile nasıl başediyor? Ya da başedebiliyor mu?

Yukarıda adını andığım terapist, insanların yas tutma hallerini veya tipolojilerini şöyle tespit etmiş:

Insanların yas tutma formları

  • Sürekli ağlayanlar; kronik acı çekenler, gözyaşlarına engel olamayanlar.
  • Taş kesilenler; üzüntülerini gösteremeyenler, acı çekmeyi zayıflık olarak algılayanlar.
  • Gerginleşenler; patlamaya hazır bomba gibi olanlar ve ama yas tutmanın tehlikeli olduğunu öğrenenler.
  • Gözyaşı akıtmayanlar; yas tutmanın disiplin gerektirdiğini düşünenler.
  • Alaycılar; yas duygusunun farkında olmayan ve yaptıkları komikliklerle, yas tutmayı öteleyenler.
  • Gözyaşını içine akıtanlar; gözyaşlarını göstermeyı zayıflık olarak algılayanlar.
  • Soğuk olanlar; yas tutmayı hissizleştirenler, duygulardan uzak durmayı öğrenenler/öğretilenler.
  • Yakınanlar; çocuksu yalvarma ve yakınmalarla yas tutmayı birbirine karıştıranlar.
  • Kaotik olanlar; duygu karmaşası yaşayanlar, duygularını dile getiremeyenler.
  • Bukalemun olanlar; her duruma uygun davranış gösterenler ve dışarıdan beklentilere uygun olarak tutum belirleyenler, kendi gerçek duygularından bihaber olanlar.
  • Dikkati üzerinde toplayanlar; konuşarak dikkatleri üzerine toplayanlar, ama real durumdan uzak olanlar.
  • Yas tutamayanlar; kendilerini yas durumlarında bile mutlu sananlar, yas tutma yetisi olmayanlar.

En sonunda, yazının girişinde kullandığım şu cümleyi kuruyor Jorgos Canacakis: ”Yas tutmanın görünür olması, ifade edilmesi, eşlik edilmesi, duyulması, anlaşılması ve desteklenmesi gerekir.”

Neden?

Eğer yas, kötü uygulanırsa ya da uygulanmazsa, o içimizde saklı kalır, bizi gergin yapar ya da fırında unutulmuş ve yanmış bir yemek gibi içimizde öylece kapkara kalır.

Ölüm ve ayrılıklar, ciddi algı ve bilinç değişimleri de yaratırlar. Böylesi ağır değişim durumlarında, pek çok şey artık eskisi gibi olmaz, eğer bu tür fiziksel değişimler, ruhsal değişim ile paralel olmazsa, buna müsade edilmezse, travma oluşur ve eğer travma da profesyonel çerçeve içinde anlaşılmaz ve yapılandırılmazsa, derin kişilik bozukluklarının oluşmasına kadar gidebilir.

Kadınların bulundukları odaya geri döneyim.

Kadınların, sesli ağlamaları, sözlü ifade etmeleri ve diğerleri tarafından duyulmalarının, oldukça sağlıklı bir yas tutma hali olduğunu, artık şimdi ifade edebilirim. Kadınların doğal olarak geliştirdikleri bu refleksler, insan doğasına uygun ve oldukça da sağlıklı yas tutma halidir.

Bilinçli yas tutmanın bir yöntemi de kendine karşı dürüst ve açık olmaktır. Şu an acı çeken kim? Şu an ‘yetişkin olan sen’ misin, yoksa bir zamanlar ‘çocuk olan sen’ mi? Bunun yas tutan kişinin zihninde net olması, duygu karmaşasını ve depresyonu engelleyebilir.

Son söz: İnsana ait her duygunun, aleni, doğrudan ve yapılandırılmış olarak yaşanması, zihinsel ve ruhsal sağlıklı olmanın olmazsa olmazıdır.

Erkeklere gelince, daha ilerideki yazılarımda, onları mercek altına alacağım. Ki benim danışmanlık alanım da zaten gençler ve yetişken erkekler üzerine.

.....................................................................................
Psikolojik Danışman
Ocak 2017, rohatmiran@hotmail.com 



<-geriye: