TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Can alan bombalara karşı vicdan bombaları!


HÜSEYiN ŞIMŞEK

Toplumların yaşamında çok yoğunlaşmış, sıkıştırılmış dönemler vardır. Özellikle de Ortadoğu ve Uzakdoğu, yıllardır bu durumda. Afganistan, Irak, Pakistan, İran, Lübnan, Türkiye...


Neyse ki böyle dönemlerde sadece mayınlar, bombalar patlamıyor! Entellektüel vicdan diyebileceğimiz bir halenin, bir gökkuşağının yörüngesine girenler de oluyor. Vicdanları her zamankinden daha fazla ve farklı sızladıkça, üzerlerine vazife sayılmasa da alanlara, sokaklara çıkarlar.

Sadece kendi ülkelerinde değil, dünya çapında kendi alanlarında önemli birer değer sayılan insanlar da olabiliyor bunlar.

Bir bakıyorsunuz, o çok yoğunlaşmış, sıkıştırılmış dönemlerde entellektüeller, aydınlar, sanatçılar, biliminsanları birer ‘vicdan bombası’ kesilivermiş!

İyi ki tarih, sadece insan hayatını söndüren mayınlara, bombalara tanıklık etmiyor.

Görmek lazım, görmesini bilmek lazım: Ortaya koydukları eserler veya buluşlarla değil sadece, yeri geldiğinde sergiledikleri pratik tavırlarla sosyal, siyasal ve ekonomik dönüşümlerde önemli roller oynamış, sayıca az ama sonuç üzerinde etkili olmuş ‘vicdan bombaları’ da var aynı tarihin derinliklerinde.

Seksen küsür yıllık bir cumhuriyet olan Türkiye’nin, daha başından beri her on yılda bir sıkışma dönem ve dönemeçlerine girmesi, sevimsiz bir gelenek olageldi. Öte yandan, 12 Eylül 1980 cuntası, bu gelenekte de bir değişime yol açtı: Sıkışma süreci adeta sürekli bir hal aldı. Nisbi rahatlama dönemlerinin köküne kibrit suyu sıktı birileri.

80’li yılların ikinci yarısında, Kürt sorununu farklı bir şekilde odağına alıp genişleyen, dünyanın gündeminden düşmeyen bir çatışma ve sıkışma dönemidir gidiyor. Ortalıkta, gelişmelerin veya çatışmaların varabileceği son noktaya çok yakın durulduğu havası var.

Toplumun cicim aylarında, dürüstlük timsali olmayı, vicdan sahibi sayılmayı lafta kimselere bırakmayan birçok Türkiyeli aydın, yazar, gazeteci, işadamı, biliminsanı, siyasetçi; görülmemiş bir şekilde şovenizme yelken açmış gemilere tayfa olarak kabul görülme kuyruğunda!

Şovenizme pupa yelken açılan gemiler, içinde bulunduğumuz somut dönemeçte elbette her iki tarafa ait. Bölge dengelerinin ve bugüne kadar yaşanan acılı sürecin ortaya çıkardığı yeni seçenekler varken, savaş tamtamları çalan her iki tarafın da ezberini bozan soru, ‘kimden yanasınız’ değil artık, ‘neyden yanasınız’ sorusudur.

Çatışma, savaş ve yeni bir boğazlaşmadan yana değiliz. Gün, kendini ne devletten, ne örgütten gelecek en ufak bir töhmet kaygısı, korkusu altında hissetmeden, bunu çok açık, net ve kıvırmadan açıklama günüdür.

Entellektüel vicdandan bir nebze barındıran hiçkimse, ‘dur bakalım ne olacak’ sessizliğine gömülme hakkına da sahip değildir. Kendinde bu hakkı gören, o bir nebze vicdanına da yol vermiş demektir. Bugün değilse bile yarın o da akıntıya kapılacak, uygun bulduğu bir koçbaşılığa soyunacaktır.

Medine Vesikası lafzını ağzından düşürmeyen siyasal İslamcı da, enternasyonal geçinen sol/sosyalist de, 72 millete bir gözle bakan Alevi de, halkların eşitliğini savunan Kürt de bu tuzaktan kurtulamayabilecektir.

Her ne yapıyorsa, işini veya uğraşını ciddiye alan her vicdan sahibi insan, yaşadığı toplumda esen fırtınayı, kendi yaşamında da kopmuş sayar. Elbette her insan, her daim aktif bir pratik ve politik faaliyet içinde olmak zorunda değildir. Ancak sorunlu toplumların öyle özel anları vardır ki her bir bireyin çabasına ihtiyaç duyulur.

Türkiye, tam da böyle bir dönemden geçiyor. Vicdanımızı, sonuçları öncekiler gibi kuşaklarboyu giderilemeyecek yeni boğazlaşmaları önleyen bir çit, bir hat, yerine göre bir terazi olarak şimdi, bugün ortaya koymayacağız da ne zaman koyacağız?

www.huseyin-simsek.com


<-geriye: