TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Semavî dinlerin didarındaki Alevilik

ERTAN İLDAN

ERTAN İLDAN
 
Semavî dinlerin ve özel olarak İslamiyet‘in hükümran olduğu bir çoğrafyada, Alevilik‘in  İslam‘ın içinde olup olmadığı meselesi tartışmalara konu olmaya devam ediyor. Muhalif olan inanç ve düşüncelerin, kendilerine yaşam alanları açmak gibi bir gerçeklikle yüz yüze olmaları, dinin kültürel ve sosyal yaşamda başat rol oynadığı bizimki gibi toplumlarda, bu tür tartışmaların ardı arkası gelecek gibi de görünmüyor. 

Yazının başlığından hareketle, Alevilik’in semavî dinlerce nasıl dara çekildiği, bu “dara çekilme” karşısında Alevilik’in kendisini nasıl yeniden ürettiği gibi konuları işleyeceğimi zannediyor olabilirsiniz. Hayır, bunu yapmayacağım. Bu konu şimdiye kadar çokca işlendi, üstelik bir makalenin kapsamını da aşar. Burada, daha çok Alevilik teolojisinin içine konumlandığı semavî dinlerin aynasındaki aksi konu edilecektir.

Bilindiği gibi semavî dinler  –biri diğerine benzer olarak– her şeyi “hiçbir şey yok iken söz vardı” ile başlatır. Başka bir ifadeyle Tevrat’ın formüle ettiği  “yaratılış efsanesi”ni diğerleri olduğu gibi tekrar eder. “Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde hareket ediyordu. Tanrı, ‘ışık olsun’ diye buyurdu ve ışık oldu. Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. Işığa ‘Gündüz’, karanlığa ‘Gece’ adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.” (Yaratılış 1,1-5)

Tevrat söze böyle başlar. Alevilik ise, Tevrat’ın söze başladığı bu noktaya postunu kurar ve sözü şöyle sürdürür: “Daha yeryüzünde hiçbir şey yok iken, her taraflar sularla kaplı iken yeşil bir kandilde Ehl-i Beyt’in nuru vardı. Evel de ahir de odur. Allah melekleri ve diğer bütün mahlukatı, arş ve kürsi, levh ve kalemi Ehli-Beyt’in hatırı için yaratmıştır.”

Tevrat“Tanrı, ‘Kendi suretimizde, kendimize benzer insan yaratalım’ dedi,  ‘denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun’...” (Yaratılış 1, 26) diyerek, Adem nezdinde insanın erkek cinsini kutsarken; Alevilik bu efsaneyi tasdik etmekle kalmayacak, Adem’i, Cebrail eliyle “uçmağa tavaf” eyleyecektir. “Uçma”da, “Penç-i Ali Aba” olarak da ifade edilen beş kapılı nurlu kubbedeki kadın siluetindeki nurlu yüze; yine nurdan yapılmış başındaki taca, kulaklarındaki küpelere ve belindeki kuşağa tanıklık ettirecek, birer nesne ile sembolize edilen bu isimleri unutmaması, bir gün onlara muhtaç olacağı özellikle tembih edilecekti.

Böylece Alevi teolojisi, suyun başını tutmakla kalmaz, meşruiyet zeminini öyle bir yere inşa eder ki, genel anlamda semavî dinler, özelde İslam dini nefessiz ve takatsız kalır. Şahsi kanaatim odur ki devlet dini olarak örgütlenmiş İslam’ın tüm ötekileştirme ve gayri meşru ilan etme çabalarına karşılık, Alevilik’in bugüne kadar kendisini var edebilmesinin sırrı, bu “meşruiyet zemini”nde aranmalıdır.

Peki, Alevilik’in inşa ettiği bu “meşruiyet zemini” semavî dinlerin kitaplarında kendisine yer bulmuş mudur?  Bu soruya, tevil yoluna baş vurmadan olumlu cevap vermek mümkün olamamaktadır.

Kuran’daki Nur Suresi 35. Ayet, bu tevil yolunu açan ayetlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. “Allah, göklerin ve yerin nurudur! Onun nuru, içinde çerağ bulunan bir kandil, bir sırça içindedir. Sırça sanki inci gibi parlayan bir yıldıza benzer…”

Benzer bir meşruiyet inşası, “Mir’ac” olayında da karşımıza çıkar. İsra Suresi 60. Ayet ile  “… O sana gösterdiğimiz Mi’rac tamaşasını ve Kur’an’da lanet edilen ağacı da sırf insanlara bir imtihan için yapmışızdır”, diyen Kuran’ın açtığı bu yolda, Alevilik teolojisi  diğer önemli bir yapı taşını kor: “Kırklar Cemi!” Kırklar Cemi, tıpkı “Ehl-i Beyt nuru”nda olduğu gibi, semavî dinlerin kitaplarında doğrudan doğruya kendisine yer bulmaz. Tanrı veya Rab, Peygamber Musa’yla yüz yüze görüşür, İsa Mesih’i kendi yanına göğe yükseltir. Peygamber Muhammed’i ise Mi’rac’a çıkarır. İşte Alevi teolojisi de tam bu noktaya, Kırklar Cemi’ni inşa eder.

Hiç kuşkusuz, Alevi teolojisinin diğer önemli bir sacayağını “Hızır” kültü oluşturur. Onun için oruç tutulur, adına adaklar adanır, ondan medet umulur, dertlere deva aranır vb. Peki, semavî dinlerin kutsal kitapları, bu külte ne oranda yer vermektedir? Tevrat’da bu konuya ilişkin açıkça yazılmış bir şeye rastlamadım. Varsa da ben ayırdına varamadım. Ancak Kuran’da, Kehf Suresi’nin 60’dan 82’ye kadarki ayetleri  bu konuyu ele alır. Musa Peygamber'in, yardımcısı Yuşa bin Nun’la birlikte Tanrı Dağı’na çıkışı, burada Hızır’la karşılaşmaları konu edilir. Her ne kadar burada anlatılan Hızır (gemi batıran, çocuk öldüren, babadan kalan hazineyi bulmasınlar diye yıkılmakta olan duvarı ören biri olarak) “Alevilerin Hızırı”na benzemiyorsa da Alevi teolojisi buraya, inancının üçüncü köşe taşını inşa eder.

Teolojisinin dördüncü sacayağı olarak Muharrem ayındaki matemi ve ona izafeten tutulan orucu koyan Aleviliğin bu yapı taşı da, semavî dinlerin kitaplarında kendine açıkça yer bulmaz. Bu ayda dağıtılan “Aşure”, belli-belirsiz “Nuh Tufanı”yla ilişkilendirilse bile, Alevi teolojisi açısından onu değerli kılan şeyin Kerbela Tradejisi olduğu aşikardır.
 
Kabul etmek gerekir ki, semavî dinlerin argümanlarını ve özel olarak da İslam’ın belli başlı sembollerini kullanarak kendisine özgü bir teoloji yaratan Alevilik’in, semavî kitaplarda birebir karşılığını aramak beyhude bir çabadır. Bunu yapmaya çalışanların olduğunu, konuyla ilgili olanlar bilirler. Tabii bununla nasıl gülünç durumlara düştüklerini de.

Semavî dinlerin yarattığı teolojik atmosferin orta yerinden yükselen Alevi teolojisi; ne Yahudiler’in “Rab”i gibi inanmayanı cezalandırıp yok etmekle tehdit eder, ne de İslam’daki “Allah” gibi cehennem azaplarına uğratır. “Günah işlememe”yi öğütler. Tüm bunların ışığında; “Alevilik İslam’ın içinde mi yoksa dışında mı” sorusuna varın siz karar verin. Benim açımdan, bu sorunun etrafında sürdürülen tartışmalar, boş birer lakırtıdan fazla bir şey değildir.

.............................................................................
ertanildan@gmail.com, 12 Aralık 2016


<-geriye: