TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Duygu körlüğü


ROHAT MİRAN

Başlığın pek de sempatik olmadığını biliyorum ama malesef epeyce yaygın bir gerçeklik ile iç içe yaşıyoruz.

Klişeler

Üstüne üstlük bir de bilginin yerine geçmis öyle kalıp sözler, genel yargılar var ki, bu baslığı daha da vahim kılıyorlar. Aşağıda yazacağım cümleleri hem sık duymuş ve hem de bizzatihi kullanmış olabilirsiniz. Ama merak etmeyin, geciktirmden ifade edeyim, eğer bu başlık dikkatinizi çektiği için yazımı okuyorsanız, iyi yoldasınız, kendinizden umutlu olabilirisiniz. Konuya dönersem, denir ki örneğin; “duygularınla hareket etme, mantığınla hareket et“, ”duygular gelip geiçidir, duygularına aldanma“, ”duyularını belli etme, bastır“ vs. Bunlar, duyguları gayriciddi bulan, duyguları küçümseyen ve hatta duygusuz olmayı öğütleyen, duygular hakkında negatif kanaat oluşturan ve bir o kadar da davranışları, tutumları ketum yapan klişelerdir.

Fiziksel ve ruhsal tepkiler

Halbuki, duyguları ciddiye almamanın, duyguları bilmemenin, duygularını ifade etmemenin, duygusal reaksiyonları önemsememenin en hafifiyle ciddi fiziksel ve ruhsal tepkilere sebep olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Örneğin, aşırı korku duygusunun, yeniden yapılandırılmaması veya farkında olunmamasıyla insan hayatı zihinsel ölçekte soyut ve daracak bir kafese dönüşebildiği gibi, bedensel olarak kalp sıkışmasına, bağırsakların ve karın bölgesinde ciddi fiziksel ağrılara sebep olur. Ruhsal denge bozulur, psikolojik huzursuzluklar oluşur. Bunlar, konuyla ilgisi olanların bildiği bilimsel gerçekler.
 
Duyguları olumsuz değerlendirmenin, duyguları ciddiye almamanın, önemsememenin veya en önemlisi de duyguların hiç farkında olmamanın; insanın kendi özünün, kendi kişisel özelliklerinin farkında olmaması anlamına geldiğini ekleyebilirim.

Duygular öğretilmiyor

Bunun yanında, duyguların, otonom kişiliğin oluşmaya başladığı ergenlik ve gençlik döneminde yeniden yapılandırılmaması genel olarak insanlığın yaşadığı ciddi bir sorun. Doğa bilimlerinin temel elementlerinin öğretilmesi gibi, sosyal bilimin temel elementlerinden biri olan duyguların, eğitimin içerisine dahil edilmemesini büyük bir eksiklik olarak değerlendirdiğimi de buradan ifade etmek istiyorum. Örneğin, ölümlerden sonra yaşadığımız ağır ve hüzünlü yas! Bu yas duygusuyla nasıl ilişkileneceği, onun hisler ve davranışlar üzerinde nasıl bir etkisinin olacağına dair öğretim yapılmıyor. Etkisi bakımından travmalara sebep olabilen temel bir duygu üstelik.

Hastalık değil

Farkında olunamyan bir başka gerçek de şu: Hastalık olduğu sanılan ama aslında sadece vücudun doğal duygusal reaksiyonu olan birçok işlevsel bozukluk, birer kişilik özellikleri olan duyguların farkında olunmamasından, aleni ifade edilmemesinden veya  “bastırılmasından“ kaynaklanıyor. Örneğin, ”bağımlılık“ denen rahatsızlıklar da özünde sevgi duygusunun eksik, hissedilmemiş olmasıyla yakından ilgili. İfade edilemeyen duyguların zamanla kalp krizlerine, depresyona ya da cinsel ilişkilerin azalmasına neden olduğunu da söyleyebilirim.
 
Alexithymie


Duygu, kişiliğin bir parçası, bir özelliği, bir tamamlayıcısıdır. Duygular, bilinse de bilinmese de bizimle varlar ve onlarla yaşıyor ve hissediyoruz. Duygularının farkında olamamanın, üzerine konuşamamanın, nerede ne hissettiğini bilememenin, kendi hislerinden tamamen bihaber olmanın bir adı var: Alexithymie! Daha anlasılır haliyle, “duygu körlügü“ olarak adlandırılıyor. “Duygu körlüğü“nün; zayıf sosyal ilişkilere neden ve yanlış hayat deneyimlerine sebep olduğunu, kişiyi (kendine ve sosyal çevreye) güvensiz yaptığını ifade etmek mümkün artık. Özünde birer psikolojik rahatsızlık olan beslenme (az beslenme veya çok beslenme), bağımlılık (alkol, alışveriş, cinsel ilişki, uyuşturucu vs), depresyon  ve uykusuzluk gibi bileşenlerin önemli oranda kaynağının dugusal ihtiyacın farkında olmamanın ya da duygu körlüğünden kaynaklandığı bir gerçek.

Hissediyorum

Demem o ki (korku, tiksinti, hüzün, mutluluk, sevinç ve şaşırmak) gibi duygular, hayatımızın merkezinde yer alırlar ama bir o kadar da farkında olmadan yaşandıklarında veya dikkate alınmadıklarında ciddi davranışsal ve ruhsal sorunlara yol açarlar.

Descartes’ın, “düşünüyorum, öyle ise varım”, klişesine şunu da eklemek istiyorum: Hissediyorum, böyle de varım!

..........................................................................
Psikolojik Danışman
rohatmiran@hotmail.com




<-geriye: