TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Dazwischen IV


ERHAN ALTAN

ERHAN ALTAN

Ara da kenar da, bakış açısı veya ölçeğin değişmesiyle yer değiştirebilen öğeler. Tersinden söyleyecek olursam, bakış açısı veya ölçeğin değişmesiyle ara kenar, kenar da ara olabilir. Bakış açısının değişmesine dair örneklerden daha önce bahsetmiştim: bildik bakış açısına göre çeviri, iki dil arasında bir ara bölgedir; ancak Benjamin’in veya Ülken’in bakış açılarında çeviri bir kenar oluverirken kenar olan tüm diller de ara bölge olurlar. Bakış açısı, yapıyı tersine çevirebilmektedir.

Veya ölçek değiştirildiğinde de kenar buharlaşıp bir ara bölgeye dönebilir: Çıplak gözle görülebilen ve birer kenar olarak tasavvur edilebilecek canlılar, mikroskop ölçeğine inince ortadan kaybolurlar; kenarlar artık hücrelerden oluşur hale gelir. Mikroskop ölçeğinin daha da hassaslaşmasıyla bu sefer de hücreler ortadan kaybolur, kenarlar atomlar olur. Hücreler için canlılar ne kadar doluysa atomlar için de hücreler o kadar doludur. Peki her saniye bir tırnağınızın içinden geçen 40 milyar nötrino için atomlar ne kadar doludur? Atom-üstü ve atom-altı dünyaların alabildiğine geçirgenliği ve uzayın hiç de boş olmayan boşluğu. Boşluğun hiç de hoş olmayan loşluğu. Yoksa biz de mi bir boşluğuz? Materyalist dünya görüşümüz bunu ne kadar kaldırabilir? İlginin odağı olan “ara” giderek kabul görürken bu sefer de kenarlar sorgulanmaya başlar.

Aslında her şey karmaşadan ibaret olan aradır. Karmaşayı ara yapan, kendine kenarlar yaratarak bir varoluş sağlamaya çalışan dikkatimiz, tutunma çabamızdır. Tutunmak tekrarlanabilirlikle mümkün oluyor. Öyle ya, ancak kendini yineleyen niteliklerle bir kimlik oluşturabiliyoruz. Varoluşumuzu bu manipülasyona borçluyuz. Kenarlar gerçekten var mı yoksa sadece bir perspektif yanılsaması mı? Veya kenarlar varlıklarının namevcutluğunu, ara bölgeyi yok sayarak, bir boşluk icat ederek mi örtbas etmeye çalışırlar? Ben’in merkez kurma yazgısına geliyoruz. Kenarlara bu inanç, varoluştan öte merkez olmaya duyulan gereksinim mi? Muhtemelen, ancak kimliklere çok yüklendiğimizde de sertleşiyor, donuyoruz. Bir karmaşa demek olan hayatsa bu kimlikleri, yani kenarları sürekli törpülüyor, öğütüyor.

Ara karmaşadır, kenar düzen zoru. Ara hayattır, kenar irademiz. Tabii karmaşa ve hayat demek olan ara, hem dışımızda hem de içimizde yer alabilir. Düzen ve irade demek olan kenar, yani biz, dış ve iç dünyaları uyuşturmaya çalışır dururuz. Böyle bakınca da kendi içimizle dışımızın arasında hem bir kenar hem de bir ara bölge gibi kalırız. İki ben arasında kalan dünya bir ara bölge olarak görülürken kendi iç dünyasıyla dış dünya arasında kalan ben, kendisinin ara bölgesi oluverir. Ara ve kenar böylece yine yer değiştirirler: ara kaotik kenar olur, kenar ise trajik ara. Dolayısıyla her şey kenar olabilir ve her şey ara. Aslında ne kenar var ne de ara, ancak sürekli bu görüngüleri üreterek gerçekliğe tutunmaya çalışan bizler varız

Ara’nın olması için kenarın olması gerekiyor. Kenarlara uygarlığı, logosu, kurguyu, iradeyi,  egoyu koyarsak ara’lara doğayı, kaosu, kendiliğindenliği, arzuyu, dayanışmayı koyarız. Olimpiyatlar sivriltilen ve yüceltilen kenarları temsil eder örneğin, tüm diğer “başarı” odaklı etkinlikler gibi. Benim ara’yı yücelttiğim şu yazım bile bir kenar. Hatta insanın yarattığı her şeyin bir kenar olduğunu da söyleyebiliriz. Varoluşunu sağlama almak için yapıyor bunu. Oysa onun doğası bir ara’dan ibaret. Ve bu ara onun kültürü, dahası varlığı aynı zamanda. Yakın bir örnek geliyor aklıma: Gezi direnişi sırasındaki dayanışmanın sıcaklığı, bunu yaşayabilenlere ömür boyu eşlik edecektir sanırım. Unutturulan dayanışma ve unutturulan ara… “Ara” korkusu, dayanışma korkusunu da mı içeriyor yoksa?
 
....................................................................
30 Eylül 2016, erhan.altan@chello.at


<-geriye: