TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Darbe Kokusu ve Komplo Teorileri 1


HAKAN GÜRSES

Geçtiğimiz Temmuz ayında Türkiye’de bir şeyler oldu. Ne tam niteliğini, ne faillerinin hedeflerini, ne de akışını hâlâ pek de kavrayamadığımız bir askeri ayaklanma, söz konusu olan. “Darbe” mi, “kalkışma” mı, ne diyeceğimizi de pek bilemedik o yüzden. Aslına bakarsanız, tuhaf ve çelişkili bir durum bu belirsizlik hâli. Doğrusu hemen bilmemiz, en azından sezmemiz gerekirdi 15 Eylül’de neler olup bittiğini. Çünkü Türkiye kökenliler ve Türkiye’de yetişmişler olarak, her birimiz esasında birer doğal darbe uzmanıyız.

Onca asker huzursuzluğu yaşadık; hayli genç olanlarımız bile kokusundan tanır darbeyi. 15. Yüzyıl’dan başlayarak, 19. Yüzyıl ortalarına kadar canı çektikçe kazan kaldıran, mızraklara kafa geçiren, sivil halkın katlini de vacip sayabilen Yeniçeri “geleneği”, Cumhuriyet döneminde de, topyekûn TSK veya onun içindeki belirli gruplar tarafından itinayla sürdürüldü. Bu darbeci gelenek, Yurttaşlık Bilgisi derslerinde iyi bir şeymiş gibi yutturuldu hepimize. “Her Türk asker doğar,” dendi. “Kanla suladık; vatan, millet, denize döktük,” diye öğretildi. Orduyu, anne babamızdan ve kendimizden çok sevmemiz gerektiği aşılandı. 27 Mayıs kutlamaları, “Ordu kılıcını attı!” övgüleri, en solcu olanlarımızı bile askerin şakşakçısı haline getirdi. Hasan Mutlucan’ın o uğursuz sesiyle söylediği “Yine de şahlanıyor aman!” marşını tekrardan beklemekle geçti 1980’i izleyen yıllar çoğumuz için. Kimimiz umutla, kimimiz korkuyla. Bizler darbe uzmanı olamayalım da, kim olsun!

Temmuz ortasından beri Türkiye kökenli insanlarla yaptığım sohbetlerin en az on tanesinde şu cümleyi duydum kendi kulaklarımla: “Ya, aslında gerçekten darbe olmuş olsa, yani tam bir askeri darbe, bence çok iyi olacaktı, kesin destek verirdim ben. Ama FETÖ’cülerin kalkışmasıymış, işte bu olmadı!”

Diyorum ya; Türkiye’nin çoğunluk kesimi, aşina olduğu darbenin kokusunu alamayınca, garipsedi durumu. “Bu olsa olsa bir kalkışmadır, darbe olamaz,” diye özet çıkardı kendince. Ama ne olup bittiğini, pek de anlayamadı. Evet, arkasında FETÖ varmış; bu mesaj o derece bariz ve –kelimenin tam anlamıyla– ezici “kanıtlarla” tepeden aşağıya yayıldı ki, “buna inanmayan kör olsun” gibi bir kabul zarureti doğmuş oldu. Durumu anlamaya yetmedi bu da nitekim.

Neden mi? 75 milyon nüfusu olan bir ülkede, iki ay gibi süre içerisinde 75 bin civarında devlet memuru işinden ihraç edilirse, bu tabii belirli soruları getirecektir akla. Yani bu ülkede yaşayan her bin kişiden devlet memuru olarak hizmet veren biri; FETÖ diye adlandırılan, emelleri, örgüt yapısı ve “kalkışma” dışındaki eylemleri hakkında pek de bir şey bilmediğimiz (ha, bir de o Rus uçağını onlar düşürmüş galiba, dendiğine göre) bir gizli örgütün mü üyesiymiş? E, bu kadar da fazla Gülen taraftarı nasıl olmuş da girmiş ki devletin içine? Sonra bunun devlet memuru olmayanı var, yurtdışında yaşayanı var, hükümetin ve devletin bilmediği üyeleri var (öyle ya, gizli örgüt bu, devlet nasıl bilsin ki hepsini? Bilseydi, örgüt gizli olmazdı ki). Gülenci olmayan pek de fazla insan kalmıyor o zaman geriye, sayısal açıdan yani.

Demem o ki; darbe kokusunu, ana sütünü kapalı gözleriyle buluveren bebeler gibi kilometrelerce öteden alıveren aziz milletimiz, bu sefer fena çuvalladı. Bunun üstüne de, her böylesi durumda yaptığı şeyi yaptı ve temel sorun çözenine başvurdu: Komplo teorisi.

Şöyle oturaklı, üstüne beş dakikadan fazla kanıtlar filan göstererek konuşulabilecek, az çok da mantık silsilesi arz eden, dört başı mamur bir komplo teorisi, Türkiye’de bir 35’lik rakı değerindedir. Yanına meze olarak da, içinde makul miktarda antisemitizm ve azınlık düşmanlığı barındıran bir yan teori kondu mu; bundan güzel sohbet olmaz. “Bunları asıl yönlendiren kim, biliyorsun tabii. Bilmiyor musun? Bi düşün, düşün bi bakalım! K ile başlıyor, s ile bitiyor. Kü-re-sel fi-nans. Ne demek sence? Hah işte! Rothschild, Soros, Bilmemne... Anladın di mi? İşte Ermeniler, Kürtler, bunların hepsi nasıl ortaya çıktı sanıyorsun?”. Vesaire.

Darbe girişiminden beri yüzlerce analiz okudum, onlarca insanla konuştum, bir dizi tartışmaya şahit oldum. Küresel finans denen o kim olduğu belirsiz özneden başlayıp ABD, Avrupa Birliği, Rusya ve öncelikle de İsrail ve Amerikalı Yahudi dostlarının başını çektiği bir dizi karanlık gücün, darbenin arkasında duran ana planlayıcılar olduğu iddia edildi bu analizlerde ve konuşmalarda. Hatta bir arkadaş grubu, bütün bunların arkasında Çin’in olduğuna inanmakta. Bütün bu devletler ve güçler, IŞİD, PYD ve PKK gibi örgütleri bizzat kurmakla kalmamış, son yıllardaki tüm terör eylemlerini de yönlendirmişler. “Neden İngiltere’de hiç bomba patlamıyor sizce?” diye sordu geçen gün bir arkadaş, kötü bir tiyatro oyuncusu misali ağzının bir tarafına haince bir gülüş yapıştırarak. İma etmek istediği, ortada bir dalavere olduğu ve İngiltere’nin bunun başını çektiği.

Bütün bu karanlık güçlerin, kastedilenlerden anladığım kadarıyla tek bir nihai hedefi var: Türkiye’yi zayıflatmak, ülke nüfusunun anti emperyalist direncini kırarak, memleketi yavaş yavaş ele geçirmek... Peki ama neden Türkiye, dünyada o kadar başka ülke varken? Neden ele geçirmek, zaten sudan ucuz bir üretim alanı ve uçsuz bucaksız bir pazar sunuyorken bu ülke, ele geçirmek daha bile riskli! Buna benzer argümanlar getirmeye çalıştığınızda, ya nadir bulunur bir deli türüne bakar gibi hayretle, ya da bir geri zekâlıya bakar gibi acıyarak sizi seyreden insanlar buluyorsunuz karşınızda.

Komplo teorileri, çok güçlü, çok sağlam kökleri olan söylemler. Gelecek yazımda, biraz daha yakından bakmayı deneyeceğim bunlara.

....................................................................
www.hakanguerses.at
Eylül 2016



<-geriye: