TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Avusturya’nın Türkiye kökenli edebiyatında sayılı örnekler


HÜSEYiN ŞIMŞEK

 

Geçen Haziran içinde, Avusturya Bilimler Akademisi’nin (Österreichische Akademie der Wissenschaften-ÖAW), organize ettiği “Edebiyat Sosyolojisi Perspektifinden Göç ve Edebiyat“ adlı iki günlük sempozyumdan dolayı, yaz başından beri Avusturya’nın Türkiye kökenli edebiyatına kafa yorar oldum. Sempozyumun ikinci gününün son etkinliği, “Avusturya’nın Türkiye kökenli edebiyatı nerede” başlıklı paneldi ve panelin konuşmacıları arasında ben de yer alıyordum. Bu süreç içinde, ilgili iki yazı kaleme aldım. İlki, “Edebiyatın göçmenleri veya göçmen edebiyatı”; ikincisi, “Avusturya’daki Türkiye kökenli toplumda edebî fukarılık“ başlığıyla yayımlandı. Şimdi üçüncü bir yazıyla, Avusturya’nın Türkiye kökenli edebiyatına sayılı örnekleri de sıralayarak, bu tartışmaya -elbette kendi açımdan ve şimdilik- noktayı koymuş olayım.


Şimdi artık, “yok denecek kadar cılız” da olsa mevcut Türkiye kökenli edebî damarı temsil eden edebiyatçıları ele alabiliriz.

“Birinci kuşak” sürecinde (1964-1974) gelen tek edebiyatçı: Kundeyt Şurdum!

Almanya’da yaşananın tersine, 1964’ten sonra Avusturya’da Türkiye kökenli bir nüfusun oluşmaya başlaması, belli sayıda bir grup Türkiyeli edebiyatçının da bu ülkeye yönelmesine sebep olamadı. 1971’e kadar gelenlerin (16.500 kişinin) tamamına yakını işçi statüsünde katıldı çalışma hayatına. 1971-89 yılları arasında ise, tek bir edebiyatçı örneği var elimizde: Kundeyt Şurdum! İstanbul’daki Avusturya Lisesi’ni bitirip, yüksek öğrenimini Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladıktan sonra, 1971’de Vorarlberg’e geldi. Avusturya devletine ait radyo-televizyon kurumu ORF’te ve yanı sıra sosyal danışmanlık alanında çalışmaya başladı.

Şurdum, Türkiye kökenli nüfusun 40 binin üzerine çıktığı bir dönemde, 1983’te Avusturya’daki ilk Türkçe-Almanca dergilerinden biri sayılan “Biz/Wir”in yayınlanmasına önayak oldu. Avusturya’daki Türkiye kökenliler arasında, bu ülkede kitabı yayımlanan ilk edebiyatçıdır da. “Unter einem geliehenen Himmel/Ödünç Alınmış Gökyüzü’nün Altında“, adlı ilk şiir kitabı, 1988’de Piper Yayınevi tarafından yayımlandı. Avusturya’daki Türkiye kökenli edebiyatın ilk örneğidir bu. Kundeyt Şurdum’un ikinci şiir kitabı, 2002’de “Kein Tag geht spurlos vorbei/Gün Geçmiyor İz Bırakmadan“ adıyla Edition Isele’den geldi. Şurdum, 21 Nisan 2016’da Vorarlberg-Feldkirch’de yaşama veda etti.

Şerafettin Yıldız, göçün 27. yılında ikinci “Türkiye kökenli“ olarak sahnede

Kundeyt Şurdum’u, “ikinci kuşak”tan bir şair izledi: Şerafettin Yıldız! 1978 de Avusturya’ya öğrenci olarak gelip, Viyana’da öğrenim görmeye başladı. Öğrenimini tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönmedi, halen Viyana’da yaşıyor. Şerafettin Yıldız’ın ilk, buradaki Türkiye kökenlilerin ise ikinci şiir kitabı, 1989 yılında, “Meine rotzige Hoffnung – Sümüklü Umudum” adıyla ve Türkçe-Almanca olmak üzere, Viyana’daki Apfel Verlag tarafından okura sunuldu. İlk iki edebî çalışma arasında, sadece bir yıl aralık vardı. Dolayısıyla, 1980’lerin sonlarını, Avusturya’nın Türkiye kökenli edebiyatının başlangıç dönemi olarak belirlemek yanlış olmaz. Göç, yaklaşık 30 yılı geride bırakınca, ancak o tarihten itibaren edebî çalışmalar damlamaya başlamıştı.

Şerafettin Yıldız, Avusturya’daki Türkiye kökenliler arasında ilk bir kitapta kalanlardan olmadı. Bugüne kadar toplam altı, Avusturya’da ise beş eseri yayımlanmış bulunuyor. Öncelik şiirde olmak üzere, edebi çalışmalarını Türkçe-Almanca sürdürüyor Yıldız. İkinci eseri, 1995’te Breitschopf Verlag tarafından yayımlanan “Der himmelblaue Gruss/Gök Mavisi Selam” oldu. Bu ikinci çalışma, bir gençlik romanıydı. Yıldız’ın, üçüncü kitabı (ikinci şiir dosyası) İstanbul’da bulunan Era Yayıncılık tarafından, 1994’te “Bir Deniz Boyu Öteden” adıyla yayımladı. Hepsi Avusturya’da yayımlanan sonraki eserleri şunlar oldu: “Herzfinsternis/Yürek Tutulması” (şiir, 1998, Verlag Grasl); “Im Süden des Lebens/Yaşamın Güneyinde” (şiir, 2012, Edition Roesner); “Beistrich/Virgül” (roman, 2013, Edition Roesner).

Ercüment Aytaç, Avusturya’da ama Türkçe yazıp Türkiye’de yayımladı

Avusturya’daki Türkiye kökenliler arasında edebî çalışmalarına rastladığımız üçüncü kişi, Ercüment Aytaç. 1965 yılında Sıvas’ta doğmuş olan yazar, 1981’den beri Avusturya'da yaşıyor. İlk edebî çalışması bir roman: “Ve Blues!” 1994'te, Kaknüs Yayınları tarafından yayımlanan romanda, Amerikalı “siyahî” trompetçi Nat Gordon ve Almanya'daki “yabancı” Semih Akel romanında biraraya getiriliyor. Aytaç’ın, ikinci edebî çalışması olan “Sahtekar Şırıltı” adlı öykü kitabı ise, 1997'de Yapı Kredi Yayınları arasında çıktı.

Ercüment Aytaç, Avusturya’da yaşayan bir Türk. Fakat, ulaşabildiğim her iki eserini de Türkçe yazdığı ve Türkiye’de yayınlattığı için, “Avusturya’daki Türkiye kökenli edebiyat” kapsamında ele alınıp alınmayacağı tartışmaya açık bir nokta. Türkçe yazıp Avusturya’daki bir yayınevine yayımlatsaydı, tartışmaya yeni bir arabaşlık açma şansı bulurduk: “Avusturya’daki Türkçe edebiyat!” Edebî bir eserin aidiyetini tartışırken, dilin belirleyici olduğu kesin, ama tek/biricik etken diye de sunulamaz. Gelecekte, Türkçe veya diğer azınlık dillerinde edebiyat eserleri yayınlayan yayınevlerinin faal olması durumunda, “Avusturya’da edebiyat/Avusturya edebiyatı” yeni pencerelere kavuşacaktır.

(Burada bir parantez açıp kronolojiyi bozan bir not aktarayım: Sadık Akfırat da benzer bir konumda.  Akfırat’ın, Avusturya’dayken yazdığı ilk ve tek şiir kitabı olan “Bozuk Şiirler”, 2002’de  İstanbul’daki Öteki-Siz Yayınevi tarafından basıldı. Yine, Türkiye’ye dönüş yapan Oktay Taftalı’yı yok sayamayız. Avusturya’da yaşarken, Türkiye’de ve Türkçe şiir kitapları yayınlandı.)

Temel yazın dili Almanca, “ikinci kuşak” göçmen bir şair-yazar: Seher Çakır!

Seher Çakır, 1971 İstanbul doğumlu. Bir işçi ailesinin “ikinci kuşak” bireyi olarak geldi Avusturya’ya ve 1983’ten beri Viyana’da yaşıyor. İlk edebî çalışması, 2004’te Almanya’daki Verlag Hans Schiler tarafından yayımlanan “Mittwochgedichte / Çarşamba Şiirleri” oldu. Bugüne kadar yayımlanan kitapları şunlar: “Zitronenkuchen für die 56. Frau/56. Kadın İçin Limonlu Kek“ (öykü, Almanca, Edition Exil, Wien - 2009); “Ich bin das Festland/Ben Anakarayım“ (öykü Almanca, Edition Exil, Wien - 2012).

Bir dizi edebî çalışması yayınlandıktan sonra Avusturya’ya gelenlere örnek: Hüseyin Şimşek!


“Avusturya’daki Türkiye kökenli edebiyatçılar”ın beşinci sırasına kendimi koymak durumundayım. 1986-1998 yılları arasında İstanbul’da profesyonel gazeteci-yazar olarak çalıştıktan sonra, 1998’de mecburen Avusturya’ya geldim. Türkiye’deyken kitaplarının yayınlanmış olması bahsinden, Almanya’daki “ilk kuşak edebiyatçılar”la buluşuyorum. Türkiye’den cebine “edebiyatçı” kimliğini de koyarak gelen ilk kişiyim belki de. Sanırım, sadece bu pencereden bakınca, fazlaca da örnek yok. Bir tek kişi geliyor aklıma: Son yıllarda Viyana’da doktorasını yapmaya başlayan Barış Acar! Türkiye’deyken de edebiyat alanında ürün vermiş, Türkçe edebî kitapları yayımlanan bir sima. (Başka örnekler olup olmadığını, bu tür yazılar yaza yaza çıkaracağız ortaya.)

Avusturya’ya gelmezden önce, Türkiye’de üç roman, iki araştırma ve bir adet şiir olmak üzere, toplam altı kitabım yayımlanmıştı. 1998-2009 yılları arasında yayımlanan biri şiir, öteki roman iki çalışmamda Türkçe idi ve Türkiye’de yayımlandı. Avusturya’da ve Almanca yayımlanan ilk edebî çalışmam (2009), “Schreibend stirbt man am besten/En Güzel Yazarak Ölünür“ adlı şiir dosyası oldu. Avusturya’da ve Almanca yayımlanma sürecinde olan bir de roman dosyam var. Şiirlerim Almanca’ya şimdilik başkaları tarafından çevrildiği için, “Avusturya’daki Türkiye kökenli edebiyatçı” konumum tartışmalı bulunabilir. İlk yazıldıkları dil Türkçe, ancak şiirlerin önemli bir kısmı Viyana’yı ve bu ülkedeki yaşamla ilgili; bu da akılda tutulmalı. Yönelim, üç dilli bir edebiyatçı (Türkçe, Almanca, Zazaca) olmaya doğru.

Birkaç hatırlatma

Önceki ilgili yazılarda da yer verdiğim birkaç hatırlatmayla noktalamak istiyorum. Konuyla ilgili hemen herkes, “Avusturya’da Türkiye kökenli bir edebî damarın yok denecek kadar cılız” olduğu tespitinde hemfikir. Bunun, hem buradaki Türkiye kökenli toplumun, hem de Avusturya’nın devlet ve toplum yapısından kaynaklandığı da reddedilir gibi değil. Ancak, hangi etkenin nasıl daha belirleyici rol oynadığıyla ilgili görüşler, doğal olarak bir hayli farklılaşıyor. Ben tartışmanın bu noktasındaki yaklaşımımı, “50 yılı aşkın bir tarihi geride bırakan Avusturya’daki Türkiye kökenli toplumun yapısı, söz konusu edebî fukaralığın başlıca sebeplerinden biridir” şeklinde, bir önceki yazımda ifade etmiştim. Bugüne kadar elde edebildiğim bilgi, bulgu ve veriler eşliğinde!

........................................................................................
Not: Bir yayınevi tarafından, yayıncılık prosedürü (ya da geleneği) çerçevesinde değil de yazanı tarafından özel basımı yapılan çalışmalar dışarıda tutulmuştur. 8 Eylül 2016

<-geriye: