TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Khol, “Avusturya kurbandı” tartışmasını güncelledi


HÜSEYiN ŞIMŞEK

Avusturya’da, bu Pazar günü (24 Nisan’da) yeni cumhurbaşkanı seçimi için sandık başına gidilecek. Seçim gününe ramak kala adaylardan biri, Andreas Khol önemli bir tartışma başlatmış bulunuyor. Khol, hıristiyan-muhafazakar Österreichischer Volks Partei-ÖVP’nin (Avusturya Halk Partisi) adayı. 11 Nisan günü, ATV adlı tv kanalında “Klartext“ adlı programa konuk olurken dile getirdikleri arasında şunlar da vardı: “Avusturya, nasyonal-sosyalizmin kurbanı olmuş bir ülkedir. Fakat, çok sayıda Avusturyalı faildi de.” Aslında Khol bunu ilk kez dile getirmiş değildi. 1987’de yayımladığı “Kampanya” (Die Kampagne) adlı kitapta, aynı yaklaşımını “nazi geçmişi” dolayısıyla tartışmalı cumhurbaşkanı Kurt Waldheim’i katarak ifade etmişti. Kitapta, “Ülke olarak Avusturya gibi, Kurt Waldheim de nasyonal-sosyalizmin kurbanıydı.”


Bütün bu ifadeler Avusturya medyasında önemli oranda yankı buldu. Medyanın tanımlaması şöyle oldu: “Khol, Avusturya’yı nasyonal-sosyalizmin kurbanı olarak görüyor!”

Bu konuyu, son araştırma kitabım olan “Türkiye’den Avusturya’ya Göçün 50 Yılı”nda işledim. Eğer Avrupa faşizmini “nazizim” ya da “nasyonal-sosyalizm” gibi tanımlamalarla Almanya’da yaşananla sınırlarsanız, Khol’ün yaklaşımı en azından tartışılabilir bir hale gelir. Ama gerçek hiç de öyle değil. İtalya’da 1922, Almanya’da 1933, Avusturya’da 1934’te iktidara gelenler ne tür farklı lokal tanımlamalara sahip olurlarsa olsunlar, “faşist” bir özle aynılaşıyordu. Alman “nazi” ya da “nasyonal-sosyalist” kıtaları bu ülkeyi işgal etmezden önce, 1934’ten beri Avusturya’da iktidar olmuş bir “Austrofaşizm” vardı. Her şeyden önce ve özellikle de bu sebepten dolayı, söz konusu “faşizm” olunca Avusturya kesinlikle sadece “kurban” değildi.

‘Austrofaşizm’, Avusturya’da iktidarına tanık olunan faşizmin özgün bir halini ifade eder. Kendine özgü bir faşizmi iktidara taşımış bir ülke, bir toplum kesinlikle sadece “kurban” olamaz!

Avrupa’nın faşizimli tarihini öncelikle Almanya, yanı sıra İtalya ve İspanya ile açıklamanın anlaşılır bir tarafı var, ama bu yapılanın eksik bir açıklama olduğu gerçeğini değiştirmez. Popüler sembol liderlerin “Hitler, Mussolini ve Franko” şeklinde sıralanması da öyle. Oysa faşizm, yukarıda anılan ülkelerin yanı sıra, başka Avrupa ülkelerde de ciddi şekilde varlık göstermişti.

Avrupa’nın faşizimli tarihi için “star ülkeler ve liderler”le yetinmek; Avusturya gibi daha geri planda kalan ülkelerde perdeleyici, çarpıtıcı bir resmî tarih yaratagelmiştir. Ne diyor resmî tarih tezi: Avusturya, Alman faşizminin gadrine uğramış; küçük, etkisiz, “kurban” bir ülkedir. Alman Nazi orduları, Avusturya’yı işgal etmezden çok önce, Austrofaşizm kendi ülkesinde hükümet olmuşken, bu nasıl bir “kurban”lık halidir!

Austrofaşizmin, Nazizme karşı bir direnişi, bir kafa tutması söz konusu. Bu noktanın yeterli derecede anlaşılması, hayatî bir öneme sahip. Bugün ya da yakın gelecekte, Avusturya’da “faşist bir içdinamik” yaratılması olasılığı ve tehlikesini anlamak açısından!

Avusturya ile Alman faşistleri arasında, 1930’ların başında bir ayrışma yaşanmaya başlandı. Austrofaşistler, kendi ülkelerinde kendi iktidarlarını kurmaya yönelmişlerdi; faşist Almanya’nın yavrusu, beslemesi, eyaleti olmak istemiyorlardı çünkü. Austrofaşizmin devlet iktidarı düzeyinde kurumsallaşmasını pratik olarak örgütleyen –ÖVP’nin önceli Sosyal Parti’nin lideri- Sanşölye Engelbert Dollfuß oldu. 1 Mart 1933’te, tüm meclis başkanlarının istifa edince, 4 Mart günü meclis devre dışı bırakıldı. Bu, Dollfuß açısından bir devlet darbesi olarak işlev gördü. Dollfuß hükümeti, Schutzbund’u dağıttı, Sosyal Demokrat Parti’yi yasakladı. 1 Mayıs 1934'de ‘Mayıs Anayasası' ilan edildi. Ki bu anayasayla birlikte, Avusturya artık ‘‘ruhani-otoriter-faşist bir devlet’’ti.

Avusturya’da 1933-34’te, Almanya'nın uydusu ya da sömürgesi olmaya karşı çıkan farklı bir fasist rejim kurulmuştu. Yani Avusturya’da faşizmin inşası, Alman işgalinden önce ve “yerli faşistlerce” sağlanmıştı. Almanya destekli Avusturyalı Nazi güçler, 25 Temmuz 1934'de, Dollfuß’a karşı bir darbe girişiminde bulunacak; bu girişim, (1918’de kurulmuş paramiliter faşist) Heimwehr gruplarının da önemli desteğiyle başarısızlığa uğratılacaktı.

Fakat Austrofaşizm ne içerde, ne dışarda güvendeydi. Almanya ve İtalya’daki kadar/gibi, bir kitle partisi üzerinden iktidara gelmemişti her şeyden önce. Kimi burjuva ve katolik gruplara dayanıyordu. Ama hükümet ederken bile diğer faşist ülkelerdeki kadar geniş bir kitle desteğinden mahrumdu. Bu yüzden iktidara oturması, çok açık bir şekilde paramiliter grupların darbeci taktiklerinin; bürokrasi, yasama ve yürütmedeki boşlukların kullanılması üzerine bina edilen bir takım ayak oyunlarının eseri olmuştu. Yine bu özelliklerine bağlı olarak Dollfuß, Mussolini ya da Hitler gibi karizmatik bir lider hiç sayılmazdı.

Şimdi gelelim, Avusturya’nın neden sadece “kurban” bir ülke sayılmayacağının ikinci önemli sebebine!

Austrofaşistler, Nazi Almanyası’na karşı giriştikleri kavgayı kaybettiler. Avusturya, 12 Mart 1938’de Alman devletine bağlandı. Büyük komşunun faşizmine iktidarı kaptırmak istememiş, buna ciddi bir direnç göstermiş, fakat iktidardan indirilmiş “yerli bir faşizm” vardı bu ülkenin tarihinde. Bu “yerli bir faşizm”, Almanya ile birleşmeye de karşı çıkmıştı. Fakat, Alman faşizminin Avusturya’yı işgali kesinleşir kesinleşmez, “yerli faşistler”in Nazilere yaklaşımı da değişiverdi. Alman Nazizmi, yakın geçmişin “yaramaz çocukları” sayılan “Heimwehr” gruplarını, çevresinde tutmayı kolayca başarıverdi. Hitler faşizmi Avusturya’da sadece bir avuç işbirlikçinin marifetiyle değil, Avusturya toplumunu (her sınıf ve tabakadan önemli bir kitleyi) suçuna ortak ederek yaşama şansı buldu. Yahudilere, komünistlere, Çingenelere karşı geliştirilen katliamda, her sınıf ve tabakadan Avusturyalı ya pasif kalarak katkı sundu ya da bizzat yer alarak suça ortak oldu.

Alman, İtalyan ve İspanyol faşizmine göre “gölgede kalmış” diğer faşizmler bugüne kadar, kendi ülkelerindeki güçlerini gizlemeye yönelik çaba içinde olageldiler. Onların bu oyununu bozmak önemli.


huseyin.simsek@gmx.at  


<-geriye: