TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Avusturyalılık, aynı zamanda bir ulus kimliği mi?


HÜSEYiN ŞIMŞEK

Benim yatılı okul yıllarımda (1972-1977) dilimize pelesenk olan tekerlemelerden biri şuydu: “Avusturyalılaştıramadıklarımızdan mısın?” Kim derdi ki yatılı okuldan 21 yıl sonra hayatım Avusturya’da devam edecek ve ben kelimenin gerçek, somut, pratik anlamında (elbette vatandaşlık temelinde) “Avusturyalılaşmak”la yüz yüze kalacağım. “Gerçek Avusturyalı” olma ya da sayılma iddiasının siyaseten galebe çaldığı bir cumhurbaşkanlığı seçimine bir gün kala, bu konuyu bir kere daha irdelemek istedim.

Avusturyalılar, günümüzde hem yüzölçüm hem nüfusça küçük bir devlet. Ama sınırları oldukça geniş, tarihi çok uzun bir imparatorluk geleneği yatıyor arka planında: Önce Avusturya İmparatorluğu, ardından Avusturya-Macaristan İmparatorluğu! Özellikle, Avusturya-Macaristan ikili imparatorluk döneminde, Orta ve Doğu Avrupa’da yer alan günümüzün birçok devleti, uzun yıllar Habsburg hanedanının egemenlik sınırları içindeydi. Böyle bir tarihî arkaplan olunca, kimliklerle ilgili farklı alanlara yönelik çok sayıda sorunun akla gelmesi kaçınılmaz.

Bu yazıda, diğerlerini bir kenarda tutup, “ulus kimliği” üzerinde duracağım. Canalıcı sorularımız şunlar: “Avusturyalık” ne anlama geliyor? Kendine özgü bir ulus kimliği mi? Bu ülkede yaşayan insanların kaçta kaçı, kendini bu “Avusturya ulusu”nun bir bireyi olarak görüyor?

Konuyla ilgili yapılmış kamuoyu araştırmaları

Öncelikle, konuyla ilgili yapılmış kamuoyu araştırmalarına değineceğim kısaca. Fessel-Institut 1956’da, “Sizce biz Almanların bir kolu muyuz, yoksa ayrı bir halk mıyız?” sorusunu merkezine koyduğu bir kamuoyu araştırması gerçekleştirdi. Katılımcıların yüzde 49’u “Avusturyalılar kendi başlarına ayrı bir halk”; yüzde 46’sı “Almanların bir parçası” dedi. Yüzde 5’i ise bu konuda “kararsız”dı.

Benzer bir kamuoyu araştırması, 1964-65 arasında Sosyalbilimler Araştırma Topluluğu tarafından yapıldı. “Avusturyalılar kendine özgü bir ulus mu?” sorusuna katılımcıların yüzde 47.4’ü “evet” cevabı verdi. Kendini yavaş yavaş bir ulusun parçası olarak görmeye başladığını belirtenlerin oranı, yüzde 23 idi. “Hayır” diyenler yüzde 15.3, kararsızlık belirtenler yüzde 15’te kaldı.

Ernst Bruckmüller, “Nation Österreich“te, 1979’daki bir kamuoyu araştırmasının sonuçlarını aktarır. “Avusturyalılar ayrı bir ulus” diyenlerin oranı yüzde 68’i bulmuştu. Bu araştırma bize, farklı partilerin üye ve taraftarlarının yaklaşımlarını da ayrı ayrı veriyor. “Avusturyalılar ayrı bir ulus” diyenlerin sosyal demokrat SPÖ’deki oranı yüzde 75, hıristiyan demokrat ÖVP’deki oranı yüzde 66, komünist KPÖ’de yüzde 60 ve milliyetçi, aşırı sağcı, hatta ırkçı olarak tanımlanan FPÖ’deki oranı ise yüzde 49 idi.

Veriler, esasen 1970’lerden itibaren daha da netleşerek, bu ülke vatandaşlarının “Avusturyalı” olarak adlandırılanlarının çoğunluğunun “Avusturyalılık”ı bir ulusal kimlik kabul ettiğini ortaya koyuyor gibi. Ancak bu tablo ilgili tartışmaları bitirmiyor. Tartışmaların merkezinde ise, “Avusturya ulusu” ya da “Avusturyalılık”ın “etnik ana damarı”nın ne olduğu sorusu yer alıyor. Günümüzde, “Avusturyalılık”ın belli bir etnisiteye dayandığını düşünenler de var, buna karşı çıkanlar da.

Bu durum, uluslaşma süreci ve bu süreçte rol oynamış etnik kimlikler konusunda, “durumu en tartışmalı Avrupa ülkelerinden biri” konumunda tutmaya devam ediyor Avusturya’yı. Ben burada, daha çok konuyla ilgili veri ve farklı tezleri sunmakla yetineceğim.

Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin konuya yaklaşımı

Atıfta bulunacağım tezler arasında, Ulusal Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin konuya yaklaşımları da yer alacak. Dönemin Öneri gazetesi ekibi olarak, 2005’te parti liderleriyle yaptığımız görüşmelerin ortaya çıkardığı tablo oldukça öğreticiydi.

Hıristiyan demokrat (muhafazakar) ÖVP Genel Başkanı Wolfgang Schüssel: “Avusturya hiçbir zaman farklı kültürlerin eritildiği gelişigüzel bir pota olmamıştır.” Schüssel, “uyumlu yaşam” sınırları içinde çeşitliliğin, toplumsal barışla birlikte ele alınıp gözetildiğini vurguluyor ve Avusturya’yı “bir mülteci ülkesi” olarak tanımlıyordu. 1945’ten beri, 2 milyonu aşkın mülteci alındığını ifade ediyordu. Bir belirlemesi de şuydu: “Avrupa devletleri arasında hem genel nüfus, hem çalışan nüfus açısından, en çok yabancı oranına sahip ülkelerdeniz.”

Sosyal demokrat SPÖ’nün Genel Başkanı Alfred Gusenbauer: “Avusturya etnik değil, siyasal kimlikli bir ülkedir. Etnik kökene dayalı kimlik tanımlaması başarısızlığa uğradığından, 1945’ten sonra siyasal kimlikle ortaya çıkmış bir ülkedir. Bu siyasî kimlik; birinci olarak canlı bir siyasal demokrasi zeminine, ikinci olarak da elde edilen ürünlerin aşağı yukarı ‘adil’ şekilde dağılımına dayanır...”

Bugünün iki cumhurbaşkanı adayından biri olan Alexander van der Bellen, dönemin Yeşiller Partisi Genel Başkanı kimliğiyle en çarpıcı yaklaşımı sunmuştu: “Avusturya, onlarca yıldır bir göçmen ülkesi! Avusturya demografik sebeplerden dolayı göçe ihtiyaç duyuyor ve geçmişte göçten yararlandı. 19. Yüzyıl’da ve 20. Yüzyıl’ın ilk yarısında Avusturya’ya gelen göçmenlerin tamamen entegre olduğu bir gerçek.”

Geliyoruz, cumhurbaşkanı adaylarından Norbert Hofer’nın içinden geldiği siyasal hattın yaklaşımına! FPÖ Genel Başkanı Heinz-Christian Strache, yönlendirici olagelen ve olması gereken bir “Avusturya yerli kültürü” tanımı yapıyordu. Bu kültüre ters düşecek her türlü “multi-kültürel belirsizlikler”e karşı olduklarını dillendiriyordu. “Entegrasyon anlayışımız, yönlendirici kültürün kabullenilmesini öngörür”, diyor ve ekliyordu: “Multi-kültürel toplum önerilerini red etmekteyiz.”

Akademik çevrelerin konuya bakışına örnekler

Viyana şehir gazetesi Falter’nın yayın yönetmeni Armin Thurner, Öneri’nin adı geçen özel sayı için kaleme aldığı makalede, “Avusturya’nın gerek geçmişte, gerekse günümüzde hep bir göçmen ülkesi olduğuna dair basit gerçeğin kabul edilmesi henüz mümkün görünmüyor’’, diyordu. Thurner’e göre Avusturya’nın tarihi, “Alman-Avusturyalı azınlığın üstünlüğü”ne dair kuram ve uygulamalarla doluydu. Monarşinin çöküşüne de bu “temelsiz” kuram ve uygulamalar damgasını vurmuştu. Ülkedeki geleneksel ve güncel ırkçılığın çekirdeğinde de aynı “Alman-Avusturyalı azınlığın üstünlüğü”ne dair kuram yer alıyordu.

Friedrich Heer, 1981’de “Avusturya’nın Kimlik Savaşı“ (Der Kampf um die österreichische Identität) adlı hacimli bir kitap yayımladı. Hanedanlıklar döneminden imparatorluklar döneminin sonuna, 1918’deki Alman-Avusturya Cumhuriyeti’nden 1938-45 arasındaki Almanya’nın bir eyaleti oluşuna kadarki süreci kapsayan bir çalışma. Heer‘e göre, krallar ve yönetici sınıfı, daima “eşit haklara sahip çok halklı bir devlet” olunması seçeneğine karşı savaşmışlardı. “Alman-Avusturyalı azınlığın üstün” kimliği için, Prusya ile sürekli ittifak halinde olmuşlardı. Bu çalışmada, ünlü “Halklar Zindanı” tanımına da yer verilir.

Günümüzde üç farklı ve temel yaklaşım

Avusturya’da “ulusal kimlik” üzerinde süren tartışmada, belli bir kararlılık içinde savunulan üç farklı ve temel yaklaşımın öne çıktığını söyleyebiliriz.

Birinci yaklaşım: Avusturyalılar “Almanların bir kolu”, Avusturya da “ikinci bir Alman devleti” ya da “Almanlık misyonuna sahip ikinci bir devlet”tir. Bu yaklaşımın savunucuları, soy sop veya uzak etnik köken üzerinden tarihin derinliklerine dalıp, genel olarak “Cermenlik” ve özel olarak “Almanlık” kimlikleriyle dönerler. Ernst Hoor, “Anti-Avusturya Tarih Uydurma” (Die anti-österreichische Geschictfälsung) adlı çalışmasında bu yaklaşımı uzun uzun tartışır.

İkinci yaklaşım: “Avusturyalılık” temelinde bir ulusal kimliğin oluşmasında, “antik dönem” halklarından İllyerler, Keltler, Cermenler, Romalılar, Macarlar, Slavlar etkin olmuş topluluklardı. Ama, Alman ulusal bilincinin gelişimi 19. Yüzyıl’da, Avusturyalı ulusal bilincinin gelişimi ise 20. Yüzyıl başlarında söz konusu olmuştur. Yani, Avusturyalı ulusal kimliği esasen “modern zamanlar”ın ürünüdür. Bu “Avusturyalı-farkındalık”, yüzyıllar içinde bu topraklarda yaşamış halk gruplarının karışımıyla oluşmuştur.

Üçüncü yaklaşım: Bu topraklarda uzak ve yakın tarihlerde yaşamış halkların siyasal bütünleşmeleri üzerine oturan bir uluslaşma yaşanmıştır. Avusturya, etnik değil siyasal kimlikli bir devlettir. Sosyalbilimsel açıdan, “Avusturyalılık” için “ortak bir etnik köken” ne mümkün, ne de gereklidir. “Avusturya” ve “Avusturyalı” adlandırmaları, yüzyıllar boyunca kullanılageldi. Fakat bir coğrafya, bir ülke (belli bir arşidüke ait topraklar) ifade edildi. Buna Kanada, ABD ve İsviçre de örnektir. Çok farklı etnik kökenden yerleşik vatandaşların (sakinlerin, ahalinin) bilinçli bir şekilde, kendi iradelerinin ürünü olarak birarada bulunmaları, bir devlet içinde organize olmaları hali yani! Soy sop, etnik kökenden değil, kararlı bir birliğin (kararla bir araya gelmenin veya getirilmenin) ürünü bir sosyallik hali ya da!

Cumhuriyete geçişe kadar Avusturya; sırasıyla önce Babenberger, ardından Habsburg ve daha sonra Habsburg-Lothringen hanedan ailelerinin hükümran olduğu, ama burada sıralamakla bitiremeyeceğimiz kadar çok sayıda etnik kökenden insan topluluklarının egemenlik altında tutulduğu devletti. Sonraki yazımda, “Avusturyalılık”ın üzerinde, bu topraklarda yaşamış erken ve geç dönem toplulukların izlerini takip edeceğim.

...........................................................................
21 Mayıs 2016, huseyin.simsek@gmx.at 



<-geriye: