TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Din ve eğitim, Avrupa ve İslam – I


Genel yaklaşım: Toplumsal yaşam ve dinsel fantezi!


RIZA ALGÜL


“Din” ile “okul”, semantik anlamda iki karşıt kavramdır. Her ne kadar “din eğitimi” diye bir şeyden bahsedilse de, gerçekte böyle bir “eğitim” yoktur. Çünkü “din” ve “okul eğitimi” birbirini tamamlayan değil,  birbirinden ayrışan ve karşı karşıya gelen kavramlardır.

Nedenine gelince:

Dinin temeli dogmalara, yani denenmeyen ve mantık ölçüleri olmayan, fakat mutlak kabul edilmesi gereken akıl-dışı fantezilere dayanır. Örneğin en başta Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam böyledir. Din dogma olunca, burada şüphe etmeye ve soru sormaya yer yoktur. Bu dinlerden her hangi birine girmek veya içinde kalmak, ilk önce onu koşulsuz kabul etmekle, “kul” olmakla mümkündür. Dinde, olguları ve olayları akıl yürüterek kavramak yoktur. Prensipte din zaten akıl yürüterek kavramaya karşıdır. Dikte etmek ve ezberletmek, dinin tanıdığı tek yoldur.

Okul eğitimi, diğer bir betimlemeyle “eğitim bilimi” ise, dinin tersidir. Okul eğitiminde, her şeyden önce dogmalara yer yoktur. Sözcük, kavram veya ifade edilen her düşünce üzerine akıl yürütmek ve soru sormak, dıştan içe ve basitten karmaşığa doğru soyut bir düşüncenin veya somut bir olgunun özünü kavramak, yeni ve farklı veya karşıt bilgilerle yüzleşmek, eğitim kavramının temelidir. İşte, “eğitim bilimi” budur.

Eğitimin tersine, dinde bilimin yeri yoktur. Şöyle de açıklanabilir: Bilimde dinin yeri yoktur. Çünkü bilim kapalı hiç bir kapı tanımaz ve bilim her şeyden önce sormak ve sorgulamakla başlar. Fakat dinde, örneğin tanrıya, peygambere, meleklere, buyruklara şüphe ile bakılmaz ve nedenleri sorulmaz. Bilim somuttur: Görünen, tutulan ve ölçülen somut nesneyi ele alır, onu parçalarında inceler, hem ele aldığı üzerine kesin-somut bilgilere ulaşır, hem de yeni bilgiler elde ederek onu değiştirir ve geliştirir. Oysa görünmeyen-bilinmeyen dogmalar üzerine fantezi kurmak kurulan fantezilere biat etmek dinin temelidir.

Batı demokrasilerinde dine karşı iki tür politik kural vardır: Laiklik ve Sekülarizm. Laiklik, her türden dini, okulun dışına çıkarmıştır. Dine ihtiyaç duyan her dinsel grup, kendileri tarafından finanse edilen dernekler aracılığıyla dinsel ihtiyaçlarını karşılarlar.

Sekülarizm ise dinlerini “seçmeli ders” olarak okulun içinde tutmuştur. Devlet tarafından “din” olarak kabul gürmüş dinsel gruplar, kendilerinin tayın ettiği din elemanları tarafından okullarda “din dersi” verme yetkisine sahiptirler. “Seçmeli din dersi”nin verildiği seküler-devlet okullarında zorunlu olmasa bile, bu “seçimde” çocuğun hiçbir “seçim hakkı” yoktur.

Fakat aynı okullarda doğa ve toplum bilimleri de öğretiliyor. Bu bakımdan din, bilim ile köklü bir çelişme halinde olduğu halde, Batı-Demokrasisi ve kültürü için dinsel bir tehlike oluşturmamaktadır. Çünkü Batı devrimleri, sanatta ve edebiyatta Rönesans Hareketi’ni unutmadan, fakat 16. Yüzyıl'dan 19. Yüzyıl'a kadar maddi ve toplumsal yaşamı köklü biçimde değiştirmiş Sosyal ve Aydınlanma Devrimleri’nin uykudan uyandırdığı kitle hareketleri, din kurumu olan kilisenin elindeki iktidarı zorla almıştır. Bu devrimler, ekonomik, politik ve kültürel bakımdan dini iktidardan uzaklaştırmakla da kalmamış, din-dışı hayatı toplumsal bir yaşam anlayışına ve bir kültüre dönüştürmüştür. Bu yaşam anlayışı ve kültür, Batı’da şu veya bu tutucu akımlara rağmen toplumu kolay geriye döndüremeyecek kadar güçlüdür.


reza.alguel@gmail.com 


<-geriye: