TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Bencil tarih okumaları; Newroz, newruz...


HÜSEYiN ŞIMŞEK

Ateş, yaşamımızda kimi zaman sadece bir renktir: Kırmızı! Utandığımızda yanaklarımızdan, kızdığımızda gözlerimizden ateş savrulur. Ateş, kimi zaman Ömer Seyfettin'in betimlediği gibi, karanlıklardan çıkıp görünmez bir el gibi kalbimize saplanan bir hançerdir: Ateş hançeri! Çiçeklere ad olur ateş: Kan gülleri! Allara bürünmüş kimi çiçeklere “ateş gülleri” de denir ya! Gül ve lale, “ateş-i bahar”dır hani.

Hele ki çocukluğumuza, bir açıdan damgasını vuran bir oyun aracıdır ateş; onun yaktığını ille de deneyerek öğreniriz. Gençlik heyecanı ve coşkusunun da ayrıcalıklı bir taşıyıcısıdır ateş. İçinden geçmenin maharet istediği ateş çemberlerine dalmadıysanız, bir eksiklik hissetmelisiniz gençliğinizden.

Ateşin insan yaşamındaki bu ağırlıklı yeri sebepsiz değil hiç de. Değil mi ki gezegenimiz bugünkü yörüngesine yerleştiğinde bir ateş kütlesiydi. Devamı var; insanın insanlaşmasında ilk adım olarak, gereksinimlerine göre çeşitli işlerde kullandığı “alet”i yaratması vurgulanır ya, ikinci adım, iki sopayı yontup sivriltmek için birbirine sürterken kıvılcım çıktığını büyük bir heyecanla gördüğü gün oldu. Maddeye yeni nitelikler kazandırabileceği yeni bir güce kavuşmuştu insan. Ateş balçığı ve ekmeği pişiriyor, bakırı eritiyordu. Bu yüzden ilk insan ateşe de taptı. Ateşin akıl almaz yararlarını gördükçe, büyük bir minnet duygusuyla önünde eğildi. Kutsadığı ateş için muhtelif ibadet biçimleri geliştirdi. Ancak ilk insan, ateşi sadece gördüğü yararlarından dolayı kutsamadı. Canını yaktığı, onu korkuttuğu için de secde etti. An geliyor, ateş onlara büyük felaketler yaşatıyordu çünkü.

Yeryüzündeki bütün uygarlıkların oluşturduğu zincirin halkalarında, bir çok inanç ögesi dönüştürülerek, devredilerek günümüze kadar yaşatılabildi. Ateş kültü, bu tür örneklerden biridir. Bencil, ırkçı tarih okumalarından vazgeçildiğinde rahatlıkla görülür ki; sayısızca uygarlıkta, ateş, ibadetin olmazsa olmaz parçasıydı. Ateşin, arındırıcı olduğu, bereket getirdiği inancı, en eski uygarlıklara kadar uzanır.

Ateş kültüyle ilgili yapacağımız kısa bir dünya turu, yukarıda sıralananları temellendirmemize yardımcı olacaktır.

Uzakdoğu ve Ortadoğulu halklarda, İslam’dan önce dört önemli halka vardır: Mani, Zerdüştî, Budist ve Şamanî inanç, kültür ve gelenekler! Fakat şunu da unutmamak gerekir ki, bu disiplinler de, gerek çok daha önce yaşanmış, gerekse aynı döneme denk düşen sayısız inanç sistemi ve akımının bir sentezidir aslında. Bu disiplinlerde sistemlerinde, ateşin özel bir yeri var. Zerdüştî inanca göre, iyi tanrı Ahura-Mazda ateşi yaratır, kötü tanrı Ahriman ise dumanı.

Şaman, ev sahibine, karısına ve çocuklarına temsili olarak zırh ve küllah giydirirdi. Sonra ateşin etrafında dönerdi. Davula hızla vurur, sürekli olarak ilahiler söylerdi. Şaman bu ilahileri, sürekli ateşin ruhuna seslenerek okurdu. Bu dualardan birinde ateşe şöyle seslenilir: “... köşeli taş ocak! Alevli yanan al ateşim! Taş ocağımız yerinden oynamasın, sürekli yansın... Ey ay ve güneşin parçası olan ateş! Bereket  ver. Kısmetimiz bol olsun.”

Budizmi, kabul edecek olan Buryatlarda, gelin ve güvey ateşe secde ederdi. Kırgızların “Manas Destanı”nda gelin Aksaykal, eşinin evine ilk girdiğinde önce yanan ateşe selam verir. Yakutlar, ant törenlerini ateşin önünde yapardı.

Her türlü günahlarından arınmak için, Hitit’de de insanlar ateşin üzerinden atlıyordu. Avrupa’da, genellikle 1 Mayıs günü gerçekleştirilen ateşli şenlikler vardı. Hristiyanlık’tan birkaç yüzyıl önce, Danimarka adalarından gelerek bütün Avrupa’ya yerleşmiş olan Keltler’de, ateşe atfedilenlerin hepsini buluruz. İskoçya’nın yaylalarında Beltane (1 Mayıs) ateşleri eksik olmazdı. İrlanda’da "yazdönümü şenlikleri” deniliyordu.. Eifel dağları, Ren Prusyası’nda ilkbahardaki paskalyadan önceki büyük perhizden sonraki ateşli gösterileri de eklemek mümkün.

Başlıca Amerikalı yerli kabilelerden Pawniler, Kiowalılar, Apaçiler, Ponkalılar, Çerokiler, Creekler, Guayagiller’in her birinde ateşin kutsallığı, törenlerde temel sembol oluşu belli farklılıklarla yaşandı.

Yani ateş kültünün bir çok özelliğini, dünyanın dört bir yanındaki ilk uygarlıklarda da, yakın dönem uygarlıklarında da bulabiliyoruz.

“Kavimler Kapısı”nda ateş kültü

Kürtler’de ateşin kutsallığı, birinci olarak, Mani dini ve Zerdüştlük’ün süregelen etkisinden kaynaklanır. İkinci ve daha popüler olan sebep ise, demirci Kawa'nın ateşi, başlattığı ayaklanma hareketinde bir haberleşme ve sinyal verme aracı yapmasıdır. En çok da bu yüzden, Newroz’un kutlandığı ay, Kürtler için “ateş ayı”dır. Kürtler tarafından, Ağrı Dağı hâlâ kutsal sayılır, onun üzerine yeminler edilir. Ağrı’nın eski bir yanardağ oluşundan kaynaklanan bir inançtır bu. Zaten, dağın ismi de ateşle ilintilidir. “Agirî”, yani “Ateş dağı”. (Agirî = Ateş)

Gelelim Anadolu Alevilerine: Alevi dedelerinin en önemli özelliği, “ocaklı” olmalarıdır. “Baba ocağı” ile “dede ocağı” tanımları bunun içindir. Ateş sürekliliğin sembolü olarak görüldüğü için, örneğin ocakların isi temizlenmez. "Ocağı sönsün" ya da "ocağın kör ola" deyimleri, bu tür inançların birer ifadesidir. Ocakların bulunduğu mekânda verilen sözler, kesin yemin sayılır. Dedeler, Alevilik’teki yargılama süreci olan “düşkün meydanları”nda sanıkları söyletmek için, ateşin üzerine and içirir. Kazdağı Türkmenleri, ocağa ellerini sürerek yüzlerine götürür vs. Ateşe tükürmek, ateşin külüne pis sayılan şeyler atmak, ateşe su dökmek günah sayılır. Yine ateş, aynı zamanda bereketin sembolüdür. Bereketli bir yıl için, halka açık köy meydanlarında büyük ateşler yakılır, çeşitli gösterilerde bulunulurdu.

Ne zamandan beri, neden önemsenir ya da kutsanır ateş? Kimler ve neden atılırdı ateşe? Hangi günahlar ve suçlardan nasıl arınılırdı ateşle? Hangi ürünlerin ekiminde ve biçiminde bol bereket sağlanırdı ateş üzerinden?.. Bu tür soruların yanıtları, ırkçı ve milliyetçi hezeyanlara, bencilliklere kapılmadan verilirse bir anlamı ve değeri olacaktır. Uluslar ve halklar açısından, istisna veya müstesna olmanın kendiliğinden bir kıymet-i harbiyesi yoktur. Uluslar ve halklar arasındaki dayanışma, paylaşma; çoğalma ve çoğaltma etkinliği, insanlığı ileriye götüren daha sahici, daha devrimci bir role sahiptir.


.............................................................
husesyin.simsek@gmx.at, 21 Mart 2016


<-geriye: