TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Café Eiles.

Viyana kafesi

Viyana kafesinin özelliği, bir özelliğinin olmamasıdır. Dalga geçmiyorum. Yanıtın gerçekten bu olduğunu düşünüyorum. İyi de özelliği özelliksizlik olan bir şey nasıl olur da özel olur ve de üstüne üstlük nasıl bu kadar meşhur olur? Kısaca, insan neden gider oraya? Çünkü bu özelliksizlik özel ve de moderndir de ondan. İşin garibi tam da bu özelliklerin eksikliği bunu sağlıyor gibidir.

ERHAN ALTAN

Viyana
- Viyana kafesi denince akla ne gelir? Genelde gelenek gelir. Nelerden oluşur bu gelenek? Daha doğrusu: Nedir Viyana kafesinin özelliği? Soruya provokatif yaklaşacağım. Geleneği, değişmeyen, fetişleştirilmiş adetler, kurumlar olarak anlıyorsak eğer, yanıt doğru gibi. Hangisine giderseniz gidin, sizi öncelikle bir köhnelik karşılayacaktır. Karanlık, kapalı döşemeler, eski mobilyalar, iç karartıcı duvar kağıtları, sıkıcı avizeler vs. İş bununla kalmaz. Yerinizi aldıktan sonra siparişinizi almaya gelen garson kaba davranır size, ama ilgisiz, hiçe sayıcı garsonlar gibi bir kabalık değildir bu, bayağı doğrudan, tepeden bakan, en ufacık hatanızı yüzünüze vurmak için fırsat bekleyen bir kabalıktır. Eh tüm bunlara göğüs gerdikten sonra, kahvesi ve kafe geleneğiyle tanınmış bu şehirde bari iyi bir kahve gelse ya, o da olmaz. Vicdanınız sızlamadan kötü diyebileceğiniz bir kahve gelir, ya ekşidir ya acı ya da o kadarcık bir kişilik belirtisine dahi rastlanmaz. Sonuç olarak içtiğiniz kahve de sizde özenilmişlik duygusuna yol açmaz. O meşhur Viyana pastalarına hiç girmeyelim, en özensizlerini de orada yiyebilirsiniz.

Şimdi tüm bu saptamalardan sonra soru iyice ciddiyet kazandı: Nedir Viyana kafesinin özelliği? Viyana kafesinin özelliği, bir özelliğinin olmamasıdır. Dalga geçmiyorum. Yanıtın gerçekten bu olduğunu düşünüyorum. İyi de özelliği özelliksizlik olan bir şey nasıl olur da özel olur ve de üstüne üstlük nasıl bu kadar meşhur olur? Kısaca, insan neden gider oraya?

Çünkü bu özelliksizlik özel ve de moderndir de ondan. İşin garibi tam da bu özelliklerin eksikliği bunu sağlıyor gibidir. Oraya yeni insanlarla tanışmaya değil kendi arkadaşınızla buluşmaya, en fazlasından çaktırmadan başka insanları gözlemlemeye veya çoğu kez bir şeyler okumaya ya da çalışmaya veyahut da iki randevu arası vakit geçirmeye gidersiniz. Dolayısıyla burası bir mahalle kahvesi değildir, öyle olanları bile değildir. Anonim kalırsınız. Yan masa çok yakın olsa da buluştuğunuz arkadaşınızla sağlam mahremiyetler paylaşırken kimse dinlemez sizi. Garson kaba davranır ama aslında onun umurunda değilsinizdir. Mobilya ve dekorasyon dikkatinizi çekmez, sizi meşgul etmez. Ne siz kafeye biçim verirsiniz ne de kafe size. Başka bir gün tekrar geldiğinizde bıraktığınız gibi bulursunuz onu. Olsa olsa kahvenin tadı biraz daha kötüleşmiş olur, o kadar. Mekanın size en az bulaştığı yerdir Viyana kafesi. Evet, bir gelenektir, ama modernin geleneğidir. Modernitenin uç verdiği yerdir, tarafsız kamusal alandır, içinde yer aldığı toplumun gereksinimleri neyse onu yansıtan sahnedir.

Peki ama tüm bu çerçeve nasıl bozulmadan çalışıyor? İşte gelenek bu oluyor. Sınırlarını merak ediyor, sınamak istiyorsanız yan masalara laf atıp konuşmayı deneyin, bir süre sonra yaptığınızın pek yankı bulmadığını uzaklaşan bakışlarla anlarsınız. Garsonla kişisel sohbetlere giremezsiniz, olmaz. Çocuklu ebeveynler de pek istenmez orada. Viyana’dır bu, ama modernitenin de yönüdür. Masalar birbirine bulaşmaz, size de bulaşılmaz bu sayede. Herkese kaba davranılan yerde, size de yabancı olduğunuz için kaba davranılmıyor demektir mesela. Masada ve içinde bulunduğunuz toplumda yerinizi alırsınız.

Ama tüm bunlar kendisini sevdiren, adeta aşık ettiren son derece olumlu özelliklerinin üstüne gölge düşürmesin. Örneğin günlük yerli ve yabancı gazetelerin tümü durur orada, siz okuyun diye. Okur, hem de uzun uzun oturursunuz, kimse sizi bir başka içecek almaya veya masayı terk etmeye zorlamaz. Zorlamadığı gibi saat başı suyunuz da tazelenir. Hoppala! Bu hiç de modern değil, moderni burada kapitalist değişimin kamusal yüzü olarak anlıyorsak eğer. Liberal ekonomiden, serbest piyasadan, mekânsal rantlardan azade bir keyiflilik hali. Bu keyfin, rahatlığın, tüm sevgisizliğine karşın sevdiğiniz ve orada kendinizi de sevdiğiniz bu ruh halinin bir de adı var: Gemütlichkeit.

İyi de piyasa ekonomisinin her şeyi bozduğu, kendine göre biçim verdiği, ruhunu kaybettirdiği günümüzde kafeler nasıl olur da bu mali baskıya direnebilir? Yanıt basit, kimse uzun uzun oturmaz da ondan. Eh kafe olmasa da ziyaretçileri liberal ekonominin bir parçası demektir bu ve zamanları yoktur öyle uzun uzun oturmaya. Kafe eski zamanların bir geleneğinin modern zamanlardaki kısmen değişmeyen bir uzantısı olabiliyorsa, bu herhalde masalarda yerlerini alanlar değiştiği içindir.

Şikâyet eder durursunuz her şeyden, haklısınızdır da baştan aşağı. Ertesi gün ayaklarınız sizi yine oraya götürür. Sonra yine şikayet edersiniz, sonra yine gidersiniz. Yavaşça bu temassız geleneğin bir parçası, ardından taşıyıcısı, sonunda da (kaybolma tehlikesi nedeniyle) kaygılı savunucusu olursunuz.

Son yıllarda bir renovasyon dalgası var, Café Eiles bundan nasibini almış bir tanesi, ama o köhnelik yerinde yine de. Köhnelikten çıkarılmış, parlak ve kibar hale getirilmişler de var, Café Museum gibi. Parlak mekandan da, kibar garsondan da tat alamıyorum. Viyana kafesi diyemiyorum bunlara. Söylemeye dilim varmıyor ama, bir Viyanalıya dönüşmüşüm galiba. Serbest piyasanın ve onun küresel bir dikta haline getirdiği kitle zevkinin her şeyi düzleştirdiği bir dünyada ben çoktan o sevmediklerimi arıyor, şimdiden onları yitireceğim günün yasını tutuyorum.
 
Evet, Viyana kafesinin bu özellikli özelliksizliği çekici gelir ve gidersiniz oraya. Çünkü bu kimsenin, hiçbir şeyin size bulaşmaması, belirlememesi, sizi bir özelliğe zorlamaz, hatta belki kendi özelliğinizi araştırma koşullarını verir size. Ama yine de bu, sizin kendi özelliksizliğinizdir, onunla karşılaşmayı da istersiniz. Kendinizden kurtulduğunuzu hissetmek de, tam tersine kendinizi bulduğunuzu hissetmek de, nedense her ikisi de özgürleşme duygusu verir. Eğer vermezse kalkar gidersiniz.

..............................................................
Kas
ım 2017, erhan.altan@chello.at


<-geriye: