TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Hislere yolculuk


ROHAT MİRAN

Bahsettiğim, insanın dokunulamayan içerisi. Aklın -henüz daha- sırrına erişemediği, gözün görmediği, ellerin dokunamadığı bir içeriden bahsediyorum.

“Seviyorum” dendiğinde, hissin bedenimizin neresinde olduğunu henüz daha bilmediğimiz, “nefret ediyorum” dendiğinde bakışlar ve tavırlar dışında, nefretin nerede mekan ettiğini bilmediğimiz içerisi.

Gözle görülmeyen, akıl ile sınırları ölçülemeyen bir iç.

Bedenin dışında; görünmeyen iç-bedenin, ruhun ve zihnin içerisi.

Sizi bilmem ama kendi adıma, duygularımın görünür olmalarını ve duygularıma dokunmayı isterdim. Elimi yüzüme ve gözlerime dokundurduğum gibi, istemediğim halde başımdan geçen kötü deneyimlerden dolayı kırılan duygularıma dokunup, dokunarak sevmeyi ve avutmayı isterdim. Kendimi bir çocuk gibi değil, bir yetişkin olarak da ellerimle duygularıma dokunup sevmek isterdim.

Öyle olmuyor ama -pesimist bir önyargıyla ifade edeyim- hiçbir zaman da olacak gibi görünmüyor. İçeriye, dokunarak değil, başarabilirsek algılayarak, hissederek farkında olmaya devam edeceğiz.

Algı mı dedim ben?

 Peki ne demek algı? Günlük hayatta birçoğumuzun kullandığı bu “algı” da nedir?

Dilimin olanaklarının elverdiği ölçüde anlatayım. Hepimizin var olduğunu bildiğimiz ama saymakta zorluk çekilen beş temel algılama duyumuz -organımız- var bizim:

  • Görme
  • Duyma
  • Dokunma
  • Tatma
  • Koklama


Bunlar ama en temel beş temel fiziksel duyu organı. Ben bir adım daha ileriye gidip, hissetme algımızın bu beş duyu organı arasında -şartsız-koşulsuz- ifade edilir olmasının altını çizmek istiyorum. Çünkü hissetme algısını, bu beş duyu organının işlevlerine anlam kazandıran, onlardan veri alan ve aldığı verileri yeniden üretime dönüştüren bir “veri toplama merkezi” olarak değerlendiriyorum. İşte bu beş duyu organın organizatörlüğünü “algı” yapıyor ve bu algılara uyum kazandıran ise hislerimiz oluyor. Biraz hiyerarşik ve şematik olarak görünse de en kolay anlaşılması açısından bu yöntemi seçtim.

Eğer burnunuzun sadece kokuları almaya yaradığını, kulağınızın sadece sesleri duymaya yaradığını vs ve başka işlevlerinin olmadığını düşünüyorsanız, şimdiden söyleyeyim, “içeriye yolculuk” yapamazsınız. Çünkü burnunuz sadece koku almaz, nefes alır. Burun nefes alarak, beynin talamus bölgesine “can” verir. Orada informasyonları biriktirir, koordine eder, tüm beynin aktif ve enerjik çalışmasını sağlar. Dolayısıyla, eksiksiz bir algı ve hissedebilmek için burnunuzdan dogru ve sağlıklı nefes almasını da bileceksiniz.

Kulağınız sadece sesleri duyma aracı değildir, demiştim. Bulunduğumuz mekandan bağımsız (bir yerde duruyor veya oturuyorken, bir başka yerde olup bitenleri -oraya gitmeden- algılamamızı sağlar). Bulunduğumuz yerin ötesinde tavır almamızı kolaylaştırır. Kulaklar, duyabilen canlıların kablosuz ağıdırlar.

Eğer buraya kadar okuduysanız, şu an içinizde olduğunuzu söyleyebilirim size. Çünkü şu an, duymak için yerinizden kıpırdamadığınızı ve nefesinizin önemini ya da önemli olup olmadığını düşünmeye başladınız ve ellerinizle dokunamadığınız bir alanı zihninizde canlandırdınız. Bu ilk adım.

İkinci adım, aldığınız bu enformasyonu, “gördügünüz“ bu an’ları nasıl koordine ettiğiniz. İşte bu noktada duygular -bir karşılaştırma yapmam gerekirse meyveler- arasındaki farkı bilmek kadar önemli bir alanda bulunuyorsunuz. Elmanın ayva olmadığını çok iyi bilmeniz gibi, ne zaman öfkeyi ne zaman sevgiyi yansıtacağınızı belirgin olarak bilmek gibi. Yani yaşadığınız an’ın size neler hissettirdiğini ve bu hislerin neler olduğunu bilmenizdir bu.
 
Hislere yolculuk, beş duyu organımızın beynimize gönderdiği enformasyonları, bilerek ve hissederek ayırt etmemizi, sağlıklı organize olmamızı sağlar. Bunun için de duygularımızı, adımız ve soyadımız gibi bilip, herhangi bir olay veya durum ile karşılaştığımızda, ise ne hissettiğimizi hiç düşünmeden bilmemiz ve ifade edebilmemiz gerekiyor. İyi bir iletişim ve diyalog için duyguların bilinmesi de şart.

Unutmayın; bütün diktatörler, bütün zalimler, kendi hislerini bilmeyen, hislere önem vermeyi beceremeyen ve empati yoksunu karakterler arasından çıkmıştır.

Özellikle erkeklerin bu alana özel çaba sarf etmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Bu konuda Tibet kültüründen öğrenilecek, algılanacak, hissedilecek çok şey var. Tek başına “Buda” kelimesi bile, “uyaran”, “uyarıcı” anlamına geliyor.

2018´de duygusal uyarılmanızın sıçrama yapması dileğiyle!


....................................................................................
Aralık2017, rohatmiran@hotmail.com
Psikolojik Danışman


<-geriye: