TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Yıkıcı eleştiri ya da içimizdeki “zabıta”


ROHAT MİRAN

Hem kendi kendine hem de dışarıya yönelik eleştirel olmanın olumlu yönleri elbette var, her şeyden önce insanın degişiminin ve yeni hedefler edinmesinin zeminini hazırlar. Kişinin çoğunlukla bir başkasının görüş ve düşüncelerine bağımlı olmadan, kendi kendine yeterli olmasını sağlar. Peki ama eleştirinin sınırları nelerdir? Ne zamandan sonra hem kendisi, hem de dışarıya yönelik yıkıcı olurlar?

Başlıktan da anlaşılacağı üzere, eleştirinin iki alt-içeriği var; biri yıkıcı -negatif-, diğer yapıcı -pozitif- eleştiri. Sosyal çevreye hangisini yönlendirdiğimiz ya da kendimiz ile monologlarımızda hangisini kullandığımız, tamamen bizim hayata bakış açımız, şartlanmışlıklarımız, hayatı algılama ve algıladığını yapıcı olarak geri verebilme perspektifimizle ilgili. Tabii özdeğer dediğimiz, kişinin kendisine değer vermesi veya kendisini değersiz hissetmesi de önemli bir etken. Yıkıcı eleştiri, aynı zamanda bir değersizleştirme prosesine de dönüşebilir.

Yaşamın zorlukları, kariyeri sürdürebilmek/sürdürememek, varsıllığı sürdürebilmek/sürdürememek üzerine oluşan kaygı düşünceleri, beraberinde bazı duyguları da aktifleştiriyor. Geleceği tasarlayıp, bugünün olanakları veya olanaksızlıkları ile gelecekte hâlâ aynı koşulların etkisinin altında/üstünde olacağını düşünmek, korku ve suçluluk duygularının aktifleşmesine neden olabilir. Korku ve suçluluk duygularının bulanık ruh halleri aktifleştiği o an’dan sonra da eleştiri yıkıcı olur ve kişinin özgüvenini, özdeğerini aşağıya çeker. Belki de kişinin o an’da elinde kendisini değiştirebileceği hiçbir “kaynak” kalmamıştır, çünkü bütün zihinsel, bedensel ve ruhsal yatırımını elindeki koşulların sürdürülmesine veya elinden kaybolup gitmemesine adamış olabilir. Bu ruh hali, kişinin içinde genişleyen ve derinleşen bir bataklık olarak da tasavvur edilebilir.

Yıkıcı -negatif-  eleştiri, yetişkinlik dönemine ait yukarıdaki haliyle ilk önce aile ortamında, daha sonra sosyal çevrede ve daha da ilerlemiş şekliyle içselleştirilerek kalıcılaşır. Kişinin kendisi ile dialoglarda veya monologlarda kullandığı; “ben yeterli değilim”, “ben yapamam”, “ben beceriksizim”, “başkaları benden daha iyi”  vb sözleri ile belki de ömür boyu sürer gider. Tabii bu durumdan kurtulmak mümkün.

Eleştiri aşağıdaki çerçevede kalırsa yapıcı olur. Kişinin kendi kendisine yönelteceği bir-iki soruya vereceği samimi cevaplar, zihinsel olarak netleşmesini ve eleştiriyi yapıcı kullanmasına yardımcı olur.

•    Ben hangi konuda iyiyim?
•    Ben hangi konuda ortalamayım?
•    Ben hangi konuda iyi değilim?
 
Bu çerçevede değil de, yetersizliklerin üzerine net ve cesaretle yoğunlaşmadan, daha da ileri gidilerek, salt sosyal statüler üzerinden hayat inşaa edilir ve yanı sıra, monologların başına bir de eleştirel zabıta dikilirse, hayatımızın ilk yıllarından itibaren edindiğimiz “zabıta”, bu defa içimizde “karakol” kurar. Yani kronik yıkıcı eleştiri ortaya çıkabilir.

İçinde bulunduğumuz sosyal çevre önemlidir, hatta o kadar önemlidir ki değer yargılarımızın ve kişiliğimizin oluşmasına, kalıcılaşmasına olumlu/olumsuz doğrudan etki eder. Sosyal çevre kendiliğinden oluşmaz; sosyal çevreyi oluşturan ana etmen bizim ilgi alanlarımız ve ilgili olmadığımız alanlardır. Yanı sıra, sürekli hataları vurgulayan, eleştiren, küçük düşüren, kıyaslayan, olumlu yönleri desteklemeyen bir çevrenin varlığı veya kendinize ait bu özelliğin, -ki kendiniz de başkalarının sosyal çevresisiniz- bilgisayardaki “çöp kutusu”na benzer biçimde bir “tık”lamayla hemen konumları değiştirilmeli. Çünkü onlar, içinizdeki “zabıta”nın karakolunda “görevli” olmaya hazır potansiyel taşıyorlar. Sanırım bu kötülüğü kendinize yapmak istemezsiniz.

Zabıta ve karakol kavramları benim için oldukça itici ve kriminaliteyi ihtiva ederler. Bilgi, araştırma, empati, yetkinleştirme ve geliştirme varken, zabıta ve karakollara ihtiyaç duymak, bana ilkel geliyor. Bu yan cümlecikten sonra, olumsuz eleştirinin birkaç görünür halini ifade ederek bitirmek istiyorum:

•    Kıyas. Sürekli ikili karşılaştırmalar veya yüzleştirmeler yapmak
•    Hata yapmaktan korkmak veya hataları çok çok büyütmek
•    Olumlu gelişme ve değişimleri ciddiye almamak
•    Dar veya tek-yönlü düşünmek
•    Genelleştirmek
•    Ya hep ya da hiç düşüncesi
•    
Eminim ki bu başlıkları okurken bile canınız sıkılmıştır. Yazarken, benim ruhum daraldı, bir ara eklemekten vazgeçmek bile istedim. Yıkıcı eleştirinin karşı kutbunda da narsizm bekliyor.



..................................................................
Kasım 2017, rohatmiran@hotmail.com
Psikolojik danışman




<-geriye: