TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Demokrasi politikaya karşı


HAKAN GÜRSES

Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt ovada yolunu şaşırır, diye bir atasözü vardır. Avusturya’da Ekim ayında gerçekleşen meclis seçimlerinin ardından bu sözü hatırladım.

Siyasal anlamda “zengin” kesim; yani politikacılar ve danışmanları, siyasal gözlemciler, yorumcular, anketçiler ve sair zevat, zaten yaz aylarından beri böylesi bir sonucu tahmin ediyor ve bunu da açıkça kamuoyuna bildiriyordu. “Züğürtler”, yani “ortalama vatandaş” diye adlandırılan (ya da aşağılanan) nüfusun liberal-demokratik kesimi ise, seçim sonuçlarına bir hayli şaşırdı. Neden peki? Bu soruya kısa bir cevap vermek mümkün: kendi demokrasi anlayışı yüzünden. Ama bu cevabı anlaşılır kılabilmek için, biraz daha ayrıntıya girmek gerekiyor.

Deney olarak; sokaktaki vatandaşlara bir soralım, politika hakkında ne düşünüyorsunuz, diye. “Yalan-dolan, boş nutuklar; üç kağıtçılığın zirvesi; vatandaşı kandırma sanatı; tutulmayan vaatler; iktidar tutkunu ve göbeğine kadar yolsuzluk çukuruna batmış politikacılar; kendi çıkarlarından başka bir yönde adım atmayan siyasi partiler...” Eminim; bu ve buna benzer resimlerle bezeli bir manzara çizilecektir cevap olarak. Politika kavramı, Avrupa kamuoyunda son derece olumsuz bir üne sahip günümüzde. Politikacılık, hiç itibar görmeyen bir meslek hâline geldi. Siyasal partilerse asıl düşman, seçmenlerin gözünde.

Buraya nasıl gelindi, bu gelişmenin kökenleri nedir, siyaset yeniden olumlu bir kavram ve toplumsal etkinlik alanı olabilecek mi? Bu sorulara cevap vermek güç, en azından bu yazının sınırları içinde...

Ama benim asıl derdim, bir çelişkiye dikkat çekmek zaten. Deneyimizi sürdürelim. Sokaktaki seçmenlere, bu defa demokrasi hakkındaki fikirlerini soralım. Bu; politikanın tam tersine, son derece saygın bir kavram. Demokrasi sözünü kullanan ya da duyan insanların gözlerinde bir parıltı, yüzlerinde bir gülümseme, güzel bir geleceğin umut ışıklarını görmek büyük ihtimal. Gerçi soracağınız hemen herkes; içinde yaşadığımız demokrasinin yetersiz olduğunu, ortalama vatandaşın katılım imkanlarının giderek kısıtlandığını, çözümün doğrudan ve “alttan gelen” demokraside yattığını söyleyecektir. “Gerçek demokrasi bu değil!” cümlesi, belki de demokrasi bağlamında en sık duyulabilecek lafız günümüzde. Ama bu, demokrasinin ne kadar da popüler, olumlu, kabul gören bir kavram olduğunun da en güzel kanıtı değil mi zaten?

Demokrasi bu kadar olumlu iken, politika nasıl bu kadar olumsuz bir isme sahip olur? Bu çelişkinin nedeni nedir? Neden seçmenlerin –özellikle– liberal-demokrat kesimi; demokrasi karşıtı, aşırı sağcı, popülist partilerin oy oranlarını artırmasına hemen her seçimden sonra şaşırmakta ve bunu demokrasinin kendi sorunu olarak değil de, politikanın ve politikacıların yarattığı bir sorun olarak görmekte? Demokrasi; politikanın bir biçimlenmesi, bir siyasal sistem, siyaset etmenin koşullarını belirleyen çerçevelerden biri değil mi?

Deneyimizin üçüncü sorusunu soralım sokaktaki seçmenlere: “Demokrasi sizce nedir?” Kendi sohbetlerimde işittiğim demokrasi tanımları, bana bir mücevher kutusunu hatırlatıyor. İçine en değerli, en güzel, en uzun ömürlü takıların konulduğu bir kutu. Uzunca bir zamandır, bu konuda bir liste tutuyorum ben. Demokrasi konusunda duyduğum tüm tanımları, tüm sıfat ve isimleri bir köşeye not ediyorum. Tabiri caizse, mücevher kutusunun envanterini tutuyorum.

Mesela şunlar var demokrasi mücevherleri listesinde: düşünce özgürlüğü, hukuksal eşitlik, insan hakları, hukuk devleti, seçimler, yasama-yürütme-yargı ayrılığı, bir (Avrupa kökenli) insanî değer, bir yaşam biçimi, otoritarizmin tersi, kadın-erkek ilişkilerinde eşitlik, hiyerarşinin yok olması, iktidarın kötüye kullanımının engellenmesi, tolerans, farkların kabul ve saygı görmesi...

Bu liste; bir yönetim biçimi olarak, iktidarın meşru kılınmasının bir yöntemi olarak demokrasi tanımını neredeyse tamamen unutturuyor. Ama iktidar, meşruiyet ve yönetim boyutlarını unutmak, siyaseti de unutmak demektir. Demokrasi, siyasetten “arındırılarak” tanımlanmaya ve anlaşılmaya başlanınca, bir masal kahramanına; demokrasi üstüne akıl yürütmeler de, bir masal kitabına dönüşüveriyor.
 
Böylesi bir masal-demokrasi, bir dizi sorunu beraberinde getiriyor doğal olarak. Demokrasiyi bu derece “yükseltmek”, hayal kırıklığına uğramayı da son derece kolaylaştırıyor. Demokrasiye yaklaşmak yerine, ondan uzaklaştırıyor insanları bu tehlike. Siyaseti “unutmak”, siyasalın bizlere sunduğu olasılıkları da unutturuyor; demokrasinin belki de “son durak” olmadığı ihtimalini de... Başka bir tehlike de şurada yatıyor: kendini demokrasi diye adlandıran, Putin ve Orban’dan Erdoğan’a kadar bir dizi “karizmatik lider” tarafından inşa edilmiş yeni otoriter rejimleri anlamamız, güçleşmekte. Çünkü “temsili diktatörlük” (ya da Ahmet İnsel’in deyimiyle “demokratik otoritarizm”) olarak tanımlanabilecek bu rejimler, demokrasinin karşıtı değil; tersine, doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmaktalar.

Bu sorunları, bir sonraki yazımda daha yakından incelemeye çalışacağım.



...........................................................
Kasım 2017, www.hakanguerses.at


<-geriye: