TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Göçmen adaylar ve siyasi arızalar


HÜSEYiN ŞIMŞEK

Hafta sonu yapılacak genel seçimde, Türkiye kökenli ya da kökeninde “Türkiyelilik” bulunan bir grup aday da “yarışacak”. Tek tek bireylere indirgemeden, konuyu kişiselleştirmeden söylemeliyim ki özellikle de Türkiye kökenlilerin siyaset yapma tarzında yıllardan beridir tanıklık ettiğim bir dizi arıza var. Bu arızalardan en önemli gördüğüm ikisini burada tartışmak istiyorum. Her iki arıza da siyaseten duruş sergilemede, siyaset yapma tarzında bir yabancılaşmaya tekabül ediyor.

Benim görebildiğim ilk önemli arıza, klişe bir anlayış ve davranıştan kaynaklanıyor: Göçmenleri, sadece ve en iyi bir göçmen temsil eder! İkinci önemli arıza: Milletvekilliğine ya da yerel yöneticiliğe soyunanların, seçilebilmeye endeksli bir parti seçimi yapıp seçmenlerin gözünün içine baka baka “partiyi boş ver, parti önemli değil” demesi. Şimdi bunlara biraz daha yakından bakalım.

Göçmeni, sadece bir göçmen mi temsil edebilir?

Göçmenleri, sadece ve en iyi bir göçmenin temsil edip savunacağı savı, bir klişe ve bütün klişeler gibi aşırı bir abartıya ve çarpıtmaya dayanıyor. 2017 yılında ve şu yaşadığımız Avusturya gibi bir ülkede bile inanç, etnik köken, hemşehrilik gibi aidiyet ya da kimlikler, politikada başat rol oynuyorsa, hâlâ taşra politikacılığının rağbet gördüğü bir noktada olunduğunu gösterir bu.

Elimizi vicdanımıza koyarak yanıtlayalım: Sağlam bir politik duruşu, tecrübesi ve programı olmamasına rağmen, sırf “göçmen kökenli” diye bir adaya oy vermek doğru mu? Kendi dünya görüşümüzü, politik çizgimizi bir kenara bırakarak; listesinde yer aldığı partinin bize uzaklığını, hatta karşıtlığını hiç önemsemeden “göçmen kökenli” (eşimiz, dostumuz, akrabamız, arkadaşımız) olan birine oy vermenin, kelimenin gerçek anlamında siyaseten savunulur bir tarafı var mı?

Sandığa giden birinin oyunu nasıl kullanacağı, kimi seçeceğinin parametreleri siyaset ve politika (bağlaşık olarak ideolojik tasavvurları ve dünya görüşü) alanından değilse, bu alanlara yönelik bir yabancılaşma, bir paravanlaştırma söz konusudur. Bir ülkeye, yani verili toplumun tamamına yönelik bir hükümet etme iddiasıyla çıkıyorsanız ortaya -ki ele aldığımız seçimlerin asal amacı budur- “göçmen kökenli olmak” (siyaset, politika, ideoloji ve dünya görüşü dışında kalan) diğer aidiyetler gibi tek başına bir marifet değil. Eğer yapılmakta olan siyaset ise ve göçmen bir seçmen de kime oy vereceğini sadece "göçmen aday" kriterini esas alarak belirliyorsa, orada bir kandıran ve kandırılan var.

Politikayı ve siyaseti, çok farklı -etnik, kültürel, inançsal, sınıfsal- düzeylerde süren eşitlik ve özgürlük mücadelesinin arenası görüp ona göre gardını almamış bireylerden ülke parlamentosunda bir grup kursanız ne olacak? Cerrahi müdahaleleri andıran bir tarzda dini ve etnik kimliklere, yerli-yabancı gibi klişe ve indirgeyici kategorilere dayalı uçurumların, en azından bir yerden sonra egemen paradigmaların bir tuzağı olduğu, nasıl unutulabilir ki! Aktüel çıkar ve beklentileri dolayısıyla göçmenlerin nabzına göre şerbet veren “Avusturya’nın yerlisi” bir politikacıya, “yemezler” deniliyor da, aynı şeyi bir “göçmen kökenli” (eş, dost, akraba veya arkadaşımız) yaptığında neden “bal-kaymak” oluyor?

Seçilebilmeye endeksli parti seçimi

Ülke bazlı hükümete; eyalet, kent, kaza, köy bazlı yerel yönetime yönelik seçimlerde, sandık başına giden seçmenin tercihi (istisnai durumlar hariç) siyasi ve politik kabulleri, dünya görüşü ve ideolojisine uygun olmalıdır. Kendisiyle tam olarak bütünleşme sağlayabildiği bir parti yok da kendine en yakın bulduğu partiyi tercih edecekse de tercihinin parametreleri, bir önceki cümlede sıralananlardır. Değilse, orada bir sorun, bir arıza var demektir.

Politikaya atılan Türkiye kökenlilerin tamamında değil elbette, ama önemli bir kesiminde, seçilebilmeye veya elde edilecek “yan faydalar”a endeksli bir parti seçimine tanık oluyoruz. Milletvekilliğine ya da yerel yöneticiliğe aday olmaya karar verdiği güne kadarki siyasi, politik, ideolojik çizgisiyle ilgili herhangi bir özeleştiri yapmadan ya da en azından bir dönüşüm yaşadığını deklere etmeden hem de!

Bir aday düşünün ki hangi partiden aday olursa olsun, göçmenleri en iyi onun savunacağından kuşku duymayalım. Bu, siyaset denen uğraşın doğasına aykırı bir beklenti. Dolayısıyla seçmene, "parti önemli değil ya" diyen birinin güdeceği, öyle “göçmenlik davası” falan değil, “yerli hiyerarşi”de kendine yer açma çabasıdır sadece. Ki siyasi, politik, ideolojik çizgi, hat farklılıklarının bu denli önemsizleştirilmesi de bu yüzdendir zaten.

Halbuki siyasete, politikaya atılıp seçilmek üzere meydana çıkan biri, bu parametrelere göre öncelikle "rengi"ni ortaya koymalı, aday olacağı parti seçimini de buna göre yapmalıdır.

Seçmenler, sık sık şöyle şeylerle karşı karşıya kalır: Aday, oy beklediklerinin kulağına eğilip aslında “komünist”, “sosyalist”, “milli görüşçü”, “ülkücü”, “milliyetçi” ya da “siyasal İslamcı” olduğunu fısıldar. Neden peki? Çünkü, fısıldadığı siyasi tercihe pek de uygun olmayan bir partiden aday! İçine girdiği ilişkiler ağı, başımızı döndüren çaprazlama alışverişlerle örülü çünkü.

"Parti önemli değil", “parti seçmene gerek yok", "sadece beni tercih et yeter”, denilebiliyor mesela. Nasıl olur? Olur olur, aday kişi bir “süpermen” ya,  “ağzıyla kuş tutma” becerisi var ya! Bütün meclisi, irili ufaklı partilerin cümlesini hizaya sokuverir; göçmenlere yan gözle bakanın canına okur!

Diyelim ki filimlerden çıktı o “süpermen”lik hali, gerçek oldu ya da adayımız “ağzıyla kuş tutma” becerisini gerçekten gösterelebildi! Aslında bu durumda tehlike daha büyük! Eğer peygamberlik iddiasında bulunmayacaksa, başımıza “seçimli bir diktatör” kesileceği kesin. Oysa politika ve siyaset yapmak, kollektif bir iş ve uğraş. Öyle olmaktan çıkarılıp abartılı bir şekilde kişilere indirgendiğinde, bu davranış tarzının yol açtığı arızalar sıralamakla bitmez!

(SPÖ’den Josef Cap ile Yeşiller Partisi’nden Peter Pilz’in, adaylık listeleri seçimlerinde gösterdikleri birbirine zıt davranış tarzı irdelenmeye değer.)

Ben sandığa gideceksem, “hangi parti” sorusundan başlarım netleşmeye. Siyasi ve politik duruşuma uygun ya da en yakın partiyi belirlerim önce. O partide başarılı ve yararlı olacağını düşündüğüm bir aday için, seve seve tercih de yaparım.

Siyaseti, yukarıda kısaca değindiğim arızalarla yürütmek istemeyen adaya, bir seçmen olarak söyleyeceğim şudur: Partini bir kenara bırakıp oy isteme benden, partini omuzlan da gel; sana oy verip vermeyeceğime ona göre karar vereceğim.

....................................................................
huseyin.simsek@gmx.at
www.huseyin-simsek.com
 


<-geriye: